17/5/2009 · Kategori: Günlük
HÜZÜNLE GÜLMEKARASI
ben yokum o adreste
gözlerine güvercin düşen bebek
sevincine kurulan pusu
vuralım kendimizi yollara
bu yol yabancı bu iklim
kuşatılmış acılar durağı
yoksun ürkek ellerin
senin resmin tanırım
mevsimden mevsime gezinen dostluk
şaşkın tufan artığı
yağmursuz kuruyan tohum
anlamak bana düşer
sen hala tutsak mısın
bilemiyorum alışkın değilim
dündü gelip geçmişti
sen vardın kapanmış kapılar
soysuz bir bulut
bir de hüzünle gülmek arası
gidip gelen uykular
yaşamın içinde kadınlar
acının ortasında
çiçek bozuğu düğüm
saçları kankurusu
karacaoğlan yunus ahu gözlüm
dağ yangını kıvılcım
külünde dirilen can
yıllandı şarap mahzende hani düğün
söz dinlemez hain efkar
gençliğim yarım kalan şenlik
sinema afişleri iki yüzlü güzellik
hangi durakta ben bendim kimbilir
tutsaktım kısıktı sesim
kahrın yüzüydüm kirlendim
görünmez kuytularda
depremsiz yıkıldı hevesim
Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 52-53)
31/3/2009 · Kategori: Deneme
İzmir
Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr
Türkiye'den sıkıldığım zaman İzmir'e giderim ben.
Simite gevrek deriz biz...
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik aleti değildir.
Kumru da kuş değildir bizim için...
Yengen'i yeriz.
Sen sigorta dersin...
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız...
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin, domat işte.
Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60'ar 80'er midye yeriz, istifno severiz, cibez'e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz'a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...
*
Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede... Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, İzmirli kadınlar alır kupayı... Erkekleriyle kahveye giderler çünkü... Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler... Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin... Gönül Yazar'ız, Sezen Aksu'yuz; bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina'yız... Sensin Varoş! Biz tenekeli mahallede bile el ele gezeriz.
*
Erkeklerimiz de fena değildir hani... Detaya girmeyeyim, Ayhan Işık, Metin Oktay, Mustafa Denizli mesela, bi fikir verir sana... Ertuğrul Özkök'ün kırdığı cevizleri okuyoruz; eşi kafasına ütü atmış... Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül'le Alişan'ı ayırt edemeyiz biz.
*
Gülümseriz.
*
Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald's'ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... Sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Foça, çipurayız... Pak Bahadur'u özleriz... Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız... Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Mezun olduktan sonra öğretmeniyle kadeh tokuşturmayan öğrenciyi zor bulursun İzmir'de.
*
Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi'ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı'da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu'ndan alırız... Ağlayıp zırlamak bi yana, çoğu dondurmayı bitirmediği için ayrılmak istemez karakoldan, iyi mi... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20'de tiyatro başlıyor... 20.30'da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21'de filan başlar... Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, bizim için ekstra bira içme vesilesidir bu... Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir... 201 sokağı bulduysan, yanındaki 202'dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.
*
35'imiz var.
35 buçuğumuz da var.
34 plaka gördük mü, kapışırız... Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.
*
Özetle, arızayız!
*
Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız... Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele Müzesi'dir... İstanbul'daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara'daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek... Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı'nı teklif etmez hiç kimse.
*
Bakın, Tayyip Erdoğan dedim, aklıma geldi... Bugün İzmir'de miting yapacakmış Başbakan.
*
Kendisine ev sahibi olarak, Ayla Dikmen'in Kordon'da üstü açık otomobille gezerken söylediği ve Türkiye'nin anca yıllar sonra keşfettiği parçasını armağan ediyorum: "Ben söylerken gülmedin mi? Falımızda ayrılık var demedim mi? Anlamazdın, anlamazdın..."
Hürriyet; 15 Mart 2009
***
Boyoz ve Kumru
Boyoz ve Kumru İzmir’in simgesi oldu.
Abdülhamit’e saygısızlık gibi olmasın, anısına yapılan Saat kulesi’nin popülaritesini çoktan geçmiştir tanınırlığı.
Kentlerin gelenekleriyle var olması çok önemli.
Bilirsiniz, Boyoz Safarat mutfağının İzmir’e bir hediyesidir.
Siz bilirsiniz de seçimler dolayısıyla kent’e gelen siyasiler bilemediler!
"İzmirli hemşehrilerim" derlerken biz onların Boyoz’u tanımadıklarından hemşehri olmadıklarını anladık!
Oyumuzu almak için her tür kılığa girerler, bir uyanık çıkıp da iki boyoz bir yumurtayı önümüzde çaktırarak yese, hemşehrimiz gibi oyu kapacaktı belki de...
Geçenlerde İzmir’e Başbakanla birlikte gelen Nazlı Ilıcak bu bilgilerin çok dışında kalmış olmalı ki TV de hoş! bir laf etti.
“İzmir çok geri kalmış, gördüm içim sızladı ” dedi.
Sn Ilıcak, pasaport iskelesinde oturup bir çay içtiyse ve o sıra önünden
Eski İzmir kayıkları geçtiyse! Kendini geçmişte hissetmiştir ve içi öyle sızlamıştır diye düşünüyorum.
Çünkü İstanbul’u 350 li yıllarda yapılan Bizans kalıntılarının üzerine bile
Otel yapmış, tarihi yok etmiş, bizim içimiz sızlamadı mı?
Arzu edilen bir model kent var; Fatih veya Sultanbeyli gibi, o zaman içi sızlamayacak!
Düşünün bir kez! Fatih kılıklı bir İzmir’de boyozun haso'sunu yiyorsunuz veya Kumru’nun yengen'ini.. . Ne tad verir?
Kültürler uyuşmuyor.
Şu seçimler sayesinde açık üniversiteye devam etmiş kadar bilgilendik.
Örneğin; bundan böyle İzmir nasıl bir kent’tir diye soran bir dostunuz çıkarsa!
Bazı yerel yönetici adaylarının seçim vaatlerinde;
“Eğer kazanırsak, gençler buralarda el ele dolaşmaya devam edecekler hatta köpeklerini bile rahatlıkla gezdireceklerdir,
Hem de Cumhuriyetin 86 cı yılında.
Bir yandan tatil beldesi Çeşme’de, koylarda gençler eyleşiyor! diye yıkmadık iskele bırakmamışsın, diğer yandan
“Durmak yok elele dolaşmaya devam” sloganı ile seçim kampanyası mı olur?
Durum o kadar da değil Seçimlerin bir öğretisi oldu, ülkenin sosyal haritası yeniden belirlendi.
Kimi yörede dağıtılan çamaşır, bulaşık makinelerinin bi oy etmediği anlaşıldı!
Kimi yörede makarna, erzak, kömür torbası…
İzmir’in payına düşene bakın!
“Serbestçe elele dolaşma hattı humayunu” bu da İzmir'e verilen rüşvet!
Bir şey daha var!
O da "Köpek maması"
Bu neye ki?
Değerli Dostlarıma sağlık, huzur dolu bir hafta dilerim.
İbrahim Yüncü
30 Mart 2009
***
AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Taha Aksoy, bütün İzmir’li kadınlara bir propaganda mektubu yollamış. Bunun üzerine İzmir’li bir kadın da Taha Aksoy’a mektup yazmış. Bu mektup dün itibariyle gazetelerin internet sayfalarında yayınlandı. Mektubun tam metnini aşağıya aldım, şöyle diyor mektubunda İzmir’li o kadın;
“Sevgili Taha Aksoy;
Göndermiş olduğunuz mektubunuzu dün itibariyle posta kutumdan almış bulunuyorum.
"Özgürce yaşamaktır İzmir" dizesi ile başlayan ve "Asaleti, nazı, edası kadınlarında gizli... Değişilmez şehirdir, İzmir" dizeleri ile sona eren şiiri beğeni ile okudum.
Altında herhangi bir şairin imzası olmadığı için bu güzel mısraların size ait olabileceğini düşündüm.
Kaleminize sağlık, ne güzel anlatmışsınız... Mektubunuzu okuduktan sonra uzun uzun düşündüm.
Demişsiniz ya "değişilmez şehirdir İzmir" diye, sonuna kadar katılıyorum, ancak eklemek istediğim bir şey daha var, aynı zamanda değiştirilemez şehirdir İzmir...
Beyefendi tavrınızı takdir etmiyor değilim, ancak bir bağımsız aday edası ile gerçekleştirdiğiniz söylemlerinizi anlayamıyorum. Adayı olduğunuz AKP'nin yaptıklarını ve yaptırımlarını biz İzmir kadınlarına nasıl unutturacaksı nız, merak ediyorum.
Biz İzmir kadınları düşkünüzdür özgürlüğümüze.
Türkiye ortalamasının üzerinde ekonomik özgürlüğümüz vardır.
Kariyer sahibiyizdir, başarıya odaklıyızdır. Oysa AKP'nin sosyal güvenlik ve iş yasalarındaki düzenlemelerine baktığımızda kadını iş yaşamından koparmaya yönelik olduğu aşikardır. İş Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapan yeni yasayla, çalışan kadınların önüne engeller koyarak onları ev yaşamına mahkum bırakmaya çalıştıklarını nasıl unutabiliriz ki?Genel başkanınızın her gittiği yerde "üç çocuk yapın" mesajları partinizin kadına bakışını özetler halde.
"Mustafa Kemal Atatürk'ün hem İzmir'e hem de kadınlara verdiği değer çıkacaktır karşınıza..." diyorsunuz. Kuşkusuz bu doğrudur. Ancak unutmayalım ki Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Türkiyesi'nin temel taşlarından biridir laiklik. Ve bizim için tartışılması dahi mümkün değildir. Oysa belediye başkan adayı olduğunuz AKP, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'u tarafından laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak tescillenmemiş midir?
"İçine düşürüldüğü durumdan yakınmadan ayakta kalmaya çalışan güzel İzmir'i ışıltılı günlere kavuşturmak; ekonomi, bilim ve kültürün kalbi haline getirmek İzmir'e olan borcumuzdur. .." diyorsunuz.. . Doğrudur. AKP Hükümeti'nin adeta üvey evlat muamelesi yaptığı, İzmirli'den aldığı vergileri yatırım olarak geri yollamadığı apaçık ortadır. Bu durumda bizlere hükümetin borcu vardır. Ancak bu borcu ödemeleri için illa AKP'ye mi oy vermemiz gerekmektedir? Bu bir üstü kapalı tehdit midir?
Mazur görün, ben anlayamadım.. .
Biz İzmir kadınları güzelliğimizden öte zekâmızla anılmayı tercih ederiz. Ve zekânın en önemli unsurlarından biridir hatırlamak... Şimdi kısa bir yakın geçmiş yolculuğuna çıktığımda AKP Genel Başkanınız ile ilgili hatırladıklarım şunlardır;
"Ananı da al git...
Askerlik yan gelip yatma yeri değildir...
Türkiye terörle yaşamaya alışmak zorundadır...
Hem Müslüman hem laik olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik...
Referansım İslam'dır...
İki koyun gütmeyenler liderlik yapamazlar.. .
İş bırakma eylemeleri zulümdür,
Kriz teğet geçti... "
Ve daha onlarcası. Nasıl unutacağız tüm bu sözleri?
Sevgili Taha Aksoy; fakirin her gün fakirleştiği İslami kodamanların kendilerine ve çeşitli modellerle yapılmış türbanlı eşlerine aldıkları siyah büyük arabaları gördüğümde sinirleniyorum.
Küçük esnafın besmelesiyle açtığı kepengini siftahsız kapadıklarını duyduğumda içim sızlıyor.
Mahalle aralarında bir oy için dağıtılan erzaklarla açlık üzerinden siyaset yapıldığına tanık olup kahroluyorum. Gemiciklere eklenen pırlanta şirketlerini ve bunlara sağlanan imtiyazları işittiğimde tepemin tası atıyor.
Her gün yeni bir arkadaşımın işten atıldığı haberi geldiğinde ailelerini nasıl geçindirecekler kaygısı ile uykularım kaçıyor.
Soykırım suçlusu Ömer El Beşir'in Atatürk'ün masasında yemek yediğini öğrendiğimde midem bulanıyor.
Krizin bizi dibe çektiği şu günlerde memleket meselelerini bir kenara bırakıp meydanlarda vekilleriyle beraber laf yarıştırma telaşına kapılan bir başbakanı gördüğümde ise neden AKP'ye oy vermemem gerektiğini bir kez daha hatırlıyorum.
Tüm bunların dışında kocaman bir soru işareti var kafamda; laiklik karşıtı onca söylemi ve eylemi olan, demokrasiyi kendi kafasına göre yeniden tanımlayan, yazarlara çizerlere açtığı rekor sayıda davanın altına davacı olarak imza atan, kadını ikinci sınıf vatandaş haline getirmeye çalışan, insanlarını bizler ve onlar diye ikiye ayıran bir lidere sahip partiden, gerçek bir İzmirli neden ve nasıl aday olur?
İşte ben bunu anlayamıyorum.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA...(A.B.K)”
Evet, mektup aynen böyle. Sakın kurmaca falan da zannetmeyin, Vatan’dan Mehmet Tezkan bile yayınladı köşesinde.
Bu İzmir ilginç bir şehirdir, örneğin İstanbul Hükümeti mütarekeyi imzalayıp İngiliz’e teslim olurken, İzmir emperyalizme ilk kurşunu sıkmıştır. 1985 yılında siyasi yasakların kalkması için yapılan referandumda en yüksek “evet” oyu İzmir’den çıkmıştır. 1982 Anayasası için yapılan halk oylamasında ise en yüksek “hayır” oyu Tunceli’den sonra İzmir’e aittir. Yolunuz Ramazan ayında İzmir’den geçerse aç kalmazsınız asla, hatta birçok meyhane, camekanına “Ramazanda nöbetçiyiz” tabelaları bile asar ve kimse o meyhaneleri taşlamaz, o meyhaneler bombalanmaz, tam tersine Veysel Çıkmazı’nda günlerce şamatası yapılır bu tabelaların. İnanılmaz bir hoşgörü sarar ortalığı günün her saatinde. Öyle uzun uzun küfretmez İzmir’li, en fazla “s..ktir et o p..ştu” der geçer gider. Kadını da, erkeği de harbidir, delikanlıdır, düğünde de, mevlitte de harem selamlık pek olmaz..Bütün yollar Konak Meydanı’na çıkar İzmir’de, Konak Meydanı ise, hem o “İlk Kurşun” u sıkmıştır emperyalist işgalciye, hem de Gazi’yi karşılamıştır. Yani bütün yollar aslında Gazi’ye çıkar İzmir’de. En son birkaç gün önce Recep Tayyip’in İzmir ziyareti öncesi, kendisi de bir İzmir’li olan Yılmaz Özdil ne güzel anlatmıştı Hürriyet’teki köşesinde bu şehri:
“Türkiye'den sıkıldığım zaman İzmir'e giderim ben.
Simite gevrek deriz biz...
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik aleti değildir.
Kumru da kuş değildir bizim için...
Yengen'i yeriz.
Sen sigorta dersin...
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız...
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin, domat işte.
Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Hıdrellez filan gibi mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 60'ar 80'er midye yeriz, istifno severiz, cibez'e bayılırız; gece 3-4 gibi boyoz'a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur bu arada, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır...
Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha... Canı çekerse, o seni tavlar! Ayıptır söylemesi, Mahsun Kırmızıgül'le Alişan'ı ayırt edemeyiz biz.
Gülümseriz.
Enginarın başkentidir; İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri... 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald's'ın bunalıma girdiği tek şehirdir... Zeytinyağı severiz, dünyanın en boktan durumuna bile düşsek, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz... Sana ne birader, keyfimizin káhyasıyız,
Siz sembol diyorsunuz ama, saat kaç diye Saat Kulesi'ne bakanı bulamazsın, altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine sorar saati! Rahatızdır... Çocukları Kemeraltı'da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulup getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu'ndan alırız... Aceleye gelemeyiz! Bir sene önceden duyurmaya başla, de ki, 22 Ağustos saat 20'de tiyatro başlıyor... 20.30'da geliriz... Sanatçılar da İzmirliyse, tiyatro zaten 21'de filan başlar... Kuyruk olmaz, çünkü kuyruk varsa, İzmirli sıkılır, gider.
Arkadan sirenleriyle isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz.
Özetle, arızayız!
Erkek çocuklarına en çok "Efe" adı konulan şehirdir orası... Zeybek duyduğumuzda, içimiz cız eder, kalkar oynarız. Hasan Tahsin orada, Kubilay orada, Latife Hanım orada, Zübeyde Hanım bize emanet, bize... Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız... Sokak sokak, bulvar bulvar, Milli Mücadele Müzesi'dir... İstanbul'daki gibi Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur orada... Ankara'daki gibi Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek... Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı'nı teklif etmez hiç kimse.”
Dünyanın en büyük anti-emperyalist savaşlarından biri İzmir’de başlamış, İzmir’de bitmiştir. Demin de dedik ya, Buca’dan da gelsen, Kadifekale’den de, Eşrefpaşa’dan da insen, Karşıyaka’dan vapurla da geçsen, bütün yollar “Gazi”ye çıkar İzmir’de. 9 Eylül 1922 ‘ den bu yana bütün yol tabelaları hep “Gazi”yi gösterir.
İzmir hep direnmiştir, eskiye direnmiştir, haksızlığa direnmiştir, yalana dolana direnmiştir, işgale direnmiştir, karanlığa direnmiştir, gericiliğe direnmiştir, yobaza direnmiştir, dinciye direnmiştir, kadın erkek direnmiştir, ama en çok da kadınları direnmiştir.
İzmirli erkekler, işte o kadınların kocaları, ağabeyleri, kardeşleri, sevgilileridirler... Körfezin hemen yanında yaşarlar. Bir kadının saçlarında denizi koklar ve her seferinde şaşırıp, deniz bile böyle gerçek kokmaz diye düşünürler...Biraya hamallık derler, rakıyı çay bardağında içerler. Ve hep, ve daima, ve sonsuza kadar “zeybektirler”.
İzmir’in kadını hep bir başkadır, özgürlüğe tutkundur, erkeğinin üç adım arkasında değil de hep yanında yürümesindendir bu. Şairin dediği gibi, “Balkonları henüz yıkanmamış, kinini ve nefretini çeyiz sandığında yemenisini saklar gibi muhafaza eden İzmirli kadınlar, saçlarına ak düşmeden anlarlar İzmirli erkeklerin yaşlandığını.Çünkü ağlamak, hayata dokunmaktır...Güldüğünü önemsemez de İzmirli kadınlar - ağladıkları zaman İzmirli erkekleri kocalığa, ağabeyliğe, kardeşliğe, sevgililiğe kabul ederler. Erkekler... Dünyanın neresine giderseniz gidin aynıdırlar. Bir, İzmir hariç. Çünkü İzmirli erkeklere, İzmirli kadınlar dokunurlar.”
Ve işte o kadınlar ki, neyi, nerede, ne zaman ve nasıl yapacaklarını hep iyi bilirler, bilmekle kalmaz, öğretirler. Çünkü İzmir’li erkekler, en çok İzmir’li kadınları “dinlerler”.
İyi ki varsın İzmir, İyi ki oradasın. Doğduğum, büyüdüğüm şehir, kimsenin karartamayacağı aydınlığını seviyorum senin. On gün kaldı topu topu, biliyorum, bu sınavdan da geçersin sen..
(HAYRİ GÜNEL)
***
GÂVUR İZMİRLİ
Anadolu’ nun çok yerinde İzmir’ e, İzmirlilere gâvur derler. Aşağılama, kendinden olmama anlamı taşıyan bu nitelemeyi sever İzmirliler. Başkaları gibi tutucu bağnaz olmaktansa çağdaş Avrupai görüntüsünün böyle aykırı bir niteleme doğurduğunun farkındadır. Güler geçer İzmirliler.
Bugünkü Hisar Camii çevresinde kurulan eski kent çekirdeğinin Ceneviz kolonisi olması daha sonraları ise Seferad Yahudilerinin gelip yerleştiği bugünkü Konak çevresi nedeniyle İzmir’ in merkezi yıllar boyunca Gâvur İzmir olarak adlandırılmıştır. Çarşının ve limanın merkezde yer alması nedeniyle bölgenin alışveriş ve ticaret mekânı uzun yıllar “ Gâvur İzmir ” diye adlandırılan bu bölge olmuştur. İşgal yaşamış, Kurtuluş Savaşı ve mübadele ile gayrimüslim nüfusunu büyük oranda yitirmiş olmasına karşın bazı özelliklerini yitirmemiştir. Kimilerine göre gâvurluk diye adlandırılsa da, ülkemizin batılı yüzü olmuştur İzmir.
Vatanseverdir İzmirliler.
İstanbul yönetimi mütareke imzalayıp teslim olurken onlar kurtuluş savaşının ilk kurşunu niyetine kendi insanını sürer namluya. Dönemin yönetimi için kabul edilmez bir başkaldırıdır, gâvurluktur İzmirlinin bu yaptığı.
Demokrattır İzmirliler.
1985 yılında yapılan referandumda ülke ortalamasının büyük oranda aksine siyasi yasakların kalkması yönünde oy kullanarak ülkemizde demokrasinin yara almasının önüne geçtiğinin bilincindedir. Kimilerine göre ise, yapmıştır yine gavurluğunu. Riyakâr değildir. Hoşgörüsü yüksektir İzmirlinin.
Kemeraltı semtinde meyhaneler sokağı olarak bilinen Veysel çıkmazında çoğu meyhane sahibi ramazan ayında “ meyhanemiz ramazan nedeniyle kapalıdır ” yazısı asarken, Ferit Baba’ nın meyhanesi camına “ meyhanemiz ramazanda nöbetçidir ” yazısı asar. Kızmaz, karışmaz kimse kimsenin yaşantısına. Kimileri için ise gâvurluğun dışavurumudur, bu hoşgörü.
Değerlerinin farkındadır. Vefakârdır, İzmirli.
Yunan işgalinden sonra çok büyük bir kısmı yanmış ve harap olmuş halde geri alınmıştır. Yangın yeri denen ve İzmir‘ in eski kent merkezi olan metruk alan o zamana kadar yapılan park alanlarının en büyüğü olarak 1937 yılında İzmir Fuarı adıyla açılmıştır. Fuar, yıkılmış, tükenmiş kentin insanlarının gayreti ile İzmir’ in yeniden kuruluşunun ve çağdaş kimliğinin göstergesi olmuştur. İzmir Fuarı' nın 30 Ağustos kapısından girdiğiniz zaman sizi sol tarafta küçük bir heykel karşılar. Bu heykel bir yalak başında üç adet at başından oluşmaktadır. Heykelin altındaki notta ise “ Bu heykel İzmir Fuarının yapımında çalışan ve çoğu bu çalışmalar sırasında can veren atların anısına yaptırılmıştır ” diye yazmaktadır. Kimilerine göre ise, bu ülkede heykeli dikilebilecek o kadar önemli şahsiyet varken yapmıştır yine gâvurluğunu, İzmirli.
Gâvurluk nitelemesini sever İzmirli.
Çağdaş, demokrat, aydın ve aykırı olmanın karşılığı olduğunun, bu nitelemenin, farkındadır. İnançların insanın vicdanında olduğunu, kimseye inancı için hesap vermek zorunda olmadığını bilir ve dahası kendini gâvur diye niteleyip kendinden saymayanları da bağrına basar İzmirli. Çünkü İzmirli, hayatın her şeyin önünde olduğunu, asıl olanın yaşamak olduğunu bilir ve bunu haykırır.
Gâvurluğu sever İzmirli...
Mehmet UHRİ, 21.12.2005
Çok ödüllü şair Abdülkadir Budak
ARİF DAMAR
Şubat 2009 ve bu ayı kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alaz, Andız, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat ve Edebiyat, Sanat Cephesi, Sıkıntı, Sincan İstasyonu, Sözcükler, Şehir, Şiirsanatı, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim’de yayımlanan şiirleri okudum, inceledim. Abdülkadir Budak’ın, Sincan İstasyonu dergisinde yer alan “Lanet Okuma Hakkı” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Belki bilmeyen vardır, bu dergiyi çıkaran da Abdülkadir Budak’tır. Budak’la 70’li yıllarda tanışmıştım.
Benim 1969’da açıp 1984’e kadar çalıştırdığım Üst Bostancı’daki Yeryüzü Kitabevi’ne Osman Serhat’la birlikte uğramışlardı. Osman Serhat zaten oralarda oturuyordu. Budak’la çok sonraları bir edebiyat etkinliği için Bodrum Bitez’e geldiğinde karşılaştık. Eh yeri geldi, anlatayım. Bir motorla bir grup arkadaş Karaada’ya gitmiştik. Benim ayağımda beyaz plastik terlikler vardı. Adanın içindeki mağarada yüzüp motora döndüğümde terlikler bıraktığım yerde yoktu. Kim aldı terliklerimi diye soruştururken Budak o terlikler benimdi, aldım dedi. Kardeşim dedim ben buraya yalın ayakla mı geldim! Biraz tartıştıktan sonra terliklerimi geri aldım. Meğer aynı terlikten onun da varmış. Birlikte kaldığımız yere gidince bulmuş doğal olarak. Şairler dalgın olurlar ama bu kadarı da fazla. Bu da hoş bir anı. Altı yıldır bu Ayın Şiiri çalışmasını sürdürüyorum. Seksene yakın şairi değerlendirdim Abdülkadir Budak kadar çok ödül almış hiçbir şaire rastlamadım. 1982’den 2008’e, Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne kadar tam beş ödül daha kazanmış. Bu Türkiye’de bir rekordur. Ben, ki 40 Kuşağı şairleri arasında sayılıyorum, topu topu bir buçuk ödül alabildim. Buçuk 1959’da Cemal Süreya ile paylaştığımız Yeditepe Şiir Ödülü. Bir de geçen yılın son günlerinde aldığım Sedat Simavi Ödülü. Bu ödül nedense çok önemseniyor. Ama M. C. Anday Ödülü üç bin lira verirken S. Simavi Ödülü bin beş yüz lira ödüyor. Biraz tuhaf gelmiyor mu sizlere de? Ekonomik kriz mi acaba nedeni? Bilemiyorum.
Budak’ın seçtiğim şiiri sınıfsal çelişkiyi yansıtıyor. Budak yönünden çok önemli bir bilinçlenme, gelişme bu. Kendisini kutlarım.
Cumhuriyet 17.03.2009
LANET OKUMA HAKKI
Kapatın kulakları sorular soracağım
Dillerinizi bileyin cevap vereceksiniz
Çeşmeden akan su hayat verirken
Niye köyler yıkan sel olur sizde
Uzanan el sanılan birer uçurumsunuz
Normal boy bir tabuta üç çocuk ölüsü koyup
Doğum günü partimize cenaze marşı olarak
Ah bu nasıl tesadüf, gelmiş bulunursunuz
Denizi tutuklamak o kadar kolay değil
Üstünde uçan martıya yeter sizin gücünüz
Klasik müzikle korna sesi eşittir
Suyun akış hızıyla taşın oturuş hızı
Her yerdesiniz ama sorarız acemice
Siren sesini aratmaz kapınızın zilleri
Yaralı bir şarkı izi gitarın gövdesinde
Korkunun çiçekleri geceleri kokuyor
Sayenizde kopuyor insan sabah olmaktan
Herkes birer Dostoyevski inişli-çıkışlı ruh
Hemingway’ın İspanya’da boğaya yenilmişi
Sayenizde efendim çıngıraklı yılanlar
Daha değer kazanıyor belgesellerde
Sayenizde ney yerine geçiyor neyzen
Bir ağaç, iki hızar, üç devriliş sol yana
Bir ırmak, iki köprü, üç çocuk cesedinden
Ne mümkün sizinle baş etmesi efendim
Derimizden bir harita çıkarıp
Yeni yollar, ülkeler bulsak ordasınız siz
Yola yolcu diken birer güzel terziydik
Yırttınız içimizdeki umut kumaşlarını
Hayatı giyme fırsatını heba ettiniz
Karanlık, bomboş, soğuk salonda
Teneke sesli sunucu sahneye davet eder
Altın Küre Ödülü’nü yine siz alırsınız
Ekmek arası bomba, kandan kızılcık şerbeti
Nasıl unuturuz sizi, ne kadar cömertsiniz
Vampir dudaktan değil boyundan öper
Her ağaç kurdunu kendisi üretirmiş
Alnımız duvar oldukça sizin çivileriniz...
ABDÜLKADİR BUDAK
Cumhuriyet 17.03.2009
Ayın şiiri ‘Yaprak Dökümü’
ARİF DAMAR
Ocak/2009 ayı ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alez, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Edebiyatta Üç Nokta (İkaros Yayınları), Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sincan İstasyonu (Abdülkadir Budak Sincan’da yayımlıyor.), Sözcükler, Şehir, Şiiristan, Şiirce, Şiirsaati, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim dergilerinde yer alan şiirleri okudum, inceledim ve Metin Cengiz’in Kitap-lık’ta yayımlanan “Yaprak Dökümü” üç bölümden oluşan şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim.
Metin Cengiz’i yirmi yıldır tanırım. Müteveffa Enver Aytekin’in Sosyal Yayınlar yayınevinde çalışıyordu. O zamanlar bir ahbaplığımız yoktu. Asıl şair Turgat Kantürk’ün birkaç yıl çalıştırdığı Kadıköy’deki Benu-Sen içkievinde dostluğumuz başladı. 1935 Kars doğumlu olan şair, çevirmen ben Kars’tan ayrıldıktan 7 yıl sonra doğmuş. Ben altı ay kaldığım Kars’ı çok sevmiştim. Her yönden çeşitli etnik kökenli insanlar bir arada kardeşçe yaşıyorlardı. Rus kökenli Malakanlar vardı o zamanlar. Rusya’ya döndüklerini duydum, öğrendim. Acem, Kürt, tabii Türkler, Kara Papaklar, Ermenilerin evleri duruyor kendilerinden tek bir birey yoktu. Yeni bina olarak çirkin bir beton halkevi vardı. Rahmetli İsmet İnönü bir konuşma yapmak için gelmişlerdi. Kendilerini dinledim. Orada henüz DP kurulmamıştı. Caddeleri geniş, yapılar taştandı. 21 yaşındaydım. Kars Devleti Cumhurbaşkanı 120 yaşında dimdik yürüyordu. Sanıyorum bir ay kadar bağımsız bir Cumhuriyet yönetimi sürmüştü. Türkiye’mizin Cumhuriyet olması daha sonradır. İşte Metin’in Karslı olması ona yakınlığımın bir nedeniydi. Metin Cengiz’in 1996’da Behçet Necatigil ödülünü kazanan Şarkılar Kitabı’nı görmedim, okumadım. Fransızcası çok iyi sanıyorum. E. Guillevic’in dört şiir kitabını dilimize kazandırdı. Metin’in şiirlerini tanıdığımdan beri dergilerde okuyor, izliyordum. Benim öznel görüşüme göre bu şiirin çarpıcılığı yaşantısına dayanmasındandır. Devrimci bir geçmişi iki yıllık bir cezaevi konukluğu var yaşamında. Büyük laf etmiş olmayayım ama şiir yazanlar orada bir süre yattıktan sonra şair oluyorlar. Can Yücel bunun en iyi örneğidir. Can, Bir Siyasanın Şiirleri’yle şair oldu. Yani her şiir yazan şair değildir. Örneğin benden başka bilen yoktur, İsmet Bozdağ Bursa’da yaşarken 1930’lu yılların içinde çok güzel “Sen Şarkı Söylediğin Zaman” diye bir şiir yayımladı. Olağanüstü güzeldi. Ama o asla bir şair değildir. Ne laf ettim ama. İtiraz edeni Ümit Yaşar’ı okumaya mahkûm ederim. Onu şair addeden az insan yoktur, bilmez değilim. Aferin Memet bu yolda devam et. Biraz uzattım. Metin’den bundan sonra da böyle albenili şiirler bekliyoruz.
Cumhuriyet 04.03.2009
PORTRE/METİN CENGİZ
Metin Cengiz 1953 yılında Kars’ta doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Fransızca Bölümü ile İstanbul M. Üniversitesi Fransızca bölümünü bitirdi. 12 Eylül döneminde TCK’nin 141. maddesinden 2 yıl hapis yattı. Bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı. Sonra değişik gazete ve yayınevlerinde redaktör, editör olarak çalıştı. Halen öğretmenlik ve çevirmenlik yapıyor. Pablo Neruda, Eugéne Guillevic, Jacques Prévert, Jules Laforgue, Aimé Cesaire vb. şairlerden yaptığı çeviriler kitaplaştı. “Baudelaire’den ‘Günümüze Modern Fransız Şiiri Antolojisi”ni hazırladı.
Cumhuriyet 04.03.2009
Yaprak Dökümü
1
Rüyaya benziyor yaşadığımız
Derdim hücrede sabah uyanınca
Yüzlerce savaş ve bozgun içinde
Başlardım saçma sapan bir koşuya
Kayıp bir şehir gibi görünürdü
Güneş düşümde, şehir ki gölgesi
Bardak bardak içilirdi, şehir ki,
Gün çalıp tele vururdu mahkûmlar
Günler örs gibi dövülerek geçti
Hücre bitti ama çekiç bitmedi
2
Ne çok zulüm yılı geçmiş aradan
Geçer gibi tünellerden trenler
Uzun yolları nişanlar trenler
Uzun yollar ardındadır memleket
Rüzgâr olur uzak en küçük haber
Böyle demir çelikleşir beraber
Ölüm ki terkidir dostların bizi
Ölümdür bir komünist cumhuriyet
Yüreğimde rayların iniltisi
Yüreğim sisi aşk denen illetin
3
Nice günler görmüş bir ulu dağım
Rüzgâr değil dört yanımdan çöl eser
Geçtiğim yol hiçliğin uğultusu
Şimdi kafaya bir kurşun sıkmak var
Bir de yaşamak kavim kardeş için
Şimşek gibi çarpsa da gelen yıllar
Aslolan hayat diyor gelen sesler
Kulağa hoş davul zurna sesidir
METİN CENGİZ
Cumhuriyet 04.03.2009
Ayın şiiri Yılmaz Gruda’dan...
ARİF DAMAR
Kasım 2006 ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden: Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Denizsuyu Kâsesi, Deliler Teknesi, Dize, Edebiyatta Üç Nokta, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, Kertenkele, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sözcükler, Sincan İstasyonu, Şarköy Sanat, Şehir, Şiirsaati, Tavır, Tay, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi iklim dergilerinde yayımlanan şiirleri okudum ve inceledim.
Ve sonunda Berfin Bahar dergisinde yer alan Yılmaz Gruda’nın “Reklamcı (Doğ. m.ö. 829)” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Yılmaz Gruda bilindiği gibi şairliğinin yanı sıra aktördür (oyuncu) aynı zamanda. Yılmaz’ı ben Ankara’da yaşadığım yıllarda tanıdım. Yıl 1945 ya da 46 olabilir. Ahmet Oktay’la yakın arkadaştılar. Ben 20-21, onlar benden 8 yaş küçük olduklarına göre 12, 13, bilemedin 14 yaşlarında çocuklardı. O yaşlarda bu yaş farkı çok önemli oluyor. Olgunluk yaşından sonra bu fark önemini yitiriyor. Daha sonraları önemi kalmıyor, önemini yitiriyor. Aradan bir on yıl kadar geçince ikisi de İstanbul’a göçtüler. Yılmaz’ı daha az ama Ahmet Oktay’ı daha çok görüyordum.
Yılmaz’ın aktörlüğü İstanbul’a geldikten sonradır. Ahmet kendini bütünüyle edebiyata verdi. Yılmaz daha seyrek şiir yayımlıyordu. Yalnız birkaç yıl önce bir şiir kitabıyla Yunus Nadi Ödülü’nü aldığını anımsıyorum. İkisi de toplumcu şiir anlayışını paylaşıyorlardı. Ahmet Oktay şiirini daha bir geliştirdi. İnceltti. İkinci Yeni’ci olmadı ama o anlayışı göz önünde tuttu. Yılmaz’ın bir yandan aktörlük çalışmaları çok zamanını aldığından şiir konusunda fazla çaba gösteremedi. Fakat benim seçtiğim ve okuduğunuz bu şiir ödül alan kitabındaki şiirlerin çok üstünde. İşte bu şiirini ben çok sevdim, çok beğendim.
Görüldüğü gibi çok güzel, üstünde çok çalışılmış bir şiir, kapitalizmin açık eleştirisi. Yazılması gerekli, fakat neden hiç yazılmayan, özlemini çektiğimiz, devrimci bir şiir. Gönül isterdi ki bu ya da benzeri bir şiiri genç bir şair yazsaydı. Ne yazık ki yaşı 70’i aşmış bir şair Yılmaz Gruda yazdı. Eski dostumu kutluyorum.
Cumhuriyet 29.12.2008
PORTRE/YILMAZ GRUDA
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, şair, oyun yazarı, çevirmen Yılmaz Gruda’nın şiirleri, 1950’li yıllarda çeşitli dergilerde yayımlanmaya başladı.Tiyatrocu ve sinema oyuncusu olarak bugüne dek sanat yaşamını sürdüren Gruda, aynı zamanda Attila İlhan ile beraber Mavi hareketini yaratan şairlerdendir. Gruda, gazetemizin düzenlediği Yunus Nadi Ödülleri’nde 2003’te Marathon “Bir Uzun Koşu” ile şiir ödülünü, 1999’da ‘Çerçi Zeus’ ile “Behçet Aysan Şiir Ödülü”nü aldı.
Cumhuriyet 29.12.2008
REKLAMCI (Doğ. m.ö. 829)
Direnme
ne diyorsam: ‘evet!’ de
korkunçtur öfkesi para’nın
“ezin!” dedi mi
taun vurur, vurur açlık, yıkım
mağması yüze döner yedi kat yerin
ey yazgısı tüketici olan
direnme, tut ellerimi
para’nın aracı oğluyum ben
tuttun mu
bilmezsin nedir karanlık
(bırak ulus çırpınan uzun abdalı
bırak yansın kendi âteşinde!)
arkaik bir deyim artık sınırlar
usa aykırı, çağda ters
(...)
direnme boşuna
denizin gelgitleri bile elinde
şimşek onun, fırtına ondan
yağmur onunla
elektroniğin çarı o
direnme artık
ya iktidarı satın alır
ya yeni bir iktidar
“evet” de: cennet!
Sunu:
Duyur musun ey ulu para
sürüyor kutsal görevim
yine iniyor yırtarak toprağın etini
iniyor uzun suları
bir kırbaç gibi çarparak suratına
ülkelerin
iniyor tüketim kültüyle
yoğurarak insanoğulunu
sana yeni sunaklar yaratmak için
altın ve füzyon halinde!
(-çek’i yine zürih’e!)
Cumhuriyet 29.12.2008
Ayın şiiri Sarıoğlu’dan
ARİF DAMAR
Haziran 2008 ayı edebiyat dergilerinden; Airodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, Aşkar, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Dramaffon, Dize, Evrensel Kültür, Edebiyat ve Eleştiri, Formum Edebiyat, Gediz, H. Gösteri, Hayal, Kertenkele, Kitap-lık, Kum, Lâcivert, Sanat Cephesi, Sincan İstasyonu, Sonra, Sözcükler, Şehir, Tavır, Tay, Edebiyatta Üç Nokta, Varlık, Yasakmeyve, Yedi İklim’de yer alan şiirleri okudum, inceledim. Yasakmeyve dergisinde yayımlanan Sezai Sarıoğlu’nun “Ah Min’el Hatır” adlı 10 bölümden oluşan uzun ve büyük şiirini (çalışmasını) Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Görüldüğü gibi Sezai şiirini edip Cansever’in Fethi Naci için yazdığı bir şiirin bir bölümün aktarılması ile sunuyor. Yukarıda da söylediğim gibi 10 bölümlük şiir dergisinin 5 sayfasını silme kaplıyor. Açıkça görüleceği gibi bu büyük şiir uzun bir çalışmanın, çabanın başarılı bir ürünüdür. Edebiyat çevrelerinince bilindiği gibi ünlü eleştirmen Fethi Naci son birkaç yıldır maalesef pek iyiye doğru gelişmeyen bir sayrılığın pençesindedir. Yakın zamana kadar değerli eşi Lâle Hanım’ın refakatinde ünlü Cuma toplantılarına katılıyordu. Şimdilerde ne yazık ki canı çekmiyor, evden çıkmak istemiyormuş. İşte Sezai Sarıoğlu da Naci’nin bu durumundan derinden duyduğu keder ve üzüntüyü dile getiriyor. Şiiri her okuyan da aynı üzüntüyü derinden duyacak, kederlenecektir. Kuşkusuz özellikle dostları, geniş okur kitleleri ve memleketteki yani Giresun’daki arkadaşları, akrabaları, Naci’nin değerini bilen Giresun halkı. Ataç’ın yitiminden sonra Fethi Naci onun bıraktığı boşluğu elinden geldiğince doldurmaya çalıştı. Şimdi Naci’nin kalemi sustu. Artık taşıdığı ağır yük ve sorumluğu Semih Gümüş yüklenecek görünüyor. Kardeşim Lâle’ye telefon edip Sezai Sarıoğlu’nun şiirini okumasını ve Naci arkadaşımıza da dinletmesini önerdim. Daha önce de yazmış, söylemiştim, değeri toplumca onaylanmış kişileri yaşarken onurlandırmalıyız. Ama bizde ne yazık böyle olmuyor. Cemal Süreya’ya Dr. İhsan Ünlüer’e yitip gittiklerinden sonra yaşadığı sokakların adları verildi.
Tek istisna Dağlarca’ya (O da yaşı 90’a dayanınca) yaşadığı kısa sokağa adı verildi. İstanbul için konuşuyorum. Örneğin İzmir’e bunun güzel örnekleri var. Yıllardır İlhan Berk’in Bodrum’da oturduğu Şalvarağa Sokağı’na adının verilmesi için yetkili kimselere rica üstüne ricada bulundum. Maalesef şimdiye dek bir sonuç vermedi. Ama Zeki Müren Caddesi var. düşünebiliyor musunuz? Zeki Müren, İlhan Berk. İnsanın kolları iki yana düşüyor. On yıllarca Nâzım Hikmet’e kan kusturan yetkin (!) insanlardan ne beklenir ki!.. (Not: Şiir çok uzun olduğundan yalnızca ilk bölümüne yer verebiliyoruz.)
Cumhuriyet 04.08.2008
PORTRE/ SEZAİ SARIOĞLU
Sezai Sarıoğlu, 1950 Ordu, Ünye’de doğdu. 1979 yılına kadar öğretmenlik yaptı. 1983-88 yılları arasında çeşitli cezaevlerinde tutuklu kaldı. Yeni Öncü dergisinin yayın kurulundan sonra Özgür Gündem gazetesinde çalıştı. Pencere Yayınları’ndan ‘Terspektifler’ isimli denemeleri, Çiviyazıları’ndan ‘Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler’ isimli ÇGH ve Musa Anter Ödülü alan söyleşi ve denemeleri yayımlandı. Sombahar, Ludingirra isimli dergilerde şiir üzerine yazıları ve şiirleri yayımlandı. Bir ara Öküz dergisinde ‘Şehir Aşkiyasi’ adıyla yazılar yazdı. Söz ve V Özgürlük dergilerinde çalıştı. Yurtiçinde ve değişik Avrupa ülkelerinde ‘Annemin Şarkı Sandığı’ isimli anlatı-dinletiler yaptı. ÖDP kurucularından olan Sarıoğlu, bir dönem parti meclisi üyeliği yaptı.
Eserleri: Nar Taneleri Gayriresmi Portreler(2001), Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler(1996), Terspektifler(1994).
Cumhuriyet 04.08.2008
Ah Min’el Hatır
“.... / Günbatımı! / Günbatımı! yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun diliyle / Kolumu tutuyor Fethi Naci, şu manzaraya bak, diyor / Tam Galata Köprüsü’nün üstünde / Diyor ya, biz alıştık, yüreklerimize bakıyoruz gene de / Uykusuz gecelerimize bakıyoruz: onurun uykusuzluğu / Susturulmanın / Ve günbatımında leylek sürüsü / Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Naci’nin yüzüne / Kırılmak ama birlikte / Birlikte, ama kırılmamak / Ve sanki kalplerimiz her yanı dökülen bir otobüste / Öyle/./ ”
(Edip Cansever, “Dostlar”, Fethi Naci’ye)
I.
günün hülasası şuydu sanki;
hatırın emri, hatıranın kavliyle giresun’dan
gülcemal vapuruyla seyrüsefer yapıldı
dünyada söz fazlalığı, öz azlığı vardı
dışlarından oluşan çoğunluklar
içlerinden oluşan azınlıklar geçildi
hevesnefes kerasuslu naci amca’ya gidildi,
su’suz ve uykusuz kitapların huzurunda
ikindi bir vakte kadar söz-söze gelindi
göz ve gönül ucuyla sorulara aracılık edildi
sahafa düşmüş tıpkıbasım eleştirmendi sanki
suçsuz sular içen ötümlü kuşların derdi anlaşıldı
noktası noksan hattın iması ve imlası anlaşıldı
beni eleştirilerim unutkan yaptı, demeye getiren
naci abi’nin yüz sorulu derdi anlaşılamadı
Sezai Sarıoğlu
Cumhuriyet 04.08.2008
TÜRK EDEBİYATI İÇİN BİR TAKVİM ÇALIŞMASI TASLAĞI*
ALİ ŞAHİN
____________________________________________
EDEBİYAT TAKVİMİ / OCAK
______________________
2 OCAK -1852 Abdülhak Hamit Tarhan doğdu.
2 OCAK -1980 Mustafa Nihat Özön öldü.
2 OCAK -1981 Eflatun Cem Güney öldü.
3 OCAK -1501 Ali Şir Nevai öldü.
3 OCAK -1799 Şeyh Galip doğdu.
4 OCAK -1927 Süleyman Nazif öldü.
5 OCAK -1975 Arif Nihat Asya öldü.
5 OCAK -1983 Ressam Ibrahim Safi öldü.
8 OCAK -1967 İlhan Tarus öldü.
8 OCAK -1979 Vehbi Cem Aşkun öldü.
9 OCAK -1945 Osman Cemal Kaygılı öldü.
9 OCAK -1964 Halide Edip Adıvar öldü.
9 OCAK -1990 Cemal Süreya (Seber) öldü.
10 OCAK -1635 Nevizade Atayi öldü.
11 OCAK - 1995 Onat Kutlar öldürüldü.
12 OCAK - 1900 Abdülbaki Gölpınarlı doğdu.
13 OCAK -1973 Sabahattin Eyüboğlu öldü.
14 OCAK -1944 Mehmet Emin Yurdakul öldü.
14 OCAK -1987 Film yapımcısı ve yönetmeni Turgut Demirağ öldü.
17 OCAK -1954 İsmail Habib Sevük öldü.
17 OCAK -1957 Edip Ayel öldü.
17 OCAK -1983 Tiyatro sanatçısı Melahat Içli öldü.
18 OCAK -1960 Nahit Sırrı Örik öldü.
22 OCAK -1983 Yazar Kemal Bilbaşar öldü.
24 OCAK -1993 Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu bir suikast sonucu öldürüldü.
25 OCAK -1962 Ahmet Hamdi Tanpınar öldü.
26 OCAK -1912 Mehmet Celal öldü.
27 OCAK -1635 Nef’i öldü.
27 OCAK -1913 Ebüzziya Tevfik öldü.
28 OCAK -1953 Neyzen Tevfik öldü.
28 OCAK -1981 Şair Özdemir Asaf öldü.
28 OCAK -1989 Tiyatro sanatçısı Gürbüz Bora öldü.
29 OCAK -1957 Ziya Osman Saba öldü.
31 OCAK -1914 Recaizade Mahmud Ekrem öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİ / ŞUBAT
______________________
08 Şubat 2001 Ahmet Kabaklı öldü.
13 Subat 1934Cenap Şahabettin öldü.
13 Şubat 1993İhsan Ozanoğlı öldü.
23 Şubat 1971Halit Fahri Ozansoy öldü.
24 Şubat 1946Ömer Bedrettin Uşaklı öldü.
24 Şubat 1978Cahit Öztelli öldü.
25 Şubat 1495Cem Sultan öldü.
26 Şubat 1961Hasan Ali Yücel öldü.
27 Şubat 1644 Seyhülislam Yahya öldü.
27 Şubat 1945 Hüseyin Siret Özsever öldü.
28 Şubat 1884 Ömer Seyfettin doğdu.
EDEBİYAT TAKVİMİ / MART
______________________
01 MART -1874 Recaizade Ekrem doğdu.
01 MART -1982 Erol Toy'un "Aydınımız, İnsanımız, Devletimiz" adlı kitabı yasaklandı.
01 MART -1985 A. Kadir öldü.
02 MART -1944 Edip Cansever'in yayımlanan ilk şiiri, İstanbul dergisinde.
04 MART -1995 Şair ve sinema yazarı Mustafa Irgat öldü. Aktör ve şair Cahit Irgat ile yazar, çevirmen ve İngiliz edebiyatı "duayen"imiz Mîna Urgan'ın oğluydu.
06 MART -1920 Ömer Seyfettin öldü.
06 MART -1935 Tarihçi İbnürrefik Ahmet Nuri (Sekizinci) öldü.
06 MART -1948 Şair Kemalettin (Kâmi) Kamu öldü.
06 MART -1986 Sinema ve tiyatro sanatçısı Gülistan Güzey öldü.
06 MART -1986 Organizatör Egemen Bostancı öldü.
06 MART -1987 6 Mart 1988 : Ses sanatçısı Mediha Demirkıran öldü
06 MART -1989 Şarkı sözü yazarı ve şovmen Fecri Ebcioğlu öldü.
08 MART -1944 Hüseyin Rahmi Gürpınar öldü.
08 MART -1986 Edebiyat Fükültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü emekli öğretim üyesi Prof.Dr.Mehmet Kaplan öldü.
08 MART -1986 "Barış Derneği" davasında tutuklu olan Dr.Erdal Atabek, gazeteci Ali Sirmen, Hüseyin Baş, yönetmen Ali Taygun, ressam Orhan Taylan ve mühendis Ergun Elgün tahliye oldular.
09 MART -1967 Vâlâ Nurettin, Vâ:Nû öldü.
11 MART -1892 Enis Behiç Koryürek doğdu.
11 MART -1962 Yusuf Ziya Ortaç öldü.
11 MART -1994 Ionesco öldü.
13 MART -1970 Adalet Cimcoz öldü.
14 MART -1604 Kınalızade Hasan Çelebi öldü.
14 MART -1883 Karl Marx öldü.
14 MART -1941 Şair Metin Altıok doğdu.
15 MART -1971 Cevat Fehmi Başkut öldü.
15 MART -1981 Yaşar Nabi Nayır öldü.
16 MART -1694 Mutasavvıf şair Niyazi:i Mısri öldü
16 MART -1989 Haldun Taner Öykü Ödülü'nü "Dışarıda Kötülük Vardı" adlı öyküsüyle Kürşat Başar, Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü'nü ise "Peryavşan" adlı kitabıyla Müslim Çelik kazandı.
17 MART -1509 Şair Necati Bey öldü.
17 MART -1978 Ceyhun Atuf Kansu öldü
17 MART -1993 Gazeteciler Cemiyeti'nin 25 yıl aralıksız başkanlığını yapan gazeteci, eski kontenjan senatorü Beyhan Cenkçi öldü.
18 MART -1892 Ruşen Eşref Ünaydın doğdu.
18 MART -1981 Film yıldızı Cahide Sonku öldü.
19 MART -1984 Yazar Kerime Nadir öldü.
19 MART -1988 1'inci Ankara Film Şenliği'nin "ilk filmler" yarışmasında Orhan Oğuz'un "Herşeye Rağmen" filmi birinci oldu.
20 MART -1828 Henrik Ibsen doğdu.
20 MART -1971 Falih Rıfkı Atay öldü.
21 MART -1942 Hüseyin Suat Yalçın öldü.
21 MART -1973 Âşık Veysel öldü.
22 MART -1832 Goethe öldü.
22 MART -1988 İstanbul 2'nci Asliye Ceza Mahkemesi, Henry Miller'in "Oğlak Dönencesi" ve Ahmet Altan'ın "Sudaki Iz" romanlarının toplatım ve imhasına karar verdi.
23 MART -1842 Stendhal öldü.
23 MART -1876 Ziya Gökalp doğdu.
24 MART -1901 İsmail Safa öldü.
24 MART -1962 Behiç Ak doğdu.
25 MART -1611 Evliya Çelebi doğdu.
27 MART -1889 Yakup Kadri Karaosmanoğlu doğdu.
27 MART -1945 Halit Ziya Uşaklıgil öldü.
27 MART -1986 Ressam İhap Hulusi Görey öldü.
29 MART -1868 Maksim Gorki doğdu.
29 MART -1883 Memduh Şevket Esendal doğdu.
29 MART -1966 Aptullah Ziya Kozanoğlu öldü.
29 MART -1984 İlhami Bekir Tez öldü.
29 MART -1984 Gazeteci Ömer Sami Coşar öldü.
29 MART -1988 Şair Emin Ülgener öldü.
30 MART -1956 Mithat Cemal Kuntay öldü.
31 MART -1809 Nikolay Vasilyeviç Gogol doğdu.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE/ NİSAN
___________________________
01 NİSAN -1918 Şair Nigâr Hanım öldü.
01 nNİSAN -1978 Eğitimci yazar Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu öldü.
01 NİSAN -1984 Vecdi Seyhun öldü
02 NİSAN -1840 Emile Zola doğdu.
02 NİSAN -1891 Ahmet Vefik Paşa öldü.
02 NİSAN -1948 Sabahattin Ali öldürüldü.
02 NİSAN -1985 Behiç Duygulu öldü.
07 NİSAN -1600 Baki öldü.
07 NİSAN -1770 William Wordsworth doğdu.
08 NİSAN -1763 Ragıp Paşa öldü.
09 NİSAN -1821 Charles Baudelaire doğdu.
09 NİSAN -1985 Gazeteci-yazar, Vedat Nedim Tör öldü.
09 NİSAN -1985 Tiyatro ve sinema sanatçısı Şaziye Moral öldü.
09 NİSAN -1988 Şevket Rado öldü.
09 NİSAN -1993 Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak öldü.
10 NİSAN -1988 Yayıncı Şevket Rado öldü.
11 NİSAN -1980 Yazar Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü.
11 NİSAN -1989 Oyuncu, ozan, senaryo yazarı ve yönetmen Orhon Murat Arıburnu öldü.
12 NİSAN -1712 Şair Nabi öldü.
12 NİSAN -1937 Abdülhak Hamit Tarhan öldü.
12 NİSAN -1967 İsmail Hami Danişmend öldü.
13 NİSAN -1893 Muallim Naci öldü.
13 NİSAN -1896 Mustafa Nihat Özön doğdu.
13 NİSAN -1914 Orhan Veli Kanık doğdu.
13 NİSAN -1942 Ataol Behramoğlu doğdu.
15 NİSAN -1945 Pınar Kür doğdu.
15 NİSAN -1980 Jean Paul Sartre öldü.
15 NİSAN -1981 Mizah yazarı Süavi Süalp öldü.
16 NİSAN -1916 Behçet Necatigil doğdu.
16 NİSAN -1988 "Madaralı Roman Ödülü" nü "Turnalar" adlı romanıyla Öner Yağcı aldı.
17 NİSAN -1790 Benjamin Franklin öldü.
17 NİSAN -1981 Besteci Şekip Ayhan Özışık öldü.
18 NİSAN -1980 Suut Kemal Yetkin öldü.
18 NİSAN -1988 Şair Oktay Rifat öldü.
19 NİSAN -1993 Şair, öykü yazarı Sabahattin Kudret Aksal öldü.
19 NİSAN -1993 Sabahattin Kudret Aksal öldü.
20 NİSAN -1923 Oktay Akbal doğdu.
21 NİSAN -1973 Kemal Tahir öldü.
21 NİSAN -1984 Gazeteci Sadık Atmaca (Arap Sadık) öldü.
22 NİSAN -1986 Gazeteci Hayri Alpar öldü..
24 NİSAN -1986 Gazeteci-çevirmen Aydın Emeç öldü.
25 NİSAN -1946 Sadettin Nüzhet Ergun öldü
25 NİSAN -1976 Şevket Süreyya Aydemir öldü.
26 NİSAN -1936 Sami Paşazade Sezai öldü.
27 NİSAN -1981 Türk Müziği sanatçısı Münir Nurettin Selçuk öldü.
29 NİSAN -1908 Sümbülzade Vehbi öldü.
29 NİSAN -1988 Gazeteci-yazar Ertuğrul Soysal öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE/ MAYIS
__________________________
03.05.1963 Abdülhak Şinasi Hisar öldü.
05.05.1895 Mahmut Yesari doğdu.
11.05.1954 Sait Faik Abasıyanık öldü.
16.05.1952 Memduh Şevket Esendal öldü.
17.05.1880 Ziya Paşa öldü.
17.05.1957 Nurullah Ataç öldü.
19.05.1927 Ahmet Hikmet Müftüoğlu öldü.
20.05.1878 Ali Suavi öldü.
23.05.1943 Kenan Hulusi Koray öldü.
24.05.1957 İbnülemin Mahmut Kemal İnal öldü.
24.05.1973 Selahattin Batu öldü.
25.05.1895 Cevdet Paşa öldü.
25.05.1983 Necip Fazıl Kısakürek öldü.
26.05.1905 Necip Fazıl Kısakürek doğdu.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / HAZİRAN
____________________________
1 Haziran 1826 Şaire Adile Sultan doğdu.
2 Haziran 1970 Orhan Kemal öldü.
2 Haziran 1991 Ahmed Arif öldü.
3 Haziran 1870 Ahmet Hikmet Müftüoğlu doğdu
3 Haziran 1963 Nâzım Hikmet öldü.
4 Haziran 1933 Ahmet Haşim öldü.
5 Haziran 1871 Aktör ve şair Cahit Irgat öldü.
5 Haziran 1947 Ebubekir Hazım Tepeyran öldü
7 Haziran 1979 Oğuz Özdeş öldü
8 Haziran 1986 Gazeteci ve yazar Hasan Refik Ertuğ öldü.
8 Haziran 1987 Şair Cahit Zarifoğlu öldü.
10 Haziran 1966 Hamdullah Suphi Tanrıöver öldü.
10 Haziran 1984 Halide Nusret Zorlutuna öldü
11 Haziran 1942 Selahattin Enis öldü.
13 Haziran 1987 Cemil Meriç öldü.
15 Haziran 1961 Peyami Safa öldü.
15 Haziran 1966 İzzet Melih Devrim öldü.
18 Haziran 1982 Gazeteci Ülkü Arman öldü.
19 Haziran 1973 Halkbilimci Tahir Alangu öldü.
20 Haziran 1989 Hasan İzzettin Dinamo öldü.
20 Haziran 1997 Şair Cahit Külebi öldü.
21 Haziran 1980 Ahmet Muhip Dıranas öldü.
23 Haziran 1901 Ahmet Hamdi Tanpınar doğdu.
24 Haziran 1599 Şair Nev'i öldü.
27 Haziran 1921 Yusuf Atılgan doğdu.
28 Haziran 1952 Enis Batur doğdu.
28 Haziran 1966 Fuat Köprülü öldü.
29 Haziran 1989 Tahsin Saraç öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / TEMMUZ
___________________________
1 Temmuz 1904 Kamus-ı Türkî ve Kamusü'l Âlâm yazarı Şemsettin Sami öldü.
1 Temmuz 1955 Halide Edip Adıvar'ın kocası Dr. Adnan Adıvar öldü.
1 Temmuz 1993 Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat etkinlikleri için Sivas'da bulunan Aziz Nesin'in bir gün önce yaptığı konuşma üzerine Cuma Namazı'ndan çıkan bazı gruplar slogan atıp, yürüyüşe geçerek vilayet önünde toplandılar. Aziz Nesin ve arkadaşlarının Madımak Oteline geldiği haberini alan 10 bini aşkın gösterici otelin önünde toplanınca, güvenlik kuvvetleri kalabalığı dağıtmak için havaya ateş açtı. Bu sırada bazı kişiler otelin önünde bulunan araçları yaktılar ve otelin girişini benzin dökerek ateşe verdiler. Otelde bulunanlardan 36'sını dumandan boğularak öldü. Olaylarda 14'ü polis 60 kişi yaralandı. 35 kişi gözaltına alındı. Ölenler arasında eleştirmen Asım Bezirci, şair Behçet Safa Aysan, ozan Hasret Gültekin ve Nesimi Çimen'inde bulunduğu belirlendi. Kentte sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
2 Temmuz 1904 Anton Çehov öldü.
2 Temmuz 1980 Edebiyat tarihçisi Mehmet Behçet Yazar öldü.
3 Temmuz 1946 Muzaffer Tayyip Uslu
3 Temmuz 1972 Hasan Âli Ediz öldü.
5 Temmuz 1995 Aziz Nesin öldü.
6 Temmuz 1987 Prof. Dr. İdris Küçükömer öldü.
7 Temmuz 1975 Reşat Ekrem Koçu öldü.
7 Temmuz 1993 Şair ve yazar Rıfat Ilgaz öldü.
7 Temmuz 1993 Rıfat Ilgaz öldü.
8 Temmuz 1621 La Fontaine doğdu.
8 Temmuz 1981 E Yayınları'nın kurucusu Cengiz Tuncer öldü.
10 Temmuz 1992 "Yedi Meşaleciler"in sonuncusu, şair, eleştirmen ve edebiyat tarihçisi Cevdet Kudret öldü.
11 Temmuz 1978 Eleştirmen ve çevirmen Bedrettin Cömert öldürüldü.
13 Temmuz 1959 Ekrem Reşit Rey öldü.
13 Temmuz 1986 Gazeteci ve yazar Mehmet Şeyda Çeliker öldü.
13 Temmuz 1986 Öykü ve roman yazarı Mehmet Seyda öldü.
14 Temmuz 1944 Ruhi Su Ankara Halkevi'nde ilk "Türküler Resitali"ni verdi.
14 Temmuz 1995 Roman, öykü ve deneme yazarı, çevirmen Bilge Karasu öldü.
15 Temmuz 1933 Yaşar Nabi (Nayır) Varlık'ın ilk sayısını çıkardı.
15 Temmuz 1977 Romancı Esat Mahmut Karakurt öldü.
15 Temmuz 1983 Sinema ve tiyatro sanatçısı, yazarı Ahmet Üstel öldü.
17 Temmuz 1790 Adam Smith öldü.
17 Temmuz 1961 Vasfi Mahir Kocatürk öldü.
18 Temmuz 1965 Refik Halit Karay öldü.
20 Temmuz 1959 Oyun yazarı Musahipzade Celal öldü.
22 Temmuz 1983 Mithat Sadullah Sander ile Şükûfe Nihal'in oğlu, Sander Kitabevi ve Sander Yayınları'nın kurucusu Necdet Sander öldü.
22 Temmuz 1987 Gazeteci Örsan Öymen öldü.
23 Temmuz 1908 Behçet Kemal Çağlar doğdu.
23 Temmuz 1925 Arif Damar doğdu.
23 Temmuz 1967 Ahmet Kutsi Tecer öldü.
23 Temmuz 1972 Fosforlu Cevriye'nin yazarı Suat Derviş öldü.
24 Temmuz 1802 Baba Alexandre Dumas doğdu.
24 Temmuz 1989 Ressam Cevat Dereli öldü.
25 Temmuz 1929 Safveti Ziya öldü.
25 Temmuz 1974 Oyun yazarı İsmet Küntay öldü.
27 Temmuz 1984 Şair İbrahim Zeki Burdurlu öldü.
27 Temmuz 1989 Gazeteci-yazar Nimet Arzık öldü.
28 Temmuz 1986 Oyun yazarı Sadık Şendil öldü.
29 Temmuz 1983 Tiyatro sanatçısı Mürüvvet Sim öldü.
29 Temmuz 1983 Opera sanatçısı Özcan Sergen öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / AĞUSTOS
____________________________
4 Ağustos 1993 Ressam Sabir Berkel öldü.
5 Ağustos 1850 Guy de Maupassant doğdu.
5 Ağustos 1991 Orhan Hançerlioğlu öldü.
6 Ağustos 1893 Nabizade Nazım öldü.
8 Ağustos 1918 "Pardayanlar" dizisinin yazarı Michel Zevaco öldü.
8 Ağustos 1928 Edip Cansever doğdu.
8 Ağustos 1985 Abdülkadir Bulut öldü.
11 Ağustos 1989 Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı gazeteci Rafet Genç öldü.
12 Ağustos 1999 Can Yücel öldü.
14 Ağustos 1956 Şair, oyun yazarı ve tiyatro kuramcısı Bertolt Brecht öldü.
14 Ağustos 1974 Nihad Sami Banarlı öldü.
14 Ağustos 1988 Cumhuriyet Gazetesi Yazıişleri eski müdürlerinden Kayhan Sağlamer öldü.
15 Ağustos 1938 Romancı Ayla Kutlu Antakya'da doğdu.
16 Ağustos 1945 Romancı Mahmut Yesari öldü.
16 Ağustos 1993 Felsefeci Macit Gökberk öldü.
17 Ağustos 1864 Hüseyin Rahmi Gürpınar doğdu.
17 Ağustos 1968 Necmettin Halil Onan öldü.
18 Ağustos 1850 Balzac, Paris'te Fortunee Sokağı'ndaki (bugün Balzac Sokağı) konağında öldü.
18 Ağustos 1984 Tarih profesörü İbrahim Kafesoğlu öldü.
19 Ağustos 1915 Tevfik Fikret öldü.
20 Ağustos 1979 Şair Ömer Faruk Toprak öldü.
21 Ağustos 1992 Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu öldü.
21 Ağustos 1972 Orhan Seyfi Orhon öldü.
22 Ağustos 1920 Bilimkurgu yazarı Isaac Asimov Rusya'da Petroviçi'de doğdu.
22 Ağustos 1985 Turgut Uyar öldü.
22 Ağustos 1989 Gazeteci yazar Afıf Yesari öldü.
23 Ağustos 1896 Nurullah Ataç doğdu
25 Ağustos 1982 Abdülbaki Gölpınarlı öldü.
25 Ağustos 1982 Sinema ve tiyatro sanatçısı Muazzez Arca öldü.
27 Ağustos 1770 Georg Wilhelm Friedrich Hegel doğdu.
27 Ağustos 1937 Namık Kemal'in oğlu Ali Ekrem Bolayır öldü.
28 Ağustos 1749 Goethe doğdu.
28 Ağustos 1993 Ressam Ali Avni Çelebi öldü.
28 Ağustos 1993 Yönetmen ve yazar Oben Güney öldü.
30 Ağustos 1993 Türk Sanat Müziği Sanatçısı Taner Şener öldü.
31 Ağustos 1867 Charles Baudelaire, Paris'te 46 yaşında öldü.
31 Ağustos 1873 Ahmed Resmi Efendi öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / EYLÜL
_________________________
1 Eylül 1904 Abdullah Cevdet İçtihad'ın ilk sayısını çıkardı.
2 Eylül 1907 Pertev Naili Boratav doğdu.
4 Eylül 1990 Turan Dursun öldürüldü.
5 Eylül 1905 Arthur Koestler Budapeşte'de doğdu.
5 Eylül 1993 Hikaye ve roman yazarı Samim Kocagöz öldü.
6 Eylül 1982 Yazar ve çevirmen Azra Erhat öldü.
8 Eylül 1974 Celâl Sılay öldü.
9 Eylül 1828 Tolstoy doğdu.
9 Eylül 1869 Abdullah Cevdet doğdu.
9 Eylül 1984 Yılmaz Güney Paris'te kanserden öldü.
10 Eylül 1985 Tiyatro ve sinema sanatçısı Erkan Yücel öldü.
13 Eylül 1592 Montaigne ünlü Denemeler'inin yeni baskısını hazırlarken öldü
13 Eylül 1871 Gazeteci Şinasi, Babıali yakınlarında hem matbaa hem ev olarak kullandığı bir odada, sözlüğünü tamamlamaya uğraşırken, yakalandığı beyin hastalığından kurtulamayarak öldü.
14 Eylül 1321 Dante, İlahi Komedya'nın son bölümü "Cennet"i bitirdikten birkaç saat sonra, sıtmadan öldü. 56 yaşındaydı.
15 Eylül 1901 Kemalettin Kamu doğdu.
15 Eylül 1914 Orhan Kemal doğdu.
15 Eylül 1972 Baki Süha Ediboğlu öldü.
18 Eylül 1993 Türk Halk Müziği ustalarından Nida Tüfekçi öldü.
20 Eylül 1985 Türk Halk Müziği yorumcusu Ruhi Su öldü.
21 Eylül 1932 Ahmet Rasim öldü.
21 Eylül 1959 Ruşen Eşref Ünaydın öldü
21 Eylül 1975 Bedri Rahmi Eyüboğlu öldü.
22 Eylül 1890 Çingeneler'in yazarı Osman Cemal Kaygılı doğdu.
24 Eylül 1973 Şukufe Nihal öldü.
25 Eylül 1897 William Faulkner doğdu.
26 Eylül Dil Bayramı
26 Eylül 1888 T.S. Eliot doğdu.
28 Eylül 1917 Süleyman Nesip öldü.
29 Eylül 1547 Cervantes doğdu.
29 Eylül 1883 Celal Sahir Erozan doğdu.
30 Eylül 1207 Mevlana Celaleddin Rumi doğdu.
30 Eylül 1936 Sevgi Soysal doğdu.
30 Eylül 1978 Ali Nihat Tarlan öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / EKİM
________________________
01 Ekim 1950 Faik Ali Ozansoy öldü
01 Ekim 1964 Safiye Erol öldü.
03 Ekim 1984 Yazar Muazzez Tahsin Berkant öldü.
03 Ekim 1993 Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem öldü
04 Ekim 1910 Cahit Sıtkı Tarancı doğdu
06 Ekim 1657 Kâtip Çelebi öldü.
06 Ekim 1968 Sabri Esat Siyavuşgil öldü.
07 Ekim 1849 Edgar Allan Poe, Baltimore'da bir hastanede 40 yaşında öldü.
09 Ekim 1989 Yusuf Atılgan öldü
11 Ekim 1985 Şair Metin Eloğlu öldü.
11 Ekim 1987 Kapatılan TİP'in Genel Başkanı Behice Boran Belçika'da öldü.
12 Ekim 1982 Aktör Yıldırım Önal öldü.
13 Ekim 1956 Cahit Sıtkı Tarancı öldü
13 Ekim 1973 Halikarnas Balıkçısı öldü.
14 Ekim 1969 Şair Mustafa Seyit Sutüven öldü
14 Ekim 1999 Yazar Fakir Baykurt Almanya'da öldü.
15 Ekim 1844 Nice (Nietzsche) doğdu.
15 Ekim 1928 Yusuf Ziya Ortaç Meşale dergisini kapattı. Böylece, birkaç ay önce bu dergide başlayan ve yedi genç şairin ortak kitabı Yedi Meşale ile süren "Yedi Meşaleciler" akımı da sona ermiş oldu.
15 Ekim 1958 Asaf Hâlet Çelebi öldü.
15 Ekim 1982 Yaşar Kemal, "İnce Memed" romanıyla uluslararası "Del Duca" Edebiyat ödülünü kazandı.
16 Ekim 1854 Oscar Wilde doğdu
18 Ekim 1949 Enis Behiç Koryürek öldü
18 Ekim 1957 Hüseyin Cahit Yalçın öldü.
18 Ekim 1985 Sabri Altınel öldü
19 Ekim 1996 Kemalettin Tuğcu öldü.
20 Ekim 1854 Rimbaud doğdu.
20 Ekim 1985 Şair Sabri Altınel öldü.
21 Ekim 1860 Agâh Efendi'nin Tercüman-ı Ahval gazetesinin ilk sayısı çıktı.
21 Ekim 1971 Neruda, Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
23 Ekim 1582 Latifi öldü
23 Ekim 1817 Fransız gramerci, ansiklopedist ve sözlükçü Pierre Larousse doğdu.
24 Ekim 1924 Ziya Gökalp öldü
24 Ekim 1969 Behçet Kemal Çağlar öldü.
27 Ekim 1978 Agâh Sırrı Levend öldü.
29 Ekim 1789 Muhayyelat yazarı Aziz Efendi öldü.
29 Ekim 1871 Paul Valéry doğdu.
29 Ekim 1935 Füruzan doğdu.
29 Ekim 1949 İbrahim Alaaddin Gövsa öldü
30 Ekim 1993 Türk Dil Kurumu'nun eski genel yazmanlarından Ömer Asım Aksoy öldü.
30 Ekim 1994 Halkbilimci ve şair Oğuz Tansel öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / KASIM
__________________________
01 Kasım 1958 Yahya Kemal Beyatlı öldü.
02 Kasım 1982 Ataol Behramoğlu, Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nce verilen "Lotus" Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
03 Kasım 1988 Türk-PEN Yazarlar Derneği, 13 yazar tarafından yeniden kuruldu ve başkanlığına Yaşar Kemal seçildi.
05 Kasım 1982 Gazeteci Burhan Felek öldü.
05 Kasım 1984 Şair Ümit Yaşar Oğuzcan öldü.
07 Kasım 1958 Aka Gündüz öldü.
07 Kasım 1963 Hakkı Süha Gezgin öldü.
08 Kasım 1973 Faruk Nafiz Çamlıbel öldü.
08 Kasım 1979 Nevzat Üstün öldü.
10 Kasım 1938 Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk İstanbul’da öldü.
11 Kasım 1312 Sultan Veled öldü.
12 Kasım 1943 Sadri Ertem öldü.
14 Kasım 1950 Orhan Veli Kanık öldü.
14 Kasım 1971 Celal Esat Arseven öldü.
16 Kasım 1935 Celal Sahir Erozan öldü
16 Kasım 1974 Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu öldü.
17 Kasım 1982 Tiyatro sanatçısı, şair ve çevirmen Suat Taşar öldü.
19 Kasım 1984 Ressam Eşref Üren öldü.
25 Kasım 1982 "Ekonomiye Giriş" adlı ders kitabında komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu yargılanan Sadun Aren beraat etti.
27 Kasım 1819 Mütercim Asım öldü.
28 Kasım 1932 Abdullah Cevdet öldü.
28 Kasım 1986 Kültür Bakanlığı Büyük Sanat Ödülü Ressam Şefik Bursalı'ya verildi.
29 Kasım 1942 Emin Bülent Serdaroğlu öldü.
EDEBİYAT TAKVİMİNDE / ARALIK
__________________________
01 Aralık 1884 Yahya Kemal Beyatlı doğdu.
01 Aralık 1888 Namık Kemal öldü.
01 Aralık 1942 Rüştü Onur öldü.
01 Aralık 1988 Kemani Necati Tokyay öldü.
02 Aralık 1983 Türkan Şoray ve Cihan Ünal, Kastamonu'da evlendi.
02 Aralık 1993 Madaralı Roman Ödülü'nün kurucusu ve eğitimci Fikret Madaralı öldü.
04 Aralık 1967 Fazıl Ahmet Aykaç öldü
05 Aralık 1972 Adnan Veli Kanık öldü.
06 Aralık 1936 Leyla Hanım öldü.
07 Aralık 1874 Hüseyin Cahit Yalçın doğdu.
07 Aralık 1956 Reşat Nuri Güntekin öldü.
07 Aralık 1979 Cavit Orhan Tütengil öldürüldü.
07 Aralık 1993 Ressam, yazar, Abidin Dino Paris'te öldü.
11 Aralık 1975 Nihal Atsız öldü
11 Aralık 1983 Sedat Simavi öldü.
12 Aralık 1945 Selim Nüzhet Gerçek öldü.
12 Aralık 1987 Adile Naşit öldü.
12 Aralık 1988 Ressam Zeki Faik İzer öldü.
13 Aralık 1977 Oğuz Atay öldü
13 Aralık 1979 Behçet Necatigil öldü.
15 Aralık 1989 Sinema ve tiyatro oyuncusu Ali Şen öldü.
16 Aralık 1956 Ercüment Ekrem Talu öldü.
17 Aralık 1273 Mevlana Celaleddin Rumi öldü
18 Aralık 1967 İsmail Hikmet Ertaylan öldü.
18 Aralık 1989 Şair ve yazar Sunullah Arısoy öldü.
19 Aralık 1988 Sosyal bilimci Niyazi Berkes öldü.
21 Aralık 1840 Namık Kemal doğdu.
23 Aralık 1931 Mehmet Rauf öldü.
24 Aralık 1867 Tevfik Fikret doğdu
26 Aralık 1530 Babür Şah öldü
27 Aralık 1936 Mehmet Akif Ersoy öldü
28 Aralık 1912 Ahmet Mithat Efendi öldü.
28 Aralık 1964 Umran Nazif Yiğiter öldü.
31 Aralık 1949 Rıza Tevfik Bölükbaşı öldü.
______________________________________________
(* ) Genel olarak şair ve yazarlarımızın ölüm günleri esas alınmıştır. Edebiyat dışında bazı akraba sanat dallarında emek veren kültür, sanat adamlarımıza da yer verilmiştir. (AlsahBlog/ Ali ŞAHİN)
E-Mail: bariscanogul@gmail.com
20090327 SEÇİM/GEÇİM DERKEN… / ALİ ŞAHİN
Dün şöyle bir kitapçıları kolaçan ettim. Epeyce bir dergi ile döndüm eve. İlk sayıları ile tanışma olanağı bulduğum Türkiye’nin ilk öykü gazetesi “Kül Öykü” nün sayfalarını karıştırırken içinde ne göreyim…”Yaprak… Fikir-Sanat Gazetesi” Birkaç kez çeşitli dergilerin tıpkı basım ek olarak verdiği gibi Nostaljik bir ek diye sevinmeme ramak kala , bir de baktım ki Özlem Sezer’in koca bir sayfa şiiri. Allah Allah… Sağını solunu kurcalarken en tepede: Mart 2009 Sayı: 2 “Kül Öykü Gazetesinin Ücretsiz Ekidir” yazısını gördüm. İlginçti ekin sayfaları da gazetenin tam ortasındaydı ve 21–28 sayfa numaralarını almıştı.
Evet, 1940’lı yılların sonundaki Yaprak (*) günümüzde çıksa neler yazılırdı dercesine çok güzel bir çalışma yapmışlar. Kutluyorum onları. Büyük bir zevkle okudum. Gerçi paylaşılacak şey çok ama güncel olması nedeniyle aşağıdaki yazıyı paylaşmadan edemedim.. Bakalım siz neler düşüneceksiniz?
“Yaprak Dergisi Haber Ajansı Olarak Ana Muhalefet Partisi CHP’ye Akıl Veriyoruz…
Evet, CHP’ye akıl veriyoruz, çünkü artık Deniz Baykal’dan umudumuzu kestik ve ona akıl vermekten vazgeçtik. Ona ”Allah akıl versin artık…”
Evet, CHP’yi uyarıyoruz, çünkü zavallı bir oy oranı ile Ana muhalefette kalmaktan ve oranın nimetlerini yemek yolundaki kişisel çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen bu adamların her türlü akıla gereksinim var…
‘Kur-an Türkçe okunursa, Kur-an kursuna da gerek olmaz. Siz hiç İncil Kursu verildiğini duydunuz mu?’”
Ne dersiniz? Tartışılması gereken bir konu değil mi? Ben yorumsuz aktardım sadece. Başka da bir şey demiyorum.
“Çarşafa açılınmaz, çarşafa dolanılır… Dikkatli olun”
(…)
“Bir kuyunun dibinde bile
Gökyüzüne merdiven dayayanlar
Onlar ki kırmızı ve beyazla doğanlar
Hiç kader deyip kabullenir mi
Hayatları bir ayıpmış gibi kara kefenle
Balçığa gömülmeyi?”
Özlem Sezer’in "Beyaz, Kırmızı ve Kara: Çarşaf“ şiiri hatta şiirden öte destanı da aynı güncel konuyu işliyor. Ekteki diğer imzalara gelince: Bülent Turhan Gündüz(Nazım Hikmet’le Söyleşi) ve (Dalkavukluğa Övgü), Sadık Yalsızuçanlar (Gazze ya da Acı Kutsal Vahşidir), Kıymet Nadir Bindebir (Geçer mi Bu Şarap Boğaz’ımızdan)
Nostaljiden Günümüze taşınan bu güzel Yaprak’ın yanında. yine güzel bir “Kül Öykü” bedava diye bir espri ile noktalayayım yazıyı ben de.
İyi Seçimler..
***
Bu arada bu ay dergilere boğuldum. Ekin Sanat Külliyatı yanında; Afrodisyas-Sanat, Alaz, Ankara Edebiyat, Düğüm, Kitap-lık (Şiir Yıllığı 2008 veriyor yanında), Kül Öykü, Lacivert (Enver Gökçe Dosyası), Notos, Sunak, Türk Dili (Ocak-Şubat/ Dağlarca Özel Sayısı)…
2008 Şiirimizin 2 büyük ustasını da alıp götürdü giderken. Fazıl Hüsnü Dağlarca(1914), İlhan Berk (1918), bir de Ali Püsküllüoğlu (1935)’nu. Yıllıklarda yaşa hürmet en ilk sırada yer alırlardı, bu arada şiirlerine, sanatlarına saygısızlık anlaşılmasın, bu çalışmalarda şair ve yazarlar genellikle alfabetik değil de Doğum yıllarına göre alınırlar. Anısına diyerek yine ilk iki sırayı vermiş yıllık geçmiş yıllarda dergilerde çıkan birer şiirleriyle. Yıllığa bu açıdan göz attım. Onlardan sonra Sırası ile: Arf Damar (1925), Gülten Akın (1933), Cevat Çapan (1933), M. Sadık Kırımlı (1934), Kemal Özer (1935), Özdemir İnce (1936)
“Adımizi, Afrodisyas Sanat, Akatalpa, Akdeniz Edebiyat, Akşam Kitap, Alaz, Andız, Arkadaş, Asırlık Çağdaş Türkiye'deki Hisar, Aşkar, Ay Vakti, Az Edebiyat, Berfin Bahar, Bireylikler, Birgün Kitap, Bir Nokta, Buruciye Edebiyat, Cumhuriyet Kitap, Ç.N., Çağla, Dar Sokak, Deliler Teknesi, Denizsuyukasesi, Dergah, Deyiş, Dize, Dünya Kitap, Düş Kent, Edebiyat Ortamı, Edebiyat ve Eleştiri, Etken, Evrensel Kitap, Evrensel Kültür, Evvel, Fayrap, Forum Edebiyat, Gak, Gösteri, Gri, Hariçten Gazel, Hayal, Hece, Her Şeye Karşın, Heves, İkindiyağmuru, İle, İnsancıl, İtaki, K, Kanat, Karagöz, Karakalem, Karalama, Karayazı, Kertenkele, Kırknur, Kıyı, Kitap-lık, Kitap Zamanı, Koridor, Kritik, Kuşak Edebiyat, Lacivert, Mahfil, Mahsus Mahal, Merdiven Şiir, Mesele, Milliyet Kitap, Milliyet Sanat, Mor Taka, Mühür, No, Onaltıkırkbeş, Özgür Edebiyat, Palimpsest, Patika, Radikal Kitap, Rüzgar, Sabah Kitap, Serenat, Sınırda, Sincan İstasyonu, Sonra Edebiyat, Sözcükler, Star Kitap, Sühan, Süveyda, Şehir, Şiiri Özlüyorum, Şiiristan, Şiirsaati, Taflan, Tay, Temrin, Türk Dili Dergisi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Uhde, Üç Nokta, Varlık, Vatan Kitap, Virgül, Yaba, Yağmur, Yaratım, Yasakmeyve, Yazgı, Yazılıkaya, Yedi İklim, Yenişafak Kitap, Yeniyazı, Yokluk.” ‘Dergi ve Ekler’ taramış Baki Asiltürk “YKY Şiir Yıllığı 2008” i hazırlarken.
***
Alaz’a Gelen Dergiler: Akatalpa, Akköy, Ankara Edebiyat, Arkadaş, Bireylikler, Bizim Ece, Cep Sanat, Dar Sokak, Denizsuyukasesi, Dize, Kar, Mavi, On Altı Kırkbeş, Öğretmen Dünyası, Şehir, Şiirce, Yazılıkaya
___________________________________________________________
e-posta: bariscanogul@gmail.com
___________________________________________________________________
(*) Yaprak (dergi). 15 günlük sanat-edebiyat dergisi olan Yaprak, Orhan Veli Kanık yönetiminde Ocak 1949'da yayımlandı. 28 sayı çıktı, Orhan Veli'nin ölümünden sonra 1951 Şubat sayısı Son Yaprak adıyla çıktı. İlk sayıda sunulan şiir şöyledir:
Gül verir yonca alırız
Bülbül verir serçe alırız
Edebiyat verir yalınsöz alırız
Şarkı verir türkü alırız
Tek ses verir çok ses alırız
Halı verir kilim alırız
Kara tahta verir hayat alırız
Diploma verir değer alırız
Lisan verir dil alırız
Tesbih verir pergel alırız
Hacıyağı verir zeytinyağı alırız
Meta verir fizik alırız
Turan verir memleket alırız
Hemşeri verir yurttaş alırız
Salon verir sokak alırız
Hazırlop verir alınteri alırız
Canan verir dost alırız
Gözyaşı verir ümit alırız.
"Garip" akımı dergide göründü, Nazım'ı Kurtarma kampanyasına katıldı. Kadroda Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet, Sabahattin Eyüboğlu, Orhan Kemal, Necati Cumalı, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi, Abidin Dino, Sabahattin Kudret vardı.
Derginin tıpkıbasımı Milliyet Sanat Dergisi'nce 1981'de ek olarak verildi.
Şair sıfatıyla tanıdığımız Orhan Veli, "Yaprak"ta makalelerine de yer verdi. Bu makalelerde ülke sorunlarını ele aldı, sorunların üzerine yürüdü.
Günümüzde, Orhan Veli'nin bu mücadelesi, www.yaprakdergi.com adresinde yayınlanan "Yaprak" ile Orhan Veli'nin bıraktığı yerden, ona ve yaptıklarına duyulan saygı ile, aynı heyecan aynı duyarlıkla Bülent Turhan Gündüz tarafından sürdürülmektedir
E-Mail: bariscanogul@gmail.com
DERGİLER ve ŞİİR SEÇKİLERİ (ALFABETİK SIRAYA GÖRE)
ADAM SANAT
aylık sanat dergisi
Sahibi :Adam Yaımcılık A.Ş. adına Nazar Büyüm
Yay. Yön. Sor.Yazı İşleri Md : A. Turgay Fişekçi
Yazışma Adresi :Küçükparmakkapı Sok. No: 17 80060 Beyoğlu / İSTANBUL
E-mail Adresi : tfisekci@hotmail.com
ADI YOK DERGİSİ
3 Aylık Edebiyat Dergisi
Sahibi : Sibel Atalay
Yazışma Adresi :: Bankalar Cad. Kent İş Mer. K:2 No:65 SAKARYA
tel: 281 22 88
AGORA
iki aylık yeni bin yıl kültür sanat edebiyat dergisi
Sahibi : Özgür Kılıçlar
Yay.Yön. ve Yz. iş. Md. : Hasan Özkılıç
Yazışma Adresi : Hasan Özkılıç / P.K. 91 35241 Basmane / İZMİR
E-mail Adresi : agoradergi@hotmail.com
İnretnet Adresi :
AĞIR OL BAY DÜZYAZI
iki aylık şiir dergisi
Sahibi : Emsal Kılıç
Yazı İşleri Md : Fatih Yamen (Selçuk)
Yazışma Adresi : Efendi Cad. 1225 Sokak. 13 / 2 GEBZE
E-mail Adresi : agirolbayduzyazi@yahoo.com
İnternet Adresi :
tel - faks : 0262 646 33 88
AKATALPA
aylık edebiyat dergisi
Sahibi ve yazı işleri müdürü :Melih Elal
Yayın yönetmeni :Ramis Dara
Yazışma adresi : Ramis Dara P.K. 68 16361 Ulucami - BURSA
E-mail adresi : akatalpa@ hotmail.com
İnternet Adresi :www.akatalpa.com
faks : 0224 225 40 52
AMİK DERGİSİ
İki Aylık Kültür Dergisi
Sahibi : Nazlı Güldiker
Yazışma adresi : Atatürk Cd. Kızılay İşh. K:1 No:24 HATAY
tel : 213 96 49
AYLAK
iki aylık öykü dergisi
Aylak; beş tane öykü sevdalısının çıkardığı amatör bir öykü dergisidir.
Aylak; başka öykü sevdalılarıyla buluşmak için bir platformdur.
Aylak; öyküyü öğrenmek isteyip gelecekte de öyküyle ilişkisini sürdürmek isteyenlerin kendilerini görmek ve göstermek için fırsat buldukları, bulacakları bir dergidir.
Aylak; kendisine her şekilde destek verecek (öykü yazan, öykü okuyan, öykü yayan) insanları yüzüstü bırakmayacak kadar ciddi bir dergidir.
İletişim: aylakdergi@yahoo.com
BAŞKA
şiir seçkisi
Yazışma Adresi :Kadir Aydemir, Pk. 141 Kadıköy / İstanbul
İnternet Adresi :www.yitikulke.com
BUDALA
şiir ağırlıklı ortak kitap
editör :Bâki Ayhan T.
E-mail :budala_siir@hotmail.com
kaanoguzcan@mynet.com
ÇİZGİ
iki aylık kültür sanat ilim ve düşünce dergisi
Sahibi : Cüneyt Murat Tolan
Yaz. İşl. Md : Cem Kolçak
Yazışma Adresi : Kongre Cad. Özel İdare İşhanı No: 11 ERZURUM
E-mail Adresi : cmtolan@mynet.com
İnternet Adresi :
tel - faks :0442 213 41 61
DAMAR
aylık kültür sanat edebiyat dergisi
Sahibi ve Gen. Yay. Yönt : Damar San.Tic. Ltd. adına Özgen Seçkin
Yayın Yönt. : Alaattin Topcu
Yazışma Adresi :Özveren Sokak No: 3 / 8 Demirtepe - ANKARA
E-mail Adresi : oseckin@ttnet.net.tr
alaattintopcu@dostmail.com
tel - faks :0312 232 01 11
DAVETSİZ MİSAFİR
Mevsimlik Bilimkurgu, Eleştiri, Çizgiroman Dergisi
Yazışma Adresi : T. Balca Arda, Boğaziçi Üniversitesi Bilim Kulübü, Kuzay Kampüs,
Beşiktaş / İSTANBUL
E-mail Adresi : davetsiz_misafir@yahoo.com
İnternet Adresi :
DEFNE DERGİSİ
2 Aylık Mesleki
Sahibi : Yaşar Özcan
Yazışma Adresi : Cedidiye Mah.M.Sinan Cad.Ruhi Bey Psj. DÜZCE
tel : 514 12 67
DİZE
aylık şiir postası
Hazırlayan : Bilge Cinel Çolak
Danışman : Veysel Çolak
Yazışma Adresi :1851 Sokak. No 52 /3 Bahçelievler -Karşıyaka 35600 İZMİR
DÜŞE-YAZMA
Düş ve Düşünsel Yazın Dergisi Dergisi
Yazışma Adresi : Süngübayırı Sokak No: 22/2 Cebeci / Ankara
E-mail Adresi :ae_coban@yahoo.co.uk
E
aylık kültür ve edebiyat dergisi
Sahibi : Gendaş A.Ş adına Turan Metin Kaya
Yazı işleri koordinatörü :Nazan Kurtuldu
Yazı İşl. Md. : Uğur Aktaş
Yazışma adresi :Çatalçeşme Sokak No: 19/3 Cağaloğlu / İSTANBUL
E-mail Adresi : gendas@ixir.com
tel :0212 527 10 20 - 512 94 67
faks : 0212 520 82 12
EDEBİYAT ELEŞTİRİ
iki aylık edebiyet eleştiri dergisi
Genel yayın yönetmeni : Ahmet Yıldız
Yazışma adresi : G.M.K. Bulvarı Fevzi Çakmak Sokak No 36 / 20 06440 Kızılay ANKARA
E-mail Adresi : edebiyat@interaktif.gen.tr
İnternet Adresi :www.edebiyatelestiri.com.tr
tel : 0312 230 16 72
faks: 0312 231 00 61
EVRENSEL KÜLTÜR
Aylık kültür sanat edebiyat dergisi
Yayın Yönetmeni: Aydın Çubukçu
Yazışma adresi : İstiklal cad. Aznavur Pasajı 212/6 Galatasaray/İSTANBUL
HAYAL
aylık şiir dergisi
Sahibi: Hayal Yayıncılık LTD.STİ
Genel Yay. Yönt: Özgen Kılıçarslan
Yazı İşleri Müdürü : Ahmet Duran
Editör: Savaş Savaşoğlu
Yazışma adresi : Konur sok 59/4 Kızılay ANKARA-hayal_dergisi@yahoo.com
İnternet Adresi :
tel : 0312 – 417 47 09
faks : 0312 -417 37 94
HECE
Aylık Edebiyat Dergisi
Sahibi : Hece Yayıncılık adına Ömer Faruk Ergezen
Yayın Yönetmeni : Hüseyin Su
Yaz. İşleri Mdr. : İbrahim Çelik
Yazışma Adresi : PK 79 Yenişehir ANKARA
İnternet Adresi :
E- mail Adresi : hecedergi@yahoo.com
hece@hece.com.tr
Tel : 0312 419 69 13
Faks : 0312 419 69 14
ISLIK
iki aylık şiir dergisi
Sahibi ve Yayın Sorumlusu : Özkan Gültaş
Yayın Kurulu : Mesut Aşkın, Ayşe Aydoğan, Celal Soycan
Yazışma Adresi : Celal Soycan Denizhan 2 Sitesi B 3 Blok No: 9 Mezitli / MERSİN
E-mail Adresi : csoycan@hotmail.com
İnternet Adresi :
Tel : (0532) 407 45 45
İMLASIZ
iki aylık kültür sanat edebiyat dergisi
Sahibi / Yazı işleri müdürü : Mustafa İbakorkmaz
Yazışma adresi : Halim Şafak P.K. 271 38002 KAYSERİ
E- mail Adresi : imlasizyazisma@hotmail.com
İnternet Adresi :
İSPİNOZ
İki Aylık Şiir Dergisi
Yazışma Adresi : Hasan Güneş, Atatürk Bulv. Çimen Apt., Kat:1 No:10 Ortaca / Muğla
E-mail Adresi : hasangunes1972@superonline.com
İZLEK-edebiyat
aylık sanat edebiyat dergisi
E-mail Adresi izlekedebiyat@mynet.com
KANAT
bilkent üniversitesi eedebiyat dergisi
İnternet Adresi :
KIYI
aylık kültür ve sanat dergisi
Sahibi : M. Naci Özkan
Genel Yayin Yönetmeni : Gündogdu Sanimer
Yazin Kurulu: Baki Akgül, Ibrahim Dizman, Çigdem Sezer
Yazisma adresi: P.K. 183 61001 TRABZON
E-mail adresi : kiyi_dergisi@yahoo.com
KİTAP-LIK
Yapı Kredi Yayımları'nın, telif hakkı elinde bulunan şairlerin internet üzerinde okunabilen şiirlerine 5 ocak 2007 tarihinden itibaren yayın yasağı getirmesi nedeniyle dergi tanıtımı silindi...
KUZEY YILDIZI
iki aylık edebiyat dergisi
Sahibi / Yaz. İşl. Mdr. : Zafer Yalçınpınar
Yazışma Adresi : PK 200 34711 Kadıköy / İSATANBUL
E-mail Adresi : kuzeyyildizi@kuzeyyildizi.com
İnternet Adresi :
KÜL
aylık edebiyat sanat ve düşünce seçkisi
Sahibi ve editörü : Bilal Kolbüken
Yazışma Adresi : P.K. 31 Yenişehir / ANKARA
E-mail Adresi : bkolbuken@hotmail.com
bilalkolbuken@yahoo.com
kuledebiyat@yahoo.com
tel : 0312 223 63 15 - 0 536 652 48 73
LA POETE TRAVAİLLE
Yazışma Adresi : Üniversite Kitabevi, Ordu Cad. Ordu İş Merkezi
No:2-101 ERZİNCAN
E-mail Adresi : lapoetr@hotmail.com
NİKBİNLİK
ODTÜ şiir topluluğu'nun yayın organı
İletişim Adresi : Kenedi Cad. No : 109 - 5 Gazioasmanpaşa / ANKARA
E-mail Adresi : efeduyan@yahoo.com
ah****ntmen@yahoo.com
nikbinlik_oet@yahoo.com
PENCERE
kültür düşün sanat dergisi
Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: M. Mahzun Doğan
Şiir ve Metin Değerlendirme: Tuğrul Asi Balkar, Osman Namdar, M. Mahzun Doğan.
Yazışma Adresi : P.K. 177 06442 Yenişehir ANKARA
E-mail Adresi : pencere@penceredergisi.com
mahzun@penceredergisi.com
İnternet Adresi :
tel : 0312 441 7227 / 533 310 1624
PENTÜRK
Fanzin
Yazışma Adresi : İbrahim Çiftçioğlu, Moda Cad., No: 255/1
Kadıköy / İstanbul
SİMGE
iki aylık kültür edebiyat seçkisi
Sahibi ve sorumlu yönetmeni : Emine Tutar
Yayın Danışmanı : Cansever Eyüboğlu
Yazışma Adresi : Akdeniz Kitapevi Cumhuriyet Cad. 22.Sokak No: 8
E-mail Adresi : simgedergisi@siirkenti.com
tel - faks : 0242 243 10 46
ŞİİR OKU
iki aylık şiir yaprağı
Yayıma Hazırlayan : Mustafa Köz
Yazışma adresi: Yazı Kitapevi Caferağa Mah. Sarraf Sk. No: 31/1 Kadıköy /İSTANBUL
Mustafa Köz P.K 232 81302 Kadıköy- İSTANBUL
Tel : 0216 347 24 13
Faks : 0216 349 26 30
ŞİİRİ ÖZLÜYORUM
şiir dergisi
Yazışma Adresi : Fuat Çiftçi, Pk. 5, Avanos / Nevşehir
E-mail Adresi : ciftcifuat@mynet.com
TASFİYE
iki aylık Edebiyat-Düşünce Dergisi
Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu : Mustafa Kıyak
Genel Yayın Yönetmeni: Mustafa Uçurum
Yayın Kurulu : Mustafa Karamanoğlu, Mustafa Uçurum, Ahmet Örs, Mustafa Kıyak
Yazışma Adresi : PK.54 Tokat
E-mail Adresi : tasfiye@tasfiyedergisi.com
İnternet Adresi :
TÜRK DİLİ
aylık dil ve edebiyat dergisi
Sahibi / Yz.İş. Md. : T.D.K. adına Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın
Yazı İşl. tel : 0312 427 28 79
faks : 0312 428 52 88
UZAK
aylık şiir seçkisi
Hazırlayanlar : Çoşkun İrmak - Eren Erdem - Tayfun Fırtına
Yazışma Adresi :Yerebatan Cad. Salkımsöğüt Sk.Keskinler İşmerk.No 8/305 Cağaloğlu /İST
3 NOKTA
üç aylık edebiyat dergisi
Sahibi : Atasever Öztürk
Yz. İş. Md : Çetin Ova
Editör : Cenk Gündoğdu
Yaışma Adresi : Moda Mah. Sarraf Ali Sok. No: 31 Kadıköy / İSATANBUL
E-mail Adresi : ucnokta@hotmail.com
ucnoktaedebiyat@yahoo.com
WESVESE
Kültür Edebiyat Felsefe Dergisi
Yazısma Adresi : Görünüm Gazetesi, Lüleburgaz / Kirklareli
E-mail Adresi : wesvese@mynet.com
VARLIK
aylık edebiyat ve kültür dergisi
Sahibi : Ekin Nayır
Yazıişleri Md. : Filiz Nayır Deniztekin
Genel Yayın Yönetmeni : Enver Ercan
Yazışma Adresi : Varlık Yayınları A.Ş. Piyerloti Cad. Ayberk Apt. 7-9 Çemberlitaş/ İST.
E-mail Adresi : varlik@varlik.com.tr
internet Adresi :
Yaz.İş. tel-faks : 0212 516 20 04 - dahili 17
VİRGÜL
Genel Yayın Yönetmeni: Orhan Koçak
Yazışma Adresi :Büyükparmakkapı Sokak, 1/2 80060 Beyoğlu-İSTANBUL
E-mail Adresi : pusula@pusula.com
YASAKMEYVE
iki aylık şiir dergisi
Sahibi : Enver Ercan e-mail: enverercan@yasakmeyve.com
Yazıişleri Md : İdil Önemli e-mail : idilonemli@yasakmeyve.com
Yayın koordinatörü : Alper Çeker
Yayın Md : Mehmet Erte e-mail : mehmeterte@yasakmeyve.com
Yazışma Adresi : Ankara Cad. Ankara İşhanı No: 74 Sirkeci / İSTANBUL
İnternet Adresi :
tel : 0212 522 16 22
YARATIM
Sanat ve Edebiyat'ta yaratım dergisi
Yazışma Adresi : Ahmet Çakmak, Pk. 218, 21100, Diyarbakır
E-mail Adresi : yaratisiir@yahoo.com
YOM SANAT
iki aylık kültür sanat ve edebiyat dergisi
Sahibi : İmam Demir e-mail : imamdemir@mynet.com
Yayın Kordinatörü : Cuma Duymaz
Yazışma Adresi : Galeria İş Merkezi No: 462 Seyhan / ADANA
E-mail Adresi : yom-sanat@yahoo.com
******************************************************************
e-posta: bariscanogul@gmail.com
Gazetelerde Bugün
Günlük basının gündemi hep ilginç gelmiştir bana. Kendi dar olanaklarımla bunca gazeteyi yan yana dizip incelememe imkân yok elbette. Ben genelde en çok 3–5 gazeteyi bir arada görebiliyorum, onları da ye bir dernek lokalinde, öğretmen evinde ya da bir çayevi vb yerlerde. Şunu da itiraf edeyim ki en çok gazeteyi bir arada gördüğüm yer Tokat’ın Turhal Öğretmen evi olmuştu.2003 yılı boyunca Pazar’dan dönüşte her akşam elden geçirirdim onları tek tek.
Bununla sınırlı değil elbette gazete başlıkları izleme. Her gün çeşitli kanalların günlük basını kolaçan etmelerini de kaçırmam genelde. Fakat onların bakış açıları biraz daha farklı oluyor.. Manşetten sapıyorlar çoğu zaman. Kimi siyasal nedenlerle kimi de aynı konuyu tekrarlamaktan kaçındığından gündemi yakalamak yerine küçük haberlere kayabiliyorlar.
Nette Cumhuriyet yapıyor bu işi bir süredir. Oradaki portal bu açıdan da ilginç geliyor bana. Abonelere mahsus sayfalarına dalmadan bu bölümü kolaçan ederim önce. Nette bunu başka şekillerde de gözlemek mümkün elbette. Gazetelerin birinci sayfaları ile sınırlı kalmakla yetinirseniz, ilk sayfaları yan yana açıp “Memleketimden İnsan Manzaraları” izleyebilirsiniz.
Bugün Cumhuriyetin gözü ile bakalım güzide basınımızı manşetlerine hep birlikte diyorum:
Cumhuriyet, bugünkü manşet haberinde Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan gazeteci Mustafa Balbay'ın yazılarının engellenmesinin, hukukçular ve İnsan Hakları Komisyonu üyeleri tarafından tepkiyle karşılandığını yazdı. Akşam'ın ise manşetinde Cumhurbaşkanı Gül'ün 'Kürdistan' sözü var.
İşte Türkiye'nin önde gelen gazetelerinin manşet haberleri...
‘Guantanamo uygulanıyor’/ Mustafa Balbay’ın “tecritte” tutulması ve yazılarının engellenmesi “insan hakları ihlali ve sansür” olarak değerlendirildi. Cezaevi yöneticilerinin emir aldığını ve keyfi davrandığını belirten Prof. Azrak, “Amaç tamamıyla susturmak” dedi. YARSAV Başkanı Eminağaoğlu da Guantanamo’da rastlanabilecek olayların Türkiye’de gündeme gelmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. CUMHURİYET
Roman havası/ Sulukule'den sürülen Romanlar taksitleri ödeyemedikleri için Taşoluk'taki TOKİ evlerinden çıkmak zorunda kaldılar. 300 aileden sadece 27'si oturuyor. HÜRRİYET
Cizre'de dehşet ifadeleri/ Cizre'de 13 kemik parçasının bulunmasıyla sonuçlanan kazıların yapılmasına ve Kayseri İl Jandarma Komutanı'nın gözaltına alınmasına neden olan süreci başlatan ifadelere Milliyet ulaştı. İfadelerde, 5 cinayetin dehşet dolu ayrıntıları var. MİLLİYET
Ankara'da sürpriz/ Son araştırmaya göre MHP'li Yavaş, CHP'li rakibi Karayalçın'ı geride bırakıp AKP'li Gökçek'i zorlamaya başladı. İstanbul'da Topbaş önde gidiyor. RADİKAL
Kürdistan'a tornistan/ Seçimi unutturan 'Kürdistan' sözüyle işler karıştı. Cumhurbaşkanı, Bağdat'tan döner dönmez 'Ben o ifadeyi kullanmadım' dedi ama gazeteciler aksini söylüyor. AKŞAM
Şahin teyzeler/ Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin seçim bölgesi Antalya'da 4 gün arayla 2 teyzenin hışmına uğradı. İlk teyze bakana " Deniz Feneri ne oldu? Size oy moy yok!" demişti. Dün de bir başka teyze elinde mikrofon oy isteyen Bakan Şahin'e camdan şöyle seslendi. POSTA
Profesörün isyanı/ Serdar Kepenek'i İSFALT'a istifa ettiği iddia edilen asfalt uzmanı Prof. Ronald Blab, "Çok kızgınım. 3 gündür Eurasfalt'tan arayıp beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Ben bir yolsuzluğun parçası olmadım" dedi. VATAN
Kızlarla geyik 'Ren geyiği' oldu/ AB Komiseri Rehn, iki kadın sunucuyla "10 Rum esir öldürdüm" diyen Atilla Olgaç'ın Türkiye'ye Lahey yolunu açtığını ima etti. HABERTÜRK
Anayasa Kürtlere çok dar geliyor/ Gül'ün ağzından Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni tanıyan Türkiye'nin gündemine yeniden "PKK'ye af" tartışması girdi. Affın çözüm olmadığı, Anayasa'nın değişmesi tartışılıyor. BİRGÜN
Krizden önce biz çıkacağız/ Başak Şimşek, küresel krizin üçte ikisinin geride kaldığını ve alınan önlemlerle krizden önce Türkiye'nin çıkacağını söyledi. SABAH
Türkiye uçurumda/ SP Lideri Kurtulmuş, Türkiye'nin uçuruma sürüklendiğini belirterek "Bu seçimlerde işaret fişeğini yakıyoruz. Ülkeyi kurtaracağız" dedi. TERCÜMAN
Böyle olacağı belliydi/ Cumhurbaşkanı Gül'ün Bağdat yolunda yaptığı 'Kürdistan' açıklaması Türkiye gündeminde bomba gibi patladı! YENİ ŞAFAK
Termos bombacısı Nevruz'a katılınca yakayı ele verdi/ Diyarbakır'ı kana bulayan bombalı saldırının failinin PKK'nın gençlik yapılanmasında yer alan Burhan G. olduğu ortaya çıktı. ZAMAN
Cumhuriyetin el attığı günlük gazete sayısı bu kadarmış Ama Türkiye’de kaç tane günlük gazete çıkıyor acaba? Yöresel olanları dışta bırakırsak.. Bunların hesabı sürekli değişir mutlaka. İzmir 5. Uluslarası Şiir Buluşmasında Kırmızı Yayınları Editörü Fahri Özdemir, Türkiye’de 2132 Şiir ve Edebiyat dergisi çıkıyor dediğinde büyük bir hayret uyandırmıştı herkeste ve uzun süre tartışılmıştı. Ben de gazeteleri merak ettim işte.. 25 Mart 2009
EGE TELGRAF GAZETESİ
KÜNYE
İzmirin Sesi Kuruluş Tarihi : 10.08.1960
Ebedi Başkan : Sezer Doğan
Ege Telgraf Gazetecilik Matbaacılık ve Ticaret Limited Şirketi Adına :
Nurten Doğan
Genel Yayın ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü :
Aylin Suphandağlı
Yazı İşleri Müdürleri:
Atilla Köprülüoğlu - Deniz Keser
İdari Müdür : Cengiz Kipkurt
Yayın Danışmanı : Vahap Dabakan
Haber Müdürleri :
Müslüm Karaaslan
Tülin Özgen
Teknik Müdür : Nehir Sağır
Spor Müdürü : Caner Tok
Görsel Yönetmen : Handan Yağmur
Magazin Müdürü : Aycan Suphandağlı
Yönetim Yeri :
İş Yeri Adresi : 1371 Sokak No:2
Kasman İş Hanı Zemin Üstü 4.5.6.7. Çankaya - İZMİR
Tel : 0232 446 88 47 - 0232 483 99 66
Faks : 0232 446 88 53
Basım Tesisleri :
Star Matbaacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. Gaziemir - İZMİR
Tel : 0232 251 76 32
E-mail : egetelgraf@mynet.com
Yayın Türü : Yerel Süreli Yayın
Bu Gazete Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir.
e-posta: bariscanogul@gmail.com
ŞİİRLE DOLU, ŞİİR GİBİ 3 GÜNÜN ARDINDAN / ALİ ŞAHİN
“Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şiir’in adıyla…”diye başlanan buluşmada “Başlangıçta daima şairler vardı, başlangıçta daime şairler olacak…” diyen Attila İlhan’ın dediği gibi yine şairler vardı alanda. Düzyazı ustası Aziz Nesin’in deyişiyle, “her 3 kişiden 4 ünün şair olduğu” ülkemizde “şiirin başkenti” Güzel İzmir’de yine bir şiir etkinliğiyle başbaşayız.
Evet, İzmirli bir etkinlik ama şairlerin doğum ve yaşadıkları yerlere şöyle bir göz atıldığında Arnavutluktan ülkenin en doğusuna geniş bir coğrafyaya yayıldığını hemen görmek olası etkinliğin kapsama alanının… Emeklilik işe yaradı doğrusu. 10 yıllardır taşrada çeşitli kültür sanat etkinliklerden uzak yaşamanın acısını çıkarmaya çalışırcasına etkinlik izliyorum. Bu alanda Konak Belediyesi imdadıma yetişiyor sağ olsun. Gün geçmiyor ki dolu dolu bir etkinlik olmasın.
Bu yıl ağırlığını Balkan ülkelerinden gelen şairlerin oluşturduğu etkinlik Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Beyhan Özdemir'in “Balkanlar” konulu fotoğraf sergisiyle başladı.
Konak Belediyesi, PEN Yazarlar Derneği ile Uluslararası 5. İzmir Şiir Buluşması’nı Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi Avni Anıl sahnesinde gerçekleştirdi 20–22 Mart 2009’da. 3gün 3 gece şiirle yatıp şiirle kalktık. Balkan ülkelerinin katılımı 40’dan fazla şairin buluştuğu etkinliğin açılış konuşmasını yapan Uluslararası PEN Türkiye Merkezi Başkanı Tarık Günersel, ”Konak Belediyesi’nin beş yıldır düzenlediği şiir buluşmaları sayesinde iyi anılar edindik Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ kültür ve edebiyat alanındaki katkıları nedeniyle dünyaya örnek bir belediye başkanı oldu, Ondan olumlu enerjiler alıyoruz. Bu enerji büyüyerek devam edecektir” dedi. Ardından Uluslararası PEN Hırvatistan Merkezi Başkanı Zvonko Makovic kısa bir konuşma yaptı.
Etkinliğe Kültür eski bakanlarından Suat Çağlayan, Konak Kaymakamı Ali Muhsin Nakiboğlu, Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, Karşıyaka eski Belediye Başkanı Kemal Baysak, CHP Konak Belediye Başkan adayı Dr.Hakan Tartan, Uluslararası PEN Hırvatistan Merkezi Başkanı Zvonko Makovic, Gazeteci yazar Doğan Hızlan, şiir ve edebiyat dünyasının isimleri ile şiir severler katıldı.
Konuşmasında İzmir’i şiirin başkenti yaptıklarını hatırlatan Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, Öykü Günleri, Türkçe Günleri ve tiyatro etkinliklerinin ardın beşe yıldır Şiir Buluşmalarını uluslararası boyutta gerçekleştirdiklerini anlattı. Başkan Tunçağ,” Uluslararası etkinlik olarak şiir buluşmaları tüm bunları kucakladı. Katılan şairleri gördük ki, resim, müze, sinema ve diğer sanat dalları ile çok ilgililer. Geçen yıl Latin Amerika ülkelerinden gelen şairler ile birlikte olduk. Bu yıl da Balkan ülkelerinden gelen şairleri konuk ediyoruz. Gelecek yıl ise Afrika, Filistin veya Orta Doğu ülkelerinden şairlerin ağırlanması düşünülüyor. Sıcak ilişkilerimiz şimdiden doğdu. Barış için şiiri araç olarak kullanıp daha ileri bir noktaya geldik, her yere yaymaya çalıştık. Artık okullarda öğrenciler bizim yaptıklarımızı örnek alarak şiir ve edebiyat günleri düzenliyor” dedi.
Beşinci Uluslararası İzmir Şiir Buluşması’na şair ve edebiyatçı kimliği ile de bilinen CHP Konak Belediye Başkan adayı Dr.Hakan Tartan da konuk olarak katıldı Dr. Tartan yaptığı konuşmada “Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ’ın Konak’ı sanatın edebiyatın merkezi yapma yolundaki çabalarını biliyorum. İzmir’de göreve geldiği günden itibaren yakışan katkılar koydu. Gelecek yıllarda Şiir Buluşmaları’nı başkanımızın çizdiği yolda devam ettireceğiz. Tunçağ’ı taçlandıracak bir düşüncemiz de var; bütün Türkiye’den sevgi yansımaları bulan Şiir Müzesi projesini gerçekleştirmektir” dedi.
2009 PEN Şiir Büyük Ödülü’nü kazanan Kemal Özer’in Dünya Şiir Günü bildirisi Hidayet Karakuş tarafından okundu: “Bir yüzleşme günündeyiz yine./ Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek./ Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir? Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk... / Şöyle diyebiliriz örneğin:“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir./ Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür./ Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır./ Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır./ (…) / Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir./ Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.” (Kemal Özer)
Ardından, Sezai Sarıoğlu’nun şiir dinletisi, Zvonko Makovic, A.Nevzar Karahan, Gülsüm Cengiz ve İvan Gadjanski’nin şiir okumalarının yanı sıra; Suat Çelebi, Fahri Özdemir, Raşit Çavaş, Biba İsmail ve Namık Kuyumcu şiir yayımlama ve şiir yayıncılığının sorunlarını tartışarak çözümlerini konuştular.
Bu yıl şiir buluşmasının onur konuğu şair Ahmet Oktay seçildi, Oktay’ın yaptığı kısa konuşmanın ardından, ‘Ahmet Oktay Şiirleri’ başlıklı söyleşiye Doğan Hızlan ve Ahmet Bozkurt konuşmacı olarak katıldı.
Şiir buluşmalarının birinci günü öğleden sonraki bölümünde Ayten Mutlu, Çoşkun Şimşekli, Anton Baev, Mazhar Alphan ve Sezai Sarıoğlu şiirlerini okudu.
Akşam bölümünde ise dillerin kültürlerin şiir kardeşliği konulu söyleşiye Argon Tufa, Hacı Sabanı (Rahatsızlığı nedeniyle katılamamıştı), Lal Laleş, Selim Temo ve Goran Djrodevic katıldı Buluşmanın birinci günü, Ünal Ersözlü, Biba İsmail, Halim Yazıcı, Ahmet Günbaş ve Uluer Aydoğdu’nun şiir okumalarıyla tamamlandı.
***
2. Gün Üçyol’da bulunan 322. sokağa İzmirli şair “Mevlut Kaplan” adının verilmesinden sonra İZDOB’un katkısıyla gerçekleeşen Mini Konser/Şan Resitali (Soprano: Filiz Güneş, Bariton: Ercan Uğur, Bas: Umut Tarık Akça, Piyano: Tuğçe Özay Tekin) ile başladı. Lal Laleş, Namık Kuyumcu, Hasan Öztoprak, Hacı Sabani (Karadag ) , Derya Önder’in Şiir Okumalarının ardından Hayri K. Yetik, Doç. Dr. Hüseyin Yaltırık, Tevfik Taş, Anton Baev (Bulgaristan)!in konuşmacı olarak katıldığı ”Anadolu‘dan Balkanlara Bedrettini Bellek ve Şiirleri” Söyleşisi büyük ilgi gördü.
Kısa bir aradan sonra gerçekleşen günün iknci oturumunun ilk bölümünde Selim Temo, Nahit Kayabaşı, Gülsüm Cengiz, Biba İsmail, Agron Tufa, Goran Djordevic ( Sırbistan) Şiir Okumalarından sonra İsmail Mert Başat, Hasan Öztoprak, Yücel Kayıran, İvan Gadjanski’nin katıldığı “Küresel Kriz ve Muhalif Şiir” konulu söyleşi yapıldı. İzleyicilerden muhalif şiir kavramı tepki gördü, şiirin muhalifi olmaz “başkaldıran şiir” denmesi gerekirdi denildi.
Akşam bölümünde ise Ataol Behramoğlu’nun “Çankaya Belediyesi ve Ankara Aydınlığı Girişimi 2009 Oğuz Tansel Şiir Ödülü” törenine gitmesi; Hacı Sabani’nin rahatsızlığı nedenleriyle katılamadığı oturum, Zvonko Makovic, Anton Baev, Agron Tufa, Goran Djordevic, İvan Gadjansk, Biba İsmail “Atilla Jozef’ten Nazım Hikmet’e Balkanlarda Şiir” Söyleşi ve Şiir Okumaları ile tamamlandı. Hem anadilinde hem Türkçe ile şiirler yazan Biba İsmail, tüm oturumlarda şiirlerini Türkçe olarak okuması ile dikkati çekti.
***
İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin katkılarıyla gerçekleştirilen mini konserle Bir “Mini Konser” inin ardından başlayan 3. Gün etkinlikleri; Nahit Kayabaşı, Anton Baev, Ataol Behramoğlu, İvan Gadjanski, Tevfik Taş, Goran Djordevic (Ataol Behramoğlunun daveti ile oturuma katıldı)’in Şiir Okumaları ile sürdü. Şadan Gökovalı, Erdal Alova, Halim Yazıcı, Zvonko Makovic katıldığı “Ege‘nin Antik Şiiri” konulu Söyleşi ile kısa bir aranın ardından Hüseyin Peker, Agron Tufa, Hacı Sabani (Katılamadı), Mansur Balcı, Goran Djordevic ( Sırbistan), Lidia Cherieliuc Paçalı’nın Şiir Okumaları ile devam etti. (1992de bir Türk ile evlenen Lidia, hiçbir Türkçe kelime bilmeden, hiçbir eğitim almadan tamamen kendi çabalarıyla öğrenmiş. Türkçe olarak şiirler yazarak iki Türkçe, bir Romence kitap yayınlamış. Halen İzmir’de yaşamını sürdüren şairin Türkçe olarak okuduğu şiirler, izleyenlere Romence’sini merak ettirdi ve Lidya, istek üzerine kendi anadilinde bir şiirini daha seslendirdi.)
Yrd. Dr. Şerife Yalçınkaya, Asuman Susam, Gülsüm Cengiz, Derya Önder, Ayten Mutlu ”Şiir ve Dilin Cinsiyeti” Söyleşisi oldukça büyük ilgi konusu oldu. Yalçınkaya, “Osmanlı Klâsik Edebiyatında Dilin Cinsiyeti” konulu konuşmasında, kadınların ayrı bir tarihi olmadığını; resmî tarihte kadının ve kadın bakışının eksikliğinin görüldüğünü vurguladı. Kadının tarihte skandallar, entrikalar dışında pek yer almadığını,kuş tüyü yastıklar üzerinde, ipek tüller içinde, yarı çıplak, kendisini her türlü cinsel arzuya hedef etmiş bir et parçası olarak; böylesi bir haremin hem erotik hem egzotik olduğunu, hayali bir doğu, hayali bir harem yaratıldığını slayt gösterileri eşliğinde belirtti. Ayrımcılığın dilde değil zihinde olduğunu, Türkçenin cinsiyetli bir dil olmadığını, metnin tarzı ile cinsiyetin belirlendiğini belirtti. Dilin hangi gönderme ile okunduğunun önemine değinen Yalçınkaya, farklılaşmamış cinsiyet kimliği taşıyan metinlerin anlam ifade etmediğini söyledi. Kadının harem hikâyelerinde yer aldığı Osmanlı edebiyat tarihinin yeniden okunması gerekliliğine değindi. Konuşmasında Osmanlı kadın şairlerden bahsederken, 16. yüzyılda, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınan Mihri Hatun’a, şiirlerinde kadın dilinin hissedilmesi nedeniyle ağırlıklı olarak yer verdi. Konuşmasında, Osmanlı edebiyat tarihinde, toplumsal ve kültürel hayatın içinde üreten, erkeklerle başa baş giden hatta önde olan kadın şairler konu edilerek ve erkekler gibi yazdıkları ileri sürülen kadınların şiir dillerindeki cinsiyeti incelemeye çalıştı.
Bir diğer konuşmacı Gülsüm Cengiz, şiir ve dilin cinsiyetinin, şiirdeki kadının dile getirilmesinin dünya görüşlerine ve şiir anlayışlarına göre değiştiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Divan ve halk şiirinde kadının özne değil nesne olarak dikkati çektiğini belirtse de mücadele eden kadını anlatan dizelerin de var olduğunu söyledi. Tanzimat’la birlikte başlayan yeniliklerde kadın yine de korunup kollanan bir kişi olarak kalmıştır dedi. Yaşanılan dönemin ve çevrenin de ozanların dünya görüşünü, kadına bakış açısını yansıttığını, örneğin 80 sonrasında doğudaki kadınların şiirimizde daha çok yer aldığını, 12 Eylül sonrasında şiirlerde kadın tiplemeleri ağırlıkta olduğunu söyledi. Ve şairlerin şiirlerindeki kadınları örnekleyerek kimisinin kadını duygularını dile getirdiği bir şiir nesnesi, bir eğlence unsuru olarak görürken; kiminin de dizeleriyle kadının acılı tarihine ve özgürleşme savaşımına tanıklık ettiğini vurguladı. Nâzım, özellikle “…soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen…” dizesiyle kadının toplumdaki yerini saptamıştır dedi. Cengiz, kadını özne olarak gören bir başka şairin, Tevfik Fikret’in ‘Bir Kız Mektebi İçin’ adlı şiirini örnek verdi. Ve Gülsüm Cengiz’in ‘kadın’ı farklı şekilde şiirlerine yansıtan şairlerden verdiği örnekler ve şiirleri: Şükûfe Nihal Başar’ın duyarsız kadını eleştirdiği ‘Duymayan Kadına’ , Fahri Erdinç’in üretken, emekçi kadını işlediği ‘Halıcı Kızlar’ , Hasan Hüseyin’in mahkûm eşini anlattığı “Gözlerinin Halleri” , Kemal Özer’in ‘Oğulları Öldürülen Analar’ , Hilmi Yavuz’un ‘Doğunun Kadınları” , Yaşar Miraç, Kemal Özer, Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden örnekler vererek sunumunda şirin dili ve cinsiyeti konusunu ülkemiz şairlerinin şiirlerindeki kadınları incelemeye çalıştı.
Derya Önder, ‘Şiir ve Dilin Cinsiyeti’ üzerine olan konuşmasını bir eleştiri ile başlattı. Bu söyleşi düzenlenirken ‘hangi kadın şairleri ve yazarları çağıralım?’ sorusu yerine ‘hangi şairleri ve yazarları çağıralım?” sorusu sorulmalıydı dedi. Dilin cinsiyeti var mıdır? Şiirin cinsyeti? Cinsiyet inşa edilen bir şey midir? Dil cinsiyet inşasında kullanılıyor olabilir mi yoksa şairin cinsiyetinden mi söz etmeliyiz sadece? Şairinin kadın yada erkek olup olmadığını bilmediğimiz bir şiire bakarak şairin cinsiyetini kestirebilir miyiz? Dil bu yolda bir takım işaret levhaları bırakır mı önümüze? Peki ya şiir? Ele verir mi şairini? Sorularını peş peşe sıraladı. Dilin, şiirin, şairin cinsiyeti üzerine sorduğu sorularla sürdürdüğü konuşmasında iki şaire değindi; Gülten Akın ve Sennur Sezer. Sıkıntılı dönemler geçiren Gülten Akın ve Sennur Sezer gibi şairler sayesinde bugün rahat şiir yazılabildiğini belirtti. Konuşmasını Ingeborg Bachmann’ın bir sözü ile bitirdi: “Dil yalnızca yeniymiş gibi görülsün diyeonunla oynandığında, öcünü zaman yitirmeksizin alır ve bu davranışın gerçek yüzünü ortaya vurur”
Son konuşmacı Asuman Susam, ‘Dil, Varlık Evimiz’ başlığını koyduğu konuşmasında dilin sınırlarla, cinsiyetle, cinsiyetsizlikle, iktidarla olan ilişkilerine değindi. Erk olma söyleminin erkeği araçsallaştırdığını belirten Önder, bu durumun özneleri mahkûm ettiğini söyledi. Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında kültürel boyutun ortaya çıktığını dile getirdi. Sanat sayesinde yeniden inşa ile öznenin kurtulabileceğini ama sanatın da aydınlık ve barış ile var olabileceğini belirterek tamamladı konuşmasını. [Bu oturumun özetlenmesinde 5. Şiir Buluşması Kitabı (s.102–108; İzmir, 2009)Ve Neslihan Perşembe’nin “DENEMELER: Dün, Bugün, Yarın-ŞİİR VE DİLİN CİNSİYETİ” yazısından yararlanılmıştır. ]
Oturumda neden sadece 5 kadın şair, ya da şair kadının yer aldığı (biri araştırmacı-yazar) tartışıldı. Her zaman olduğu gibi yine neden erkek şair için “erkek şair” denmiyor da tıkanıldı. O an zihnimden geçen bizdeki “Şaire” kavramı gibi Şairin dişiline bir ad verilip verilmediğini sormak istedim ama hafif kalacağı düşüncesiyle vazgeçtim. Dikkatimi çeken yukarıda zikrettiğim tamlamalar üzerine yoğunlaşan konuşmacılar ve söz alan izleyiciler “Şaire” sözüne teğet bile geçmediler… ” Evet… Arzu edilen, özlenen yarın sanatla var edilebilir ama bu sanatı var edecek kişilerin doğumlarından itibaren kendilerini rahatça ifade ettikleri, duyu organlarını özgürce kullanabildikleri, yaratıcılıklarının keşfedildiği koşulların da var olması önemli değil mi? Kadın veya erkek… Ne önemi var? Biri tutsak olduğunda diğeri özgür kalabiliyor mu? Tutsaklığa yol açan her kişi mahkûm değil midir aynı zamanda?” (Neslihan Perşembe; http://yazarbozar.blogcu.com/ )
Günün son oturumu Erdal Alova, Can Ceylan, Tahsin Şmşek, H.İbrahim Özbay, Ataol Behramoğlu’nun katıldığı Şiir Okuma etkinliğiydi. Behramoğlu bir önceki gün katılamadığı konuyu da telafi etti dolaylı yoldan. Şiir ve okumaları ile izleyicinin dikkat ve ilgisini sıcak tutmayı başardı konuşmacılar.. Günün yorgunluğunu attırdılar desek yeriydi. Ama her güzel şey gibi bu da bitmişti ve şiir kitaplarımızla baş başa kalmıştık yine. Bu arada sunucu "Dile duyarlı, insana duyarlı, yaşamanın anlamını dilin gücünde bulan Arı Türkçeye bel bağlamış kişilerin yolunu her zaman ışıklayan bir Eğitimci, Yazar, Gazeteci" Dil derneğinin İzmir Temsilcisi Yunus Bekir Yurdakul’un da Türkçe ve İngilizcesi ile yaptığı işin hakkını vermesi nedeniyle kutlanması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.
e-posta: bariscanogul@gmail.com
« Önceki :: Sonraki »