ALİ ŞAHİN: EN İYİ DERLEYİCİ

17/9/2008 · Kategori: Deginmeler

02 Ocak 2006 Pazartesi

ALİ ŞAHİN: EN İYİ DERLEYİCİ

"...Kastamonu'nun Devrekani ilçesindeki Mustafa Kaya Şenlik bölge okulundakiöğrencilerin en belirgin özelliği, Türkçe öğretmeni olmak istemeleri. Genç Türkçe öğretmenlerine olan hayranlıklarını gizlemeyen öğrenciler, Türkçe ders saatlerini iple çekiyorlar.

*Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, üzerlerine çevrilen objektife karşı anında 'hazır ol'' durumuna geçiyorlar.'Ekmek elden su gölden, bir de dayak olmasa'
Kastamonu'nun 5 bin nüfuslu Devrekâni ilçesine bağlı 262 öğrencili Mustafa Kaya Şenlik Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO). İnebolu, Devrekani ve Küre'nin dağlık köylerinden gelen yoksulluğu tüm ağırlıklarıyla taşıyan çocuklardan oluşuyor. 1998- 1999 öğretim döneminde hizmete açılan okul, ilçeden 13 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
108 kız öğrenci okuyor. Çok sayıda yoksul öğrenciye ''eğitim kapılarını'' aralıyor. Aile özlemiyle karışan korku yüzünden altına kaçıran çocukların gece saatlerinde nöbetçi öğretmenler tarafından tuvalete kaldırıldığı okulda, ikinci çözüm de altı muşamba serili yatakların bulunduğu ''harita odaları''. İdrarın çarşafta harita izi bırakması nedeniyle ''harita odası'' adı verilen özel bölümlere alınan çocuklar ilaçlarla tedavi ediliyor.
Mustafa Kaya Şenlik YİBO'daki öğrencilerin en belirgin özelliği, Türkçe öğretmeni olmak istemeleri. Genç Türkçe öğretmenlerine olan hayranlıklarını gizlemeyen öğrenciler, Türkçe ders saatlerini iple çekiyorlar.
Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, üzerlerine çevrilen objektife karşı anında ''hazır ol'' durumuna geçiyorlar.
Müdür yardımcısının kendilerine yönelik hoşgörüsüzlüğünden yakınan öğrenciler, yaşadıkları acıları anlatırken adlarının açıklanmamasında da ısrar ediyorlar. Okul yöneticisinin, birkaç arkadaşlarının sırtında sopa kırdığını sırasıyla onaylarken şiddeti kendi tümceleriyle şöyle aktarıyorlar:

''Öğretmenimiz, bize tekme tokat girişiyor. Sanki dövmek için bahane arıyor. Geç yattığımızda, tuvaletleri, koğuşları iyi temizlemediğimizde, birisinin parası kaybolduğunda, banyoya izinsiz girdiğimizde, yemek saatinden 10 dakika önce yemekhaneye gittiğimizde bizi dövüyor, ellerimize poşet giydirerek tuvalet temizletiyor. Fırçalarla değil elimizle temizletiyor. Değnek gibi bir sopası var. Hafta sonlarımız zaten hep dayakla geçiyor. Ders anlatması da çok sinirli. Bize bir şey yazdırırken ayaklarını sıraya dayıyor. Yetişemediğimiz yeri tekrar sorduğumuzda, bizimle 'elma, armut' diye dalga geçiyor.''
Kâh kuşkulu bakışlarla ''ispiyoncu arkadaşlarını'' kolaçan edip, kâh uzaklara dalıp, her konuyu tek isteğe bağlıyorlar: ''Lütfen bizi Sadık öğretmenden kurtarın.''
'İmam olmak istemiyorum'
11 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi Ömer Faruk Cebeci 'nin yatılı okulda okumaktan memnunluğu endişeyle örülü. Özetliyor günlerini:
''Ekmek elden su gölden! Burası köye göre çok daha rahat, bir de büyük öğrencilerden dayak yemesek.''
Babası köyde imam, ancak o ''doktorluk ya da öğretmenlik'' mesleğini istiyor. Babasının mesleğini istememesini çocuk saflığıyla anlatıyor:
''İmamlık çok zor iş. Bu konuda kendime güvenemiyorum. İmam olursan, çok sorumlu olman gerekiyor. Hadi, saat 05.00'te kalkamadım, sabah ezanını okumayı unuttum. O zaman ne olacak? Tabii ki çok kötü olur. Ben bu sorumluluğu alamam. Ezan okumayı unutmama konusunda kendime güvenemiyorum.''
Okula diğer kardeşiyle birlikte babası tarafından yazdırılmış. Ailesinin, para gönderememesine değil, ama ''yaşamın adaletsizliğine'' tepkisini gizleyemiyor:
''Büyük çocuklar bize küfrediyor, bizi dövüyor, onlara gücümüz yetmiyor. Yemeklerden de şikâyetimiz var. Canımız salata, yumurta, meyve çekiyor. Arkadaşlarımız sık sık kabakulak, grip oluyor.''
Yine de öncelikli isteğini bilgisayar ve televizyon olarak sıralıyor.
İnşaat işçiliği de düşlenir mi?
12 yaşındaki Selami Bakal 'ın en büyük düşü ''inşaat işçisi'' olmak. Annesine ilişkin bildikleri, büyükanne-büyükbabasının anlattıklarıyla resimlenmiş. Çocuk yüreğinde duyduklarıyla örmüş tepkisini de:
''Benim babamı annem öldürmüş. Bir gün babam, gece dedemin yanına uğrayınca annem Satılmış diye biriyle kaçmış. Daha sonra da babamı hayalarına vurararak öldürmüşler. Annem şimdi Kastamonu'da yaşıyor. Beni bu okuldan almak istedi, beni görmek istedi, ama onu görmek istemedim. Küçükken beni de öldürmek istedi. Beni küçükken tepedeki beşikten yuvarladı. Ondan nefret ediyorum. Bana amcalarım bakıyor.''
Bir amcası kız kaçırdığı için cezaevindeymiş. Umutlarının erken kırıldığını ele veriyor, ama amcasını mı daha çok seviyor, mesleğini mi, anlaşılamıyor:
''Aynı onun gibi inşaat işçisi olmak istiyorum. Hayattan fazlaca bir beklentim yok.''
Patlamış ayakkabısından dert yanarken okulu da es geçmiyor:
''Hep fasulye yiyoruz. Çarşafları hafta sonu ailemize götürüyoruz. Ama ben en son 15 tatilde köye gitmiştim. O zamandan beri çarşaflarım temizlenemedi. Ayrıca daha çok banyo yapmak istiyoruz.''
Annesi ve babası 7 yıl önce ayrılan Mustafa Oral , aile özleminin yanı sıra geçmişe duyduğu öfkeyi de büyütüyor. 7 yıldır annesinin onu hiç aramamasını aktarırken gözleri buğulanıyor, babasının işsizliğinin sona ermesi belki ilk umudu. 1 kardeşi burada, diğer 2 kardeşi de yetiştirme yurdunda. Ailesini göremediği geçmiş Şeker Bayramı'nda olduğu gibi bu bayram da onun için ''yalnızlığı'' perçinliyor.
Asmaloz köyünden gelen Dilek ve Melek Öztürk kardeşler de sisli bir geçmişi sıralıyorlar. Dilek 12, Melek 13 yaşında... Okumak istemeyen Melek, bu okula yazdırılan kardeşi nedeniyle 6. sınıfa kaydolmuş. Ailesinden ilk defa ayrılan Dilek, okulun ilk günlerinde bunalım geçirerek ''intihar edeceğini'' söyleyince, annesi diğer kardeşi Melek'i de okula göndererek olayı çözümlemiş. Evin geçimini sağlayan ağabeyinin İstanbul'da bir konfeksiyoncuda çalıştığını anlatıyor. Geleceğe yönelik hedeflerinde de çıtayı alçak tutuyor:
''Çocuklara iyi davranmayı ve Türkçe öğretmeni olmayı istiyorum.''

Ali Şahin'e ulaşmanın en kestirme yolu: Taşköprü'den Bakış
http://www.blogcu.com/alisahin37/152543/


ali şahin
Biyografisi:
"Ben ve Sitem Hakkında" En çok; kültür, sanat, edebiyat... ve birazcık da politika; sonra yaklaşık 5 aydır- 19 Haziran 2005'ten bu yana- da site merakım...
• Ad Soyad: Ali ŞAHİN
• Cinsiyet: Erkek
• Doğum Tarihi: Şubat 2, 1952 (Yaş: 53)
• Yer: Kastamonu/ Taşköprü, Turkiye

ALİ ŞAHİN (alsah*) : Kastamonu- Taşköprü Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978 Mektupla Öğretim); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992 Dışardan); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lisesi TDE Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı (1980-1998); İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Tedviren Şube Müdürlüğü (1998); Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (1998-2003) ve Tokat- Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (2003- 2004) Emeklilik (17.02.2004- ?)

E- posta:
alisahin37@gmail.com
alsah@mynet.com
asahin37@hotmail.com
sahin_ali_@hotmail.com (Yeni Edebiyat)

ilgi alanlarım: Kültür, Sanat, Edebiyat, Eğitim

GençEdebiyat
http://gencedebiyat.blogspot.com/2006/01/ali-ahin-en-iyi-derleyici.html

e-posta: bariscanogul@gmail.com

GÜNLÜK'ten Yapraklar

17/9/2008 · Kategori: Deginmeler

GÜNLÜK'ten Yapraklar

GÜNLÜK DEĞİNMELER (KANDEMİR KONDUK OLMASAK DA "ONA BUNA DOKUNDUK...")

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

2005-08-12 Can Yücel şenliği iptal
Can Yücel'in eşi Güler Yücel "Kimsenin burnu bile kanasın istemem" diyor. "Ailenin kararına saygı gösterilmeli" dese de Vecdi Sayar bu karardan memnun değil.
20 Ağustos'ta başlayacak 6. Can Şenliği, Yücel ailesinin güvenlik endişesi nedeniyle iptal edildi. Şenliğin sanat yönetmeni Vecdi Sayar, iptal kararını uygun bulmasalar da kabullendiklerini söyledi
İSTANBUL - Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Can Yücel Şenliği, Yücel ailesinin güvenlik endişesi nedeniyle iptal edildi. Yeni Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu etkinliğin güvenliğini düzenleme komitesine veriyor. Can Yücel'in ailesi de bu tür bir sorumluluğu alamayacaklarını ifade ederek etkinliğin ertelenmesine karar verdi.
Datça Belediyesi, maddi olanaksızlıklar nedeniyle bu yıl şenliği düzenleyemeyeceğini açıklamış, daha sonra başka sponsorlar bulunarak şenliğe devam kararı alınmıştı. Belediyenin şenlikten desteğini çektiğini hatırlatan Can Yücel'in eşi Güler Yücel, "Şenliğin düzenlenmesi için izin alınabiliyor ama yeni yasaya göre güvenlik sorumluluğu, etkinliği düzenleyen komiteye veriliyor. Biz de bu güvenliği sağlayamayacağımızı bildiğimizden dolayı etkinliği bu yıl erteliyoruz" dedi.
'Ortam uygun değil'
Türkiye'nin bugünlerde yaşamış olduğu gerginlikten dolayı tedirgin olduğunu ve bu tür bir sorumluluğu kesinlikle almak istemediğini belirten Güler Yücel, "Ben kimsenin burnunun bile kanamasını istemem" diyor. Datça Belediyesinin kendilerini yalnız bıraktığını da belirten Yücel, beş yıldır güzel şenlikler düzenlediklerini, bu yılki ertelemeye de çok üzüldüklerini söylüyor. Yücel'e göre etkinlik bir başka zaman, bir başka formatta devam
edebilir; yeter ki ortam elversin.
20-22 Ağustos'ta düzenleneceği duyrulan 6. Can Şenliği'nin genel sanat yönetmeni önceki yıllarda olduğu gibi yine Vecdi Sayar'dı. Aynı zamanda Uluslararası Pen Yazarlar Derneği Türkiye Başkanı da olan Vecdi Sayar, Yücel ailesinin kararına saygı gösterdiklerini ama yazar örgütleri olarak iptal gerekçesini uygun bulmadıklarını açıkladı:
"Biz bu şenliği her yıl Datça Belediyesi ve Pi Prodüksiyon işbirliği ile düzenliyorduk. Bu yıl belediye maddi sorunlar nedeniyle çekildiğini duyurdu. Bunun üzerine Can Yücel'in ailesi etkinliği düzenleyemeyeceklerini söyledi. Biz de bunun problem olmadığını, destek bulabileceğimizi ifade ettik. TÜYAP Fuarcılık ve Konak Belediyesi bize destek olacaklarını belirtiler. Düzenleme komitesinde ben, Güler Yücel ve Pi Prodüksiyondan Özden Petek yer alıyordu. Kaymakamlığa yaptığımız başvurunun ardından Datça Emniyeti'nden Güler hanımı arayıp belgeler istemişler.
Yazar örgütleri devrede
Güler hanım avukatını Emniyet'e göndermiş. Avukata 'Yasa değişti, bu işin güvenliği size aittir ancak bir olay vuku bulduğunda müdahale ederiz ayrıca biz duyumlar alıyoruz, olay çıkma ihtimali var' denmiş. Bunun üzerine Güler Hanım da 'Bu riski üstlenemem' dedi. Biz sorumluluğu onların üzerinden alacak yeni bir çözüm ürettik. Şenliği Türkiye Pen Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası'nın ortaklaşa düzenlemesine karar verildi. Bu noktada biz hazırlıklarımızı tamamladık. Fakat Güler hanımla, avukatı Emniyet'le ilişkilerini sürdürmüş... Yasal bir sorumlulukları kalmamasına rağmen etkinliği yapmayacaklarını açıkladılar; bize düşen de ailenin kararına saygı göstermektir."
Sayar, Can Şenliğini'nin önümüzdeki günlerde Datça dışında bir ilde mutlaka düzenleneceğini söylüyor. Şimdilik İzmir ve İstanbul düşünülüyor. (Kültür Sanat)

Papatya Falına Devam
'Çıktım erik dalına/ Anda yedim üzümü/ Bostan ıssı şakıyıp/ Der ne yersin kozumu' demiş Şair Yunus Emre yüzyıllar önce....
Bir başka şair Can Yücel de yıllar önce şöyle demiş:ŞEYİST

Biz talebeyken şeydik
İyi arkadaştık şeylen
Biliyorsunuz şeylen şey olunmaz
Ben şeyi bitirince babam
şey dedi şey Partisine girdim
Zaten şeyle evlenmiştim
Şey şeye gidelim dedi gittik
Şeysiz de olmuyor döndük
İki şeyim oldu büyüdüler
Doktor sende bir şey var diyor simdi
Tabiy bende bir şey var: sayamadığın kadar
Kimse dokunamaz benim şeyime
Çünkü ben bir şeyim
Her şey de bir şeydir ama
Ben başka bir şeyim
Ben şeyim

Can Yücel

Biz ne mi diyoroz bugün? Ne diyelim Allah diyoruz... Papatya falı devam ediyor bakalım. 2005-08-12 'Velhasıl', bir 'ama' değildir! Nur Çintay A.
Geçtiğimiz cuma günkü yazıda bir gariplik oldu: Bu parçacık, her nasılsa, başlığını düşürüp bir önceki yazının peşine takılmış, 'Eda Taşpınar ve normal insanlar' satırlarının altında, öyle dam üstünde saksağan, alakasız ve anlaşılmaz, sallanıyordu.
Derdim şu: Son zamanlarda 'velhasıl' kelimesiyle aşk yaşayan bazı arkadaşlar var. 'Sözün kısası, özetle' filan demek olan bu kelimeyi kullanmak için öyle şiddeti bir arzu duyuyorlar ki, 'ama'ymış,
'çünkü'ymüş, her 'bağlama' yerine bunu koşturuyorlar. Henüz özetlenecek bir giriş olmadan, ikinci cümle hemen 'velhasıl' diye başlıyor.
Elinize biraz serin durmaya ya da fırfır yapmaya meraklı dergi/ek alın, taradığınız ilk sayfada çıkmazsa, ikincide garanti demiştim, daha bu sabah çarptığım örnekten hareketle, tekrar diyorum. 'Hulki'yi seviyorum. Velhasıl o beni sevmiyor. Velhasıl Tuana'yı seviyor' gibi cümleler kurmayalım mümkünse.
Moda Herşeyde Var Velhasıl; velhasıl sözcüğünü olur olmaz yerde kulağa hoş geliyor diye kullanmayalım diyorsunuz yani. Çok haklısınız.
2005-08-11 Sorgun için 'Köşk'e
RADİKAL - ANKARA - Manavgat-Side'deki Sorgun Ormanı'nın golf sahaları ve otel yapılmak üzere tahsise açılması kararını protesto amacıyla toplanan 160 bin imza Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunuldu. Sezer'e imzaları oyuncu Pelin Batu, Mor ve Ötesi Grubu'ndan Harun Tekin ve Side Doğa Gönüllüleri adına Ali Yükser iletti. Tekin görüşme sonrasında
"Cumhurbaşkanı'ndan destek aldınız mı?" sorusuna, "Kaygılarımızı anlattık, dinledi. Dinlemesi bizim için yeterli" dedi.
Bari Mevcudu Bozmayalım
Bugün gazeteye göz atarken tam 'Oh be!' diyordum hep güzel şeyler var bugün die. Bir haber: 'Manavgat-Side'deki Sorgun Ormanı'nın golf sahaları ve otel yapılmak üzere tahsise açılması kararını protesto amacıyla toplanan 160 bin imza Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunuldu.' Elbette sivil girişim olarak bu da güzel haber ama, girişime neden olan şeyler kötü. Madem ki yeni güzellikler yaratmaktan aciziz, doğal güzelliklere olsun kıymayalım beyler, lutfen... Bir yandan turizmi baltalamaya çalışanlar yetiyor, bir yandan da biz bindiğimiz dalı kesmeyelim. Biliyorsunuz Batıda artık göç edip gidecek yer kalmadı. Hoş... insanımızın büyük bir bölümünü göçmen işçi, mülteci! olarak gönderdik önceden ya... Çoğu gitti azı kaldı nerdeyse.

2005-08-11 Kanser şişmanları sever
Sağlık Bakanlığı'ndan uyarı var: Şişmanlarda kanser riski iki kat daha fazla. Hayvansal yağ tüketmeyin, mangaldan uzak durun, bol lifli beslenin, meyve ve sebzeleri ihmal etmeyin...
Su İçsek Yarıyor!
Şişmanları severmiş kanser, kim sevmez ki şişmanları, tombiş tombiş pek tatlıdırlar, şeker gibi, güleryüzlü, tatlıdillidirler... Sohbetlerine doyum olmaz... 'Sağlık Bakanlığı'ndan uyarı varmış: Şişmanlarda kanser riski iki kat daha fazla. Hayvansal yağ tüketmeyin, mangaldan uzak durun, bol lifli beslenin, meyve ve sebzeleri ihmal etmeyin...'diyormuş. Kime yapılıyor bu öneri? Şişmanlara... Ah biz bu önerilere uyabilseydik zaten böyle olmazdık ki... Bize hep can boğazdan girer, can boğazdan girer... dediler bu zamana dek. Hiç Canın boğazdan çıkacağını söylemediler ki, ya belki de söylediler de biz işimize gelmediği için duymadık... Ya ne olacak bu bizim halimiz!... Su içsek yarıyor mübarek!... 2005-08-11 Dünyanın en hızlı horonu
DHA - ANTALYA - 'Anadolu Ateşi', 'Dalgaların Coşkusu' adlı Karadeniz oyunuyla bir dakikada 218 adıma ulaşarak, Guinnes rekorlarına başvurdu. Aspendos Antik Tiyatrosu'nda önceki gece rekor denemesi yapan 60 kişilik dans ekibini, Guinness Türkiye Temsilcisi Prof. Dr. Orhan Kural da izledi ve metronom cihazıyla dansçıların bir dakika içinde ayaklarını kaç kez yere vurduklarını ölçtü. 200 metronom olarak hedeflenen gösteri sonunda, ekranda '218' yazısını görenler, grubu ayakta alkışladı. Rekor, onay için Guinness'e gönderildi.
Yerelden Evrensele
Ne diyelim, güzel bir uğraş, güzel, değişik bir başlangıç... Umarım yenilikler, farklılıklar sürer gider... Geleneklerimiz çağdaş motiflerle modernize edilerek ulusaldan evrensele taşınıp gider... Şimdilik kutlarız.
2005-08-11 Kardelenler için Sezen şarkıları
İSTANBUL - "Aç Kardelen aç/Dağın olayım, suyun olayım/Göğün olayım aç" diyor Sezen Aksu 'Kardelen' şarkısında... O, kızların da okutulmasını istiyor. Çünkü yaşamın herkes için eşitlenmesi gerektiğini düşünüyor. Dün Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nu dolduran binlerce dinleyicisine bu düşüncesini haykırdı kendi besteleriyle...
O da Bir Kardelen
KARDELEN: Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi...
Ne güzel isim... Ne güzel uğraş, ne güzel sanatçı... Sezen bu... Sezenliğini belli edecek; kutlarım... Tün kültür-sanat adamlarımızın aynı duyarlılığı göstermesi dileğiyle...
2005-08-11 Anlatan Anlatana Ama...
Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!...
205-08-11 Şubelerde Kitap Olsa
Bankaların Kültür Sanat çalışmaları olmalı mı, olmamalı mı? Hele Yapı Kredi gibi böylesine yayın dünyasına dalınmalı mı, diye düşünürüm zaman zaman... Bu tür girişimler geçmişte de başlatıldı ama ya bırakıldı ya da öylesine sürdürülüyor... Günümüzde bile şöyle okunabilecek kitap bulunacak kitapçı dükkanları yok birçok ilçe ve beldelerimizde. Keşke diyorum bu tür çalışmalar yurdun her yanında şubesi bulunan kuruluşlarca da yapılsa ama Ankara Kızılay'da Köşe başında bir dükkana sıkışıp kalmasa, tüm şubelerde bu kitapları görüp dokunabilsek, alamasak da koklamış oluruz hiç değilse.
2005-08-10 Yağmur cemi
Haydar Ergülen
Yağmur iyidir, içimizi gösterir, kimseye değil elbette, kendimize. Bilinir 'içlenme sanatında usta' olanların bunu içlerine düşen uzun yağmurlarda sınadıkları, içlerine baka baka yağmur oldukları da. Biz olamadık.
Biz, içlenme sanatından geçtim, yağmurun da acemisi olduğumuz için sabır gösteremeyiz, yağmurun halince gelmesini, meşrebince yağmasını bekleyemeyiz, tıpkı gözyaşlarımızın peşinden koştuğumuz gibi yağmurun da peşinden koşarız. Üstelik acelemizin yağmura da, gözyaşlarına da, Edip Cansever'in 'Kirli Ağustos'una da saygısızlık olduğunu unutarak. Acemiliğimizi Turgut Uyar bağışlamıştı, acelemizi de Edip Cansever bağışlasın diyerek...
Vardık Karaburun'a. İzmir'den sonra iki saat kıyıları dolaşarak giden minibüste ise kendimizi Cemal Süreya'nın 'Göçebe'si gibi hissettik: "Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim". Yağmur bizden evvel gelmiş Karaburun'a, yani acelemiz ve acemiliğimiz bizi geçmiş, iyidir dedik, nasılsa şiiri ezberimizdeydi. Nâzım Hikmet'in 'Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı'ndaki 'Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş/Aydın elinde Karaburunda' dizelerini 'vardık ki yağmur huruç eylemiş' diye okusak, koca şairimiz de bize gülümserdi herhalde.
Meğer yağmurun önümüze düşmesi sebepsiz değilmiş, bizi bir 'yağmur cemi'nde dostlarla buluşturmak içinmiş, bir kere daha şükrettik yağan, toplayan, buluşturan yağmura. Demek ki Şeyhim Bedreddin ve yoldaşları Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal "yağmur aranıza değil, gönlünüze düşsün" diyerek çağırmışlar bizi Karaburun'a, eyvallah şeyhim eyvallah! Serez çarşısında asılan Şeyhim Bedreddin için "çırılçıplak ağaca asılan çırılçıplak gelecek yine" dendiği gibi olacakmış meğer. Herkes tamam olunca herkesin içine bakması bitince, sıra birbirimize bakmaya, yağmurda cem olmaya geldi: Roll, Express, Karaf, Cumhuriyet ve Birgün'den dostlarımızı gördük. Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa'yı ODTÜ'den hatırladık, 'şoför'ümüzse ODTÜ İnşaat'tan Nevzat Özyeğin'di. Sevindik, Börklüce'nin ruhu hâlâ Karaburun'daydı,burada herkes bir işin ucundan tutuyordu. Baba Zula ile Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu'na bu defa da yetişemedik, onları bekleyen bir başka yağmurdan teselli umduk. Alpaslan Işıklı, Bilge Umar hocalar ve Cahit Işık arkadaşımla Bedreddin ve yoldaşlarından konuştuk. Nâzım Hikmet ve Hilmi Yavuz'dan şiirler okudum, Dr. Hasan Aktaş'ın Yort Savul Yayınları'ndan çıkan 'Yeni Türk Şiirinde Şeyh Bedreddin Arkeolojisi ve Doktrini' kitabından hayli yararlandığım bir konuşma yaptım. Akşam Kırıka topluluğundan zeybekler ve kasap havaları dinledik, Karaburunlu kadınlar çok güzel oynadılar. Ambar Seki Köyü'nde bir taş evdeki Kavimler Kapısı Tiyatro Atölyesi'ni ziyaret ettik gece yarısı, hocaları Şıh Ali ütopyalarını anlattı, oyunlarını kendileri yazıyorlardı tıpkı ekmeklerini de kendilerinin yaptığı gibi.
...Güzeldi. Karaburun'u fazla göremedik, gezemedik ama güzeldi. Hem nasıl güzel olmasın? Etkinlikler Dostlar Çay Bahçesi'nde yapılıyordu, şu uzun yağmurun adı Dostluk Yağmuru'ydu, Bedreddin dostlarının katılımıyla bir yağmur cemi kurulmuştu. Okuldan tanışımız, belediye başkanı Serdar Yasa'ya, bu ceme rehberlik eden dostumuz Gökhan Akçura'ya ve tüm dostlara, Tan Morgül'ün Birgün'deki yazısının başlığından, 'Karaburun'da bulduk biz bu demi', aldığımız ilhamla 'Karaburun'da kurduk biz bu cemi' diyerek muhabbetlerimizi gönderiyor, 2. Karaburun Şenliği'ni daha da güzelleştirip zenginleştiren yağmura da teşekkür etmeyi unutmadan, Nâzım Hikmet'in dizeleriyle hasretimizi bir kere daha paylaşıyoruz: "Hep bir ağızdan türkü söyleyip/hep beraber sulardan çekmek ağı/demiri oya gibi işleyip hep beraber/ hep beraber sürebilmek toprağı/ballı incirleri hep beraber yiyebilmek/yarin yanağından gayrı her şeyde/her yerde/hep beraber/diyebilmek için."
2005-08-10 Ne Yağmur... Ne Şiirler...
Yağmur... Ne güzeldir yağmur şiirleri. Ataol Behramoğlu'nun Ne Yağmur... Ne Şiirler... i,hele biri var ki her yağmurda içim ürperir:Yağmur Çiseliyor

SİMAVNE KADISI OĞLU
ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN

Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

NAZIM HIKMET
2005-08-10 Aydınlık
Türker Alkan
Radyo dinlerken bazen işitirsiniz. Sunucu sorar: "Efendim, ne iş yapıyorsunuz?"
Cevap: "Ben şairim!"
"Adınız?"
Hiç duyulmadık bir addır. Ama madem ki şairliği kendisine uygun görmüş, neden olmasın?
Şimdiye kadar 'filozofum' veya 'düşünürüm' diyeni görmedim hiç, ama bir gün onlarla da karşılaşırsak hiç şaşmayın. Gerçi bazen gazetede çıkan makale, yorum yazılarında 'kerameti kendisinden menkul' unvanlar çıkıyor, 'siyaset uzmanı' filan gibi.
Bir de 'aydın' olmak gibi bir nitelikten söz eder olduk. Aydın kimdir, aydın olmayandan farkı nedir, nasıl tanımlanır, betimlenir, çok çetrefilli konular bunlar. Aydın olarak tanımlanıp sınıflandırılmak yeteri kadar netameli bir şey. Bu yetmiyormuş gibi bir insanın kendisini 'aydın' sınıfına koymasını anlamak daha da zor gözüküyor. Ama kamuoyunda 'aydın' olarak sunulan kişilerin çoğu kendi kendine 'aydın' demekte pek istekli davranmıyorlar zaten
12 Eylül döneminde ünlü bir 'Aydınlar Bildirisi' yayımlanmıştı. Dönemin güçlü adamı Kenan Evren bildiriye sert bir karşılık verdi: "Abdülhamit de aydındı. Ben ne yapayım sizin gibi aydını!" Rahmetli Aziz Nesin altta kalmadı: "Sen bize bir şeyler yapasın diye aydın olmadık," diyerek taşı gediğine koydu.
Şimdi 'aydınlar' gene hareketlendi. Bildiri yayımlıyorlar, Başbakan'ı ziyaret ediyorlar, 'Kürt aydını' 'Türk aydını' olarak ayrışıyorlar.
Bizde 'aydın'lar oldukça ciddiye alınıyor, ama her ülkede aynı ölçüde ciddiye alınmazlar. Örneğin Amerika'da aydınların bildiri yayımlamak, siyasetçileri yönlendirmek gibi işlere kalkıştığını pek göremeyiz. (Hatta 'aydın'ı hakaret anlamında kullananlar bile vardır.) Ama Fransa, Rusya gibi 'ideolojik çekişmenin' hâlâ etkili olduğu yerlerde aydınların söyleyecek sözü vardır ve kendilerine dinleyecek kulak bulmakta pek zorluk çekmezler.
Fakat, 'aydın' niteliğiyle siyasal yaşamda etkili olmaya kalkanların bazı konuları açıklığa kavuşturması gerekmez mi? 'Ben aydınım, sözlerimde hikmet vardır, ben düşünürüm, bilirim, öneririm, kitleler ve politikacılar bana kulak vermelidir' diye ortaya çıkan kişi 'seçkinci', kitleleri (halkı) küçümseyen bir tavır takınmış olmaz mı?
En azından böyle algılanma riskini taşımaz mı?
Bu riske rağmen 'aydın' olarak tanımlanan 'kısmen sınıfsız katmanın' siyasal yaşamımızda küçümsenemeyecek bir rol oynadığını, bundan sonra da azalan bir oranda da olsa bu rolü sürdüreceğini kabul etmek gerekir.
Ama aydınların üstlendikleri rol ne olursa olsun, seçime dayanan siyasette halk desteği sağlamakta hiç de başarılı olamadıklarını söylemeliyiz.
Genellikle aydınların destekledikleri partiler (sol veya liberal-sol partiler) seçimlerde kötü sonuç alıyor. Buna rağmen, aydınların geliştirdikleri önerilerin kitleler ve politikacılar tarafından uzun dönemde benimsenebildiğini ve uygulama alanı bulabildiğini görüyoruz.
Aydınlar, genellikle büyük değişim ve belirsizlik dönemlerinde etkili olur. Son zamanlarda Türkiye'de üstlenmeye çalıştıkları etkinliği, geliştirmeye çalıştıkları vizyonu küçümsememek lazım.
2005-08-10 Aydın mısın?
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol.

Rıfat ILGAZ
2005-08-10 Ya da
Aydın Mısın?

Oyalan bakalım daha oyalan
nazlı barlarda, cilveli meyhanelerde
post modern salonlarda dolan
Halkoğlu memedi pusuya düşürdüler
yarasına çakal üşürdüler
kolunu kanadını kırıp
özlemini, umudunu yağma ettiler...
Dolaş bakalım sen (çarşafa) dolaş
sosyetik butiklerde, global pazarlarda
Ayırdılar Aslı'dan Kerem'i
Böyle ferman ettiler, böyle buyurdular
Defteri dürüldü Ferhat'ın
gönül kitabından adı silindi şiirin...
Oyalan bakalım sen daha, oyalan
bir gün seni de boğar
ateşine odun taşıdığın yalan...

Erhan Tığlı / Söylem Dergisi Temmuz 2002 sayısı
2005-08-10 Divan Edebiyatı Unutulmuş!
100 Temel Eserde gözden kaçan birşey daha var biliyor musunuz? Divan Edebiyatı... Oldu olacak onu da yerleştirseler de çocuklar kitaptan iyice yaka silkseler...
2005-08-09 Anaların Ağlamaması İçin
15 Haziran'da kamuoyuna açıklanan bildirideki görüşlere akl-ı selim sahibi hiçbir kimsenin katılmaması mümkün değil, sorun çok güzel saptanmış: 'Aşağıda imzası bulunanlar, bulunduğumuz çatışma ortamından derin bir kaygı duymaktayız. Sadece geçen ay 50'ye yakın insanımızı yitirdik. 15 yıl süren ve 30 bin civarında insanımızın kaybına yol açan, taraflarca ‘düşük yoğunluklu çatışma' veya ‘kirli savaş' olarak adlandırılan dönemin acıları, milyonlarca insanımızı derinden yaraladı. Artık insanlarımız ölmesin, barış içinde ve adil bir yaşam sürelim. PKK'nın silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesini istiyoruz. Hükümetin, kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.'
Bu her yurtsever vatandaşın ortak talebi. Umarım tez zamanda gerçekleşir de bundan sonra olsun analar ağlamaz.
2005-08-09 Bir Şairi Anmak....
Can Yücel'in ölümünden beri her yıl Datça'da düzenlenen '6. Can Şenliği'nin gerçekleşecek olması sevindirici. Sanata edebiyata bir yaşam vermiş şiirimizin ustalarının hele de bir festival çerçevesinde, büyük katılımlarla anılması daha da güzel. Yapılıyor, yapılmıyor diye papatya falı bakılırken gelinen nokta umut verici ülkemiz, edebiyatımız, şiirimiz açısından. Biz de bir başka yöredeydik temmuzun ilk haftasında: Şair Rıfat Ilgaz’ın: Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mescidin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları, dediği kasabada, Cide'deydik. Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü, diye kendini tanıtan mimli şair ve ünlü yazarımız, Koca Çınar Rıfat Ilgaz’ı ölümünün 12. yılında, 10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivaliyle anmak için.
2005-08-09 Daha Ucuz, Daha Çok Baskı
Türk basını adına sevindirici bir haber; demekki okur var, maddi koşullar elverişli değil diye düşündürüyor insanı: 'Haftalık haber dergileri arasında lider konuma yükselen Tempo'nun bu sayısı 100 bin basılarak bir rekor kırdı. Talebe yetişmek için 100 bin basıldığı belirtilen Tempo'nun 80 bin dağıtılan 19 Temmuz sayısı 70 bin 131, 26 Temmuz sayısı da 70 bin 434 adet satmıştı.' İyi de olmuş, daha çok okura ulaşmış. Ancak merak ettiğim bir konu var: Dergi önceki tiraj ve fiatla her sayıda kaç YTL kazanıyordu, yeni tiraj ve fiatla kaç YTL zarar etti? Yoksa sürümden kazanıp karda mı? Öyle ki bu fiatla bayilere uğrayıp eli boş dönenin de haddi hesabı yok. Durum herkesin bildiği o meşhur ticarette beşe alıp üçe satarak sürümden kazanma hikayesi gibi değilse, basının bundan ders alıp daha kaliteli ve daha çok, daha ucuz yayınlara yönelmesi gerekir diyorum ben... Baskı çoğaldıkça maliyetin düşeceğinden hareketle...
2005-08-07 Donlu mu, Donsuz mu?
Biz havanda su dövmeyi pek mi seviyoruz ne? Bir zamanlar kanlı mı kansız mı tartışması vardı, şimdilerde de donlu- donsuz tartışması mı başlamış! Hani bir programda TV'ler hava durumu sunumlarına renk katmak istemişti de bir sunucumuz haber sonunda herkese donsuz geceler demiş, işinden olmuştu... Bakın bu hikaye işten de ediyor aman dikkatli olun ha! Bereket ben işsizim artık. Valla dostlar bu iş biraz karışık ne bilek... Hiçbir yerde hiçbir standart yok mu ne? Ayrıca açıklık kapalılık; edep dışılık olmadıkça kimden kime ne? Fazla sınırlama, ki neye göre yapılacak, donsuzluk işin esprisi tabii... Neyse en iyisi bunlara boş versek de ülkedeki asıl gündemi kaçırmasak, yaşamsal sorunları göz ardı etmesek... Anlaştık mı, ne dersiniz? Bu daha yaşamsal derseniz o ayrı tabii.
2005-08-06 Cumartesi Bir İstanbul macerası böyle geçti
Ahu Özyurt (solda), Gece Görüşü'ne konuk ettiği Sally Potter'ın hayranlığını kazanmış. Sitede Özyurt'un ustalığı özellikle belirtiliyor.
Sally Potter, Yes'in Uluslararası İstanbul Film Festivali'ndeki gösterimi için İstanbul'a geldiğinde yaşadıklarını, kendi sitesinde anlatmış
Anlatan Anlatana Ama...
Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!...

2005-07-25 Oturup Şiir Yazsa...
1919-1922 arasında sürdürülen haklı ve onurlu savaşa karşı direnen, bu işten vazgeçsinler diye Anadolu'ya adamlar gönderen, idam fermanları yayımlayan, var olan durumun, işgalin sürmesini isteyen, haklı bir savaşı sürdürenlere karşı çıkan tarafa 'Onurlu bir mücadelede bulundu' bu büyük bir yurtseverlik örneğidir, ey yükselen yeni nesil, bakın böyle durumlarda siz de M. Kemal gibi değil; Vahdettin gibi davranın mı diyeceğiz? Ecevit de, Vahdettin'in yerinde olsaydı, onun yaptıklarını mı yapacaktı acaba, yoksa M. Kemal’in yaptıklarını mı? Ecevit’in çok parlak başladığı bir kariyeri rakipleri kadar dik kapatamaması; 2001 kriziyle başlayan dönem, hastalıkları, buna rağmen iktidar hırsını yenememesinin halk nezdinde bambaşka bir Ecevit algısı yaratmasının bu tür adımlarla; eşine ,dinimiz elden gidiyor, dedirterek, Vahdettin tartışması ateşleyerek, muhafazakâr, halk kesimlerinde O, iyi bir insandı, izlenimi uyandırmaya çalışma isteği olduğu kanısına katılmamak elde değil.

2005-07-25 Oturup Şiir Yazsa...

1919-1922 arasında sürdürülen haklı ve onurlu savaşa karşı direnen, bu işten vazgeçsinler diye Anadolu'ya adamlar gönderen, idam fermanları yayımlayan, var olan durumun, işgalin sürmesini isteyen, haklı bir savaşı sürdürenlere karşı çıkan tarafa 'Onurlu bir mücadelede bulundu' bu büyük bir yurtseverlik örneğidir, ey yükselen yeni nesil, bakın böyle durumlarda siz de M. Kemal gibi değil; Vahdettin gibi davranın mı diyeceğiz? Ecevit de, Vahdettin'in yerinde olsaydı, onun yaptıklarını mı yapacaktı acaba, yoksa M. Kemal'in yaptıklarını mı? Ecevit'in çok parlak başladığı bir kariyeri rakipleri kadar dik kapatamaması; 2001 kriziyle başlayan dönem, hastalıkları, buna rağmen iktidar hırsını yenememesinin halk nezdinde bambaşka bir Ecevit algısı yaratmasının bu tür adımlarla; eşine ,dinimiz elden gidiyor, dedirterek, Vahdettin tartışması ateşleyerek, muhafazakâr, halk kesimlerinde O, iyi bir insandı, izlenimi uyandırmaya çalışma isteği olduğu kanısına katılmamak elde değil.

2005-07-25 Dağlarca tedavi altında

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Alınan bilgiye göre, ishal şikâyetiyle geçen hafta hastaneye kaldırılan 91 yaşındaki Dağlarca'nın özel servisteki tedavisi sürüyor. Kültür/Sanat

Acil Şifa Uzun Ömürler

1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyuran, 91 yıllık yaşamında ve 72 yıllık sanat yaşamında 70'ten fazla şiir kitabına imza atan,yurtta ve yurt dışında aldığı birçok ödülün yanında 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "Türkçenin Yaşayan En İyi Türk Şairi" seçilen, ancak yaşadığı için hiçbir yapıtı MEB'nın 100 Temel Eser'i arasına giremeyen ; "Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir." tümcesi ile sanat anlayışını özetleyen Türkçe'nin yaşayan en büyük şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya acil şifalar ve uzun bir yaşam dilerim.

2005-06-09 Dağlarca bir şiir onunki

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın sadece şiir yazarak oluşturduğu kimlik, şairliğin her şeyden önce hayatla, dünyayla bir hesaplaşma ve etik tavır olduğunu kanıtlamıştır.
Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi Dağlarca, sergilediği kişilikli tutum ve şairlik duruşu itibarıyla Türkiye'de zamanlarüstü anıtsal bir kimlik oluşturdu. 'Hikmetli söz' söylemenin evrensel anlamdaki son büyük ustası Dağlarca, bugün bile Türkçenin en genç şiirini yazıyor (HASAN BÜLENT KAHRAMAN)

Dağlarca'nın Şiiri

Siz dille sevgili gibisiniz.(F. Aygündüz , M. Sanat, 15.10.1999); sorusuna: Ben Türkçe'nin yapısı içinde biriyim. Yüreğim; damarlarım onunla çalışmaktadır. O uyurken uyurum, o uyanıkken beni uyanık görürsünüz. Bu birliktelik benden değil, onun beni seçmesiyle başlamıştır. Bugüne dek yazdığım doksan dört yapıt benim değil onundur. Yasal zorunluluktan ötürü benim adımla yayınlanmaktadır. Şöyle de denebilir: Ben Türkçenin kendisiyim!-Konu zenginliklerinize, şiirsel sözünüzün enginliğine, dilinizin açınsayıcı renklerine gelmek istiyorum. (F. Andaç, Cumhuriyet, 20.01.2002),sorusuna: Dedikleriniz bir yeraltı madeninin üstünde yaşayan toprağa bir çağrı gibi yansımasından başka ne olabilir. Ozanlar, şiir biçimindeki başarıya erişirlerken; doğanın bir ağacı gibidirler. Topraktaki binlerce yıl yaşamış güneşin binlerce aşamasından geçmiş o verime, berekete erişirlerken adandıkları ölçüde doğadırlar. Şiir, doğanın sözcüklere dönüşmüş güzelliğidir, açarıdır.

2005-06-02 Dağlarca: Şiir mucizedir

100 bin dolarlık ödül Vehbi Koç Vakfı tarafından bu yıl edebiyat dalında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü, Türkçenin büyük şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya layık görüldü. Dağlarca'ya 100 bin dolarlık çekini ve ödül plaketini Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ile Vehbi Koç Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Semahat Arsel birlikte sundu.
Vehbi Koç Ödülü'nün bu yılki sahibi Fazıl Hüsnü Dağlarca, 'Şiir büyük bir gramer mucizesidir. Şiir tüm ülkelerin ilk sesidir. Ama Türkiye'ye gelince iş değişir. Ülkemiz uzun süre kendi dilinden yoksun bırakıldı' diyor

F.H.Dağlarca’dan: Yurttaş/ Ağır Hasta

YURTTAŞ

Yurttaş mısın
Bütün yurt senden sorulur
Doğduğun yerde deği
Sıcaklığın bütün yurda

İstersen Kıbrıs'ta ol
İstersen
Erzurum'da Sarıkamış'ta ol
İstanbul da senindir
İzmir de senin

Yurdun neresi ağarırsa
Oradasındır
Ölene dek değil
Öldükten sonra bile
Bütün yurda ortaksın
Bütün yurt sana ortak

Bütün yurt senindir ya
Veremezsin
Yurdun bir iğne ucu toprağını
Ölsen bile

Ağır Hasta

Üfleme bana anneciğim korkuyorum,
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun biryeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
Fazıl Hüsnü Dağlarca



2005-07-14 Fatih Akın'a övgü yağdı

Fatih Akın'ın ''Köprü Geçerken: İstanbul'un Sesi'' belgeseline övgü yağdı. Fransız gazeteleri, belgesel için ''Güzel, tutku uyandırıcı'' gibi ifadeler kullandı. Fransa'nın önde gelen gazetelerinden Liberation, Fatih Akın'ın, Doğu ve Batı'nın karışımı olan İstanbul'u anlatmak için en iyi yolun müzik olduğunu vurguladığını belirtti. Le Figaro da Akın'ın belgeselinde Türk rock'ının öncüsü Erkin Koray, unutulan Türk geleneksel parçalarını seslendiren Kanadalı Brenna MacCrimmon, Sezen Aksu ve Müzeyyen Senar gibi birçok sanatçıya yer verdiğini kaydetti. İspanyol ABC gazetesi ise İstanbul belgesinde İspanya'nın Cartagena kentindeki ''Mar de Musicas'' festivaline katılan Türk sanatçılarının çoğuna yer verdiğine işaret etti.

2005-06-02 Başkan Ahmet Tevfik Bal, Eğitim-Sen'le Yollarını ayırdı
Eğitim-Sen Kastamonu Şube Başkanı Ahmet Tevfik Bal'ın şube yönetim kurulundan ayrılması üzerine, şubede yeniden yapılan görev dağılımında Şube Yönetim Kurulu Başkanlığı'na Y. Tayfun Köse getirilirken, Şube Sekreterliğine Çiğdem Alemdar, Örgütlenme Sekreterliğine Fikri Çelik, Eğitim Sekreterliğine Burhan Örnek, Mali sekreterliğe Güngör Sakçı, Kadın Sekreterliğine Güner Korkmaz, Hukuk ve TİSS Sekreterliğine de Murat Kılıç getirildi.(Sözcü gazetesi, 02.06.2005)

M.Ali Aybar ve Nazım Hikmet
10 Ekim 2005

A. HAYDAR NERGİS alihaydar@acikgazete.com
_____________________________________________________

İstanbul Bilgi Üniversitesi, geçen hafta sonunda Türkiye Solu'nun önde gelen isimlerinden Mehmet Ali Aybar'ın anısına bir toplantı düzenledi.Bu bağlamda biz de,bir kez daha 68'li, 70'li, 80'li yıllara gittik, geldik...

O yıllarda, sosyalizm bize hep "asık suratlı" olarak öğretildi.Kaşlarını en sert çatan lider, en has sosyalistti.

(...)

Ali ŞAHİN 25 Kasım 2005 14:47
Sevgili Dost, önce köşeniz hayırlı olsun, Radikal yorumlarından sonra "Açık Gazete" yazılarınızın da tiryakisi olduk. Ama bu güzel bir alışkanlık; bir konu bu kadar güzel işlenir, tarihimizin 2 yüzakı, iki güzel insanı saygıyla selamlıyorum, bir de bunları bir kez daha bizlere anımsatanı!...

e-posta: bariscanogul@gmail.com

BÜLBÜLÜN ÇEKTİĞİ DİLİ BELASI

17/9/2008 · Kategori: Deginmeler

BÜLBÜLÜN ÇEKTİĞİ DİLİ BELASI

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

Şöyle dönüp bakarım hep ara kimi zaman, yarım yüzyılı geride bırakmış biri olarak. Küçükken sessiz sakin biri olan bana neler oldu da bu durumlara düştüm diye. Durumu nasıl ki diyeceksiniz şimdi siz. İlk paragraftan da kendimi ele vermiyor muyum, düz anlatımı bir türlü kullanmaya yanaşmaz elim ve dilim.

İlk anımsadığım Çorum Öğretmen Okulu bilmem kaçıncı sınıfındayken, teneffüste sıra arkadaşımla konuşmak için benim sırama oturan ön sıradaki arkadaşımın sohbetini bölmemek için usulca onun yerine ilişmem üzerine "Ya bu Ali Şahin'in ağzı var-dili yok, ağzına vur, ekmeğini al elinden, ben geldim, yerimden kalk bile demiyor baksana..." sözü. Etütteydik. Arkadaşa saygı olsun diye yaptığım bu davranış üzerine söylediği söz beni çok düşündürdü daha sonra. O yıllarda kitap okuma hastalığım da iyice nüksetmişti. Okudukça bende esprili biri gelişti içimde... Hep espri, hep espri... Çoğu zaman kırıldı, darıldı demek istediğimi anlamaya kendini zorlamak istemeyenler. Ama ben bir türlü huyumdan vazgeçmedim/ geçemedim. Kırk yıllık Kani, olur mu yani...

Dün nette gezinirken daha önce çalışmalarından yakından tanıdığım, yeni emekli olan resim öğretmeni bir arkadaşın, çok önceleri oluşturup boş bekleyen bloğu çarptı gözüme. Ne güzel çalışmalar da yapmıştı, hayranlıkla izlerken Onlaine bir Ziyaretçi Defteri de koymuş olduğunu gördüm. Aralarda Bir büyük-kent başkanının hoşlanmadığı resimler de vardı:

"Kastamonu'dan İzmir'e Yeniden Merhaba, Yine süslemiş, "NUR" gibi ışıtmışın "SEN" blokçuyu "GÖR" ve "ŞEN"len diyorsun yani. Selam ve Saygılar/Sevgiler.... Haaa, yalnız bu resimleri Melif Efendi görmesin sakın. İçine tükürür valla. Karışmam." Yazıp gönderdim. Gece geç zaman aklıma geldi şuna bir bakayım dedim ki ne göreyim: "Hoş geldiniz Ali öğretmenim. Saygılar bizden:) Melif efendi kim ki, resimlerime karışacakmış, anlamadım söylediğinizi..." demişti arkadaşım. Bizim bir harf (h) yerine (f) çıkmış. Ardından "alsah adındaki ziyaretçi arkadaşın ifadesini çok yadırgadım diyemem... Genellikle birşey yapamayıp da yapanlara söven tipik fesatlara çok benziyor... Üslübundan kıskandığı şeylere karşı ağzında köpük saçan insanlar, taktir etmesini de öğrenmelidirler... Yapıcı eleştiriye kimse ses etmez, de buyur sen daha iyisini yap derler.))" demiş, bir Molla Kasım. İmza: Rakursi...

"Değerli Öğretmenim, blok sakinlerimize ben espriyi iyi anlatamadım galiba ama Mahmut Hocam anlamış gördüğüm kadarıyla. Belki biraz kargaşa da Melih'in "h"si "f" olarak çıkmış; sanırım ondan da kaynaklandı. Sn. M. Toprak'ın iletisini burda göremedim, sanırım bir başka şekilde ulaştı Nursen Hanıma. "Rakursi"nin yanıtını da burda daha fazla polemiğe girmeyi Nursen öğretmenime saygısızlık saydığım için kendisine yani Rakursi'nin e-mail adresine özel olarak gönderdim." (*) Diye bir açıklamada bulundum.

Bu arada Nursen Öğretmenimden: "Sn. Hocam, sanırım bir yanlış anlama oldu. Ama yanlış anlayan Mahmut Hoca değil, ben yanlış anladım. Umarım onu üzmemişsinizdir..." yazısı gelince "Rakursi" Mahmut Toprak Hoca'nın nicki mi? Diye sorup netten araştırdığımda da öyle olduğunu öğrendim. Bak şu Sanatsal ortak e-mail grubu arkadaşlarımız Nursen Görsen ve Mahmut Toprak hocalarımla arama giren "Rakusi'nin yaptığına sen?"

Eskiden manyetolu telefonlar vardı, biz o çağa yetişemedik. Adam Kastamonu'dan çevirirdi. Alo İzmir... Araya girerdi bir ses. Alo burası Gaziantep... İzmir seslenir arada. Alo Kastamonu… Anlaşılmıyor, parazit yapıyor... Çekil aradan Gaziantep... Falan filan... Şimdi espri konusu olarak görüyoruz bunları dönem filmlerinde. Ama Olmaz olmaz demeyin. Oluyor işte e-posta çağında da oluyormuş demek. Benim İzmir'de bir dosta yolladığım e-mektup, Kastamonu-İzmir hattı üzerinde bulunan Gaziantep'e takılmış, İzmir'e varmadan henüz.

Şimdi şöyle düşünüyorum da bu da bişey mi, diyorum. Adam, e-posta yoluyla yollanan e-mektubun zarfına giriyor açıp da. Geçenlerde onlarca site ve bloğumdan birinin içine giremedim, editör girişinden, bir de şuna yabancı gözüyle bakayım dedim, URL'ime bir tıkladım ki aman Allah, neler neler, türlü türlü naneler... Baktım bel-altı; etek altı biyerlere doğru gidiyor benim yöresel site. Okuruma daha çok mahcup olmamak için, şunun vicdanına sesleneyim bakalım deyip kendi e-mail adresime bir e-posta yolladım, bir yanıt, baktım olacak gibi: bir, bir daha derken gözlerime inanamadım ama doğruymuş benim şifre geldi evden benim eşyaları atmıştı zaten, kendi valizini de toplamış gitmiş: Tamtakır kuru bakır bir ev, ve elimde de kapının anahtarı... Şuna bir teşekkür yazayım sitemden dedim. Yazayım ki, giren de anlasın aradaki değişikliği hiç olmazsa:

"HACKER'IM BİRAZ DA OLSA VİCDAN SAHİBİYMİŞ. SİTEMİZİ YENİDEN DÜZENLİYORUZ. ALLAH RAZI OLSUN!... TÜM SAYFALARIMI SİLİP BOŞ SİTEYİ OLSUN TESLİM ETTİ BİZE!..." dedik ya, bülbülün çektiği dili belası: Bir kızma bir kızma... Teşekkür etmeliymişim, efendiye. Ben sitemi yeniden düzenlemeye başlayınca "Yeni sitende çalışmalarında başarılar dilerim" deyip "bir teşekkürü de mi hak etmedik" diyor... Ne diyeyim. Nutkum tutuldu. Bunları niye mi yazıyorum: Belki Rakursi araya girer de benim adıma hacker'ime de bir iki zılgıt çeker, onun da karakterini çözümler bu arada diye. Elbette benim anlattıklarım yeterli olmayabilir; bu durumda Hacker'le yazışmalarımızı de yollarım kendisine Mahmut Toprak hocam aracılığıyla.

Bir üçüncü kişi de ben bari sokayım araya Nâbi konuşsun yerime:

"dil-i nâşadımı şad etmeyen dünyada şâd olsun
benim için nâmurad olsun diyenler bermurad olsun"

Bu kez de Nev'i pek sevdiğim başka bir beyti ile dilşâd etmek istedi, napalım hatırı kalmasın bari:

"bela dildendir, dildâr elinden dâdımız yoktur
gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur"

Bunlar bir sitem, karalama ya da iğneleme değil. Adı geçen kişiler benim dostlarım, küçük tartışmalar bazen güzel dostlukları daha da pekiştirir. Bu gece zihnimi işgal eden şeylerin sabahın köründe ak kağıda kara kalemle yansımalarıdır. Değerli dostlara selam, sevgi/saygılarımı da yolluyorum, esprilerimi anlamaları dileğiyle...
_______________________________________________


e-posta: bariscanogul@gmail.com

ALİ ŞAHİN: EN İYİ DERLEYİCİ

2/1/2006 · Kategori: Deginmeler

02 Ocak 2006 Pazartesi

ALİ ŞAHİN: EN İYİ DERLEYİCİ




















"...Kastamonu'nun Devrekani ilçesindeki Mustafa Kaya Şenlik bölge okulundakiöğrencilerin en belirgin özelliği, Türkçe öğretmeni olmak istemeleri. Genç Türkçe öğretmenlerine olan hayranlıklarını gizlemeyen öğrenciler, Türkçe ders saatlerini iple çekiyorlar.

*Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, üzerlerine çevrilen objektife karşı anında 'hazır ol'' durumuna geçiyorlar.'Ekmek elden su gölden, bir de dayak olmasa'
Kastamonu'nun 5 bin nüfuslu Devrekâni ilçesine bağlı 262 öğrencili Mustafa Kaya Şenlik Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO). İnebolu, Devrekani ve Küre'nin dağlık köylerinden gelen yoksulluğu tüm ağırlıklarıyla taşıyan çocuklardan oluşuyor. 1998- 1999 öğretim döneminde hizmete açılan okul, ilçeden 13 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
108 kız öğrenci okuyor. Çok sayıda yoksul öğrenciye ''eğitim kapılarını'' aralıyor. Aile özlemiyle karışan korku yüzünden altına kaçıran çocukların gece saatlerinde nöbetçi öğretmenler tarafından tuvalete kaldırıldığı okulda, ikinci çözüm de altı muşamba serili yatakların bulunduğu ''harita odaları''. İdrarın çarşafta harita izi bırakması nedeniyle ''harita odası'' adı verilen özel bölümlere alınan çocuklar ilaçlarla tedavi ediliyor.
Mustafa Kaya Şenlik YİBO'daki öğrencilerin en belirgin özelliği, Türkçe öğretmeni olmak istemeleri. Genç Türkçe öğretmenlerine olan hayranlıklarını gizlemeyen öğrenciler, Türkçe ders saatlerini iple çekiyorlar.
Hüzünlü öykülerini anlatarak içlerini dökmek için birbirleriyle kıyasıya yarışırken, üzerlerine çevrilen objektife karşı anında ''hazır ol'' durumuna geçiyorlar.
Müdür yardımcısının kendilerine yönelik hoşgörüsüzlüğünden yakınan öğrenciler, yaşadıkları acıları anlatırken adlarının açıklanmamasında da ısrar ediyorlar. Okul yöneticisinin, birkaç arkadaşlarının sırtında sopa kırdığını sırasıyla onaylarken şiddeti kendi tümceleriyle şöyle aktarıyorlar:

''Öğretmenimiz, bize tekme tokat girişiyor. Sanki dövmek için bahane arıyor. Geç yattığımızda, tuvaletleri, koğuşları iyi temizlemediğimizde, birisinin parası kaybolduğunda, banyoya izinsiz girdiğimizde, yemek saatinden 10 dakika önce yemekhaneye gittiğimizde bizi dövüyor, ellerimize poşet giydirerek tuvalet temizletiyor. Fırçalarla değil elimizle temizletiyor. Değnek gibi bir sopası var. Hafta sonlarımız zaten hep dayakla geçiyor. Ders anlatması da çok sinirli. Bize bir şey yazdırırken ayaklarını sıraya dayıyor. Yetişemediğimiz yeri tekrar sorduğumuzda, bizimle 'elma, armut' diye dalga geçiyor.''
Kâh kuşkulu bakışlarla ''ispiyoncu arkadaşlarını'' kolaçan edip, kâh uzaklara dalıp, her konuyu tek isteğe bağlıyorlar: ''Lütfen bizi Sadık öğretmenden kurtarın.''
'İmam olmak istemiyorum'
11 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi Ömer Faruk Cebeci 'nin yatılı okulda okumaktan memnunluğu endişeyle örülü. Özetliyor günlerini:
''Ekmek elden su gölden! Burası köye göre çok daha rahat, bir de büyük öğrencilerden dayak yemesek.''
Babası köyde imam, ancak o ''doktorluk ya da öğretmenlik'' mesleğini istiyor. Babasının mesleğini istememesini çocuk saflığıyla anlatıyor:
''İmamlık çok zor iş. Bu konuda kendime güvenemiyorum. İmam olursan, çok sorumlu olman gerekiyor. Hadi, saat 05.00'te kalkamadım, sabah ezanını okumayı unuttum. O zaman ne olacak? Tabii ki çok kötü olur. Ben bu sorumluluğu alamam. Ezan okumayı unutmama konusunda kendime güvenemiyorum.''
Okula diğer kardeşiyle birlikte babası tarafından yazdırılmış. Ailesinin, para gönderememesine değil, ama ''yaşamın adaletsizliğine'' tepkisini gizleyemiyor:
''Büyük çocuklar bize küfrediyor, bizi dövüyor, onlara gücümüz yetmiyor. Yemeklerden de şikâyetimiz var. Canımız salata, yumurta, meyve çekiyor. Arkadaşlarımız sık sık kabakulak, grip oluyor.''
Yine de öncelikli isteğini bilgisayar ve televizyon olarak sıralıyor.
İnşaat işçiliği de düşlenir mi?
12 yaşındaki Selami Bakal 'ın en büyük düşü ''inşaat işçisi'' olmak. Annesine ilişkin bildikleri, büyükanne-büyükbabasının anlattıklarıyla resimlenmiş. Çocuk yüreğinde duyduklarıyla örmüş tepkisini de:
''Benim babamı annem öldürmüş. Bir gün babam, gece dedemin yanına uğrayınca annem Satılmış diye biriyle kaçmış. Daha sonra da babamı hayalarına vurararak öldürmüşler. Annem şimdi Kastamonu'da yaşıyor. Beni bu okuldan almak istedi, beni görmek istedi, ama onu görmek istemedim. Küçükken beni de öldürmek istedi. Beni küçükken tepedeki beşikten yuvarladı. Ondan nefret ediyorum. Bana amcalarım bakıyor.''
Bir amcası kız kaçırdığı için cezaevindeymiş. Umutlarının erken kırıldığını ele veriyor, ama amcasını mı daha çok seviyor, mesleğini mi, anlaşılamıyor:
''Aynı onun gibi inşaat işçisi olmak istiyorum. Hayattan fazlaca bir beklentim yok.''
Patlamış ayakkabısından dert yanarken okulu da es geçmiyor:
''Hep fasulye yiyoruz. Çarşafları hafta sonu ailemize götürüyoruz. Ama ben en son 15 tatilde köye gitmiştim. O zamandan beri çarşaflarım temizlenemedi. Ayrıca daha çok banyo yapmak istiyoruz.''
Annesi ve babası 7 yıl önce ayrılan Mustafa Oral , aile özleminin yanı sıra geçmişe duyduğu öfkeyi de büyütüyor. 7 yıldır annesinin onu hiç aramamasını aktarırken gözleri buğulanıyor, babasının işsizliğinin sona ermesi belki ilk umudu. 1 kardeşi burada, diğer 2 kardeşi de yetiştirme yurdunda. Ailesini göremediği geçmiş Şeker Bayramı'nda olduğu gibi bu bayram da onun için ''yalnızlığı'' perçinliyor.
Asmaloz köyünden gelen Dilek ve Melek Öztürk kardeşler de sisli bir geçmişi sıralıyorlar. Dilek 12, Melek 13 yaşında... Okumak istemeyen Melek, bu okula yazdırılan kardeşi nedeniyle 6. sınıfa kaydolmuş. Ailesinden ilk defa ayrılan Dilek, okulun ilk günlerinde bunalım geçirerek ''intihar edeceğini'' söyleyince, annesi diğer kardeşi Melek'i de okula göndererek olayı çözümlemiş. Evin geçimini sağlayan ağabeyinin İstanbul'da bir konfeksiyoncuda çalıştığını anlatıyor. Geleceğe yönelik hedeflerinde de çıtayı alçak tutuyor:
''Çocuklara iyi davranmayı ve Türkçe öğretmeni olmayı istiyorum.''

Ali Şahin'e ulaşmanın en kestirme yolu: Taşköprü'den Bakış
http://www.blogcu.com/alisahin37/152543/


ali şahin
Biyografisi:
"Ben ve Sitem Hakkında" En çok; kültür, sanat, edebiyat... ve birazcık da politika; sonra yaklaşık 5 aydır- 19 Haziran 2005'ten bu yana- da site merakım...
• Ad Soyad: Ali ŞAHİN
• Cinsiyet: Erkek
• Doğum Tarihi: Şubat 2, 1952 (Yaş: 53)
• Yer: Kastamonu/ Taşköprü, Turkiye

ALİ ŞAHİN (alsah*) : Kastamonu- Taşköprü Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978 Mektupla Öğretim); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992 Dışardan); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lisesi TDE Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı (1980-1998); İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Tedviren Şube Müdürlüğü (1998); Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (1998-2003) ve Tokat- Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (2003- 2004) Emeklilik (17.02.2004- ?)

E- posta:
alisahin37@hotmail.com
al_sah@msn.com
asahin37@msn.com
sahin_ali_@hotmail.com (Yeni Edebiyat)

ilgi alanlarım: Kültür, Sanat, Edebiyat, Eğitim

OYHAN HASAN BILDIRKİ: http://www.blogcu.com/oyhanbildirki

1 Yorumlar:

Oyhan Hasan BILDIRKİ dedi ki...

Umarım beğenmişsinizdir.
Eksiklerim var biliyorum ama şimdilik bu kadar.

(*) HAKKINDA NELER DEDİLER?

17/9/2005 · Kategori: Deginmeler

(*) HAKKINDA NELER DEDİLER?
____________________________________________________________________

Ad,Soyad: f.suhendan
E-mail:suhendancan@yahoo.com
Web Adresi: http://
Mesaj: sevdiğim ,değer verdiğim kişiyle sizlere gönülden bağlandım,herkoşulda,ortamda sizleri tanırken ,Kastamonu başlıklı,yada tanıtıcı siteler arasındaki yolculukta çağdaş sesleri duymak kulaklarımın pasını sildi.bağrınızda sakladıgınız kahramanlıklara gölge düşüren yansımalar ardımda bırakıp sizlere burada ulaşmanın,soluklanmanın keyfini yaşadım.Nazım hikmette,Rıfat ILgazda dinlendim,kentinizin damak zevkinde meraklandım,en kısa zamanda yakınen adım adım tanımak dileğim.Çalışmalarınızda başarılar dilerim.esen kalın.

Ad,Soyad: nurşen görşen
E-mail: nursengorsen@hotmail.com
Web Adresi: http://www.gorseldil.egitimi.com
Mesaj: emekliliğinizi ne üretken değerlendirmişsiniz müdürüm.(günlük bilgilerinize dayalı varsayım) çok yönlü, duyarlı, renkli kişiliğinizle yarattığınız sitenizi saatlerdir okuyorum, bitiremedim.. kültür-edebiyat kaynaklarını, yorum ve günlüklerinizi, yörenizin sanatsal etkinliklerini, izlenimlerinizi net'e taşıyıp, paylaşıma açmanız ne iyi olmuş; taşköprü'ye , cide'ye kadar gitmiş, etkinlikleri sizin gözünüzle izleyebilmiş oldum. ayrıca bir çok konuda bilgilendim. emeklerinize, yüreğinize sağlık. teşekkür ederim. izninizle sitemde bazı sayfalarınıza link vereceğim. saygılar.

Ad,Soyad: Esma Ulutepe
E-mail: wew_37@hotmail.com
Web Adresi:http://
Mesaj: Merhaba.. Bir taşköprülü olarak sitenizi çok begendim.. Yalnız siteye Taşköprülerin tanışıp iletişim kurabilecegi bir FORUM bölümü eklerseniz çok iyi olur..Örnegin boyabatlıların sitelerinde FORUM köşeleri var hatta bende bir tanesine meraktan üye oldum..gördüm ki boyabatllı hemseriler bir bütünlük ve beraberlik içinde forumda.. Neden biz TAŞKÖPRÜLÜLERİN de bir forumu olmasın.. Nette taşköprülülerin buluşabilegi bir ortam yaratırsanız bir çok taşköprülünün bu durumdan memnun olacagı kanaatindeyim.. Saygılar..

Nâzım Hikmet'e hoşgörü

(...)

Öğretmenime teşekkür

Geçen hafta Sait Faik Hikâye Armağanı ile ilgili olarak ödülün 1964'ten itibaren düzenli biçimde verildiğini yazmıştım. "Yazı ve şiirlerimi dikkatle izlediğini" belirten emekli edebiyat öğretmeni Sayın Ali Şahin, ödülün 1981 ve 1982'de verilmediğini, 1993'te de ödüle değer yapıt bulunamadığını bildirdi. Teşekkürler öğretmenim.

(Refik DURBAŞ, Sabah; 01.06.2005)

Ad,Soyad: kureliler.org küre - fısıldayan orman
E-mail: kureliler@hotmail.com
Web Adresi: http://www.kureliler.org
Mesaj: İlçemize hasret yüreklere bir nebze olsun su serpebilmek, tanıtımına katkı sağlayabilmek ve birlikte hareket edebilme refleksini başarabilmek adına yayın hayatına başlayan sitemize göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür eder, sitemizin daha geniş kitlelere ulaşması noktasında ilginizi bekleriz.

Ad,Soyad: ali haydar nergis
E-mail: alihaydar@acikgazete.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Sevgili Dost. Beni Radikal`den animsarsin.Bir kac kez de yazistik, animsiyorum. Simdi ben... www.acikgazete.com sitesinde köse yazilari yaziyorum.Ara sira bakarsan sevinirim. Sevgi ve dostlukla ali haydar nergis

Ad,Soyad: H.İhsan Sönmez
E-mail: ihsan_sonmez9@hotmail.com
Web Adresi:
http://www.antoloji.com/huseyin_ihsan_sonmez
Mesaj: Ali Şahin Bey'e ve yenidendergi.sitemmynet.com sitesi ekibine başarılar diliyorum.

Ad,Soyad: H.İhsan Sönmez
E-mail: ihsan_sonmez9@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Sitenizde daha önce yazmış olduğum bir yazımı gördüm ve bu nedenle ziyarette bulundum.Sevgi ve saygılarım yanınızda olsun.

yenidendergi

ALİ ŞAHİN HOCAM,
yenidendergi'yi güzel günlere taşıyın..
Görüşmek üzere..
Esen Yel

Ad,Soyad: Esen Yel
E-mail: aesenyel@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Sevgili Barışcan, Güzel çalışman için kutluyorum.. Lütfen hemen Esen Yel'i ara ve siten için ondan yardım al..

Ad,Soyad: Nuri Öcal Altanay
E-mail: ocaltanay@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Ali kardeşim, Böyle bir çalışmayı Kültür Bakanlığı yapmalıydı aslında.Ama sen onlara bedel daha iyisini yapmışsın. Eline,yüreğine sağlık.Candan teşekkürler.

Ad,Soyad: Nuri Öcal Altanay
E-mail: ocaltanay@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: sevgili Ali Şahin'in yarattığı bu siteyi giderek daha çok seviyorum. Çalışkan ve verimli bir dosta sahip olmak bayağı güzel bir olay. Bir çok benzeri siteden çok daha yararlı olan bu siteye candan teşekkürler. R. Ilgaz'ı unutan nice vurdumduymazlara inat.... Selamlar

YAZI EDEBİYAT

4 Kasım 2005 / Sayı: 1

Kültür Sanat Dergisi
Editör: Oyhan Hasan BILDIRKİ

İLK SÖZ

"Yazıedebiyat"tan önce TURAEDEBİYAT'ı gezginlerimle buluşturmayı düşünüyordum. Olmadı.
Bu site, ötekinin önüne geçti. Bunun da önemli bir öyküsü var. Uzun yıllar önce Kastamonu-Şenpazar'da öğretmen olarak çalıştım. Emeklilikten sonra memleketim Söke'ye yerleştim. Yazmaya ve "internett"e olan ilgim, beni kendi sitelerimi hazırlama düşüncesine itti. İlkin anasitem "oyhanhasan"ı düzenledim.
Ancak bu sitede düşündüklerimi uygulaymadım. "Öyle mi olur? Böyle mi olur?" derken, bu defa Kastamonu-Taşküprülü değerbilir Ali ŞAHİN ile tanıştım. Daha doğrusu onun sitelerinde dolaşırken, kendisine de ulaştım.
Tanışıp kaynaştık. "Yazıedebiyat"ın altyapısını ona borçluyum. Bağlantı ayarlanmasındA ve sayfa yapılandırılmasında da yardımlarını gördüm. Bu yüzden "Yazıedebiyat", TURAEDEBİYAT'ın önüne geçti.
Gösterdiği yakın ilgiden dolayı dost Ali Şahin'e ve bizi yüreklendiren, yönlendirmeleriyle destek olan Esen Yel'e teşekkürlerimle.
"Yazıedebiyat"ın ilk sayısı ile cümlenize; Merhaba!

Oyhan Hasan BILDIRKİ

Ad,Soyad: Oyhan Hasan BILDIRKİ
E-mail: oyhanhasan@mynet.com
Web Adresi: http://oyhanhasan.sitemynet.cok/ayhanhasanbildirki
Mesaj: Merhaba, Bugün benim okuma günüm. Dolaştım, siteni yeni haliyle gördüm. Yalanım yok, oldukça başarılı buldum. Harika. Selamlar.

Ad,Soyad: Oyhan Hasan BILDIRKİ
E-mail: hasanbildirki@hotmail.com
Web Adresi: http://oyhanhasan.sitemynet.com/oyhanhasanbildirki
Mesaj: Önce A.Reader 7.0 kurulacak. A. Reader açılacak. dosy açın üstüne gidilecek. Aç komutu vermek için Bütün Fidanlar Sımsıcak seçilek. Aç denilince mutlaka açılır. selamlar.

Ad,Soyad: Oyhan Hasan BILDIRKİ
E-mail: hasanbildirki@hotmail.com
Web Adresi:
http://oyhanhasan.sitemynet.com/oyhanhasanbildirki
Mesaj: Önce A.Reader 7.0 kurulacak. A. Reader açılacak. dosy açın üstüne gidilecek. Aç komutu vermek için Bütün Fidanlar Sımsıcak seçilek. Aç denilince mutlaka açılır. selamlar.

Ad,Soyad: Oyhan Hasan BILDIRKİ
E-mail: hasanbildirki@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Bütün Fidanlar Sımsıcak'ı Adobe Reader 7.0 ile açabilirsiniz. Yoksa indir.comda var.

Ad,Soyad: Oyhan Hasan BILDIRKİ
E-mail: hasanbildirki@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Dostluğumuzun daha da artacağı inancıyla, başarılar dilerim. Oyhan Hasan

Ad,Soyad: Oyhan Hasan Bıldırki
E-mail: oyhanhasan@mynet.com
Web Adresi:
http://oyhanhasan.sitemynet.com/oyhanhasanbildirki
Mesaj: Bu gezintiyle çok şey öğrendim. Birkaç festival fotoğrafını şiirlerle sallayaceğim. Selamlar.

Ad,Soyad: DURSUN ÖZDEN
E-mail: dozdene@mynet.com
Web Adresi: http://www.antolojim.com
Mesaj: sen uyurken sen uyurken gözümü bin mum dağladı kör ateşi uğur sandım mumlar ağladı sen uyurken dolunay ışık sağdı sen uyurken dizimde şarap bağdı deniz yandı güneşle koyun koyuna sen uyurken mavi bulut ağladı-yağdı sen uyurken gözümde gözün dağdı sen uyurken nöbetteydim aşk sağdı avuçlarımda uyuyan büyülü şehir yüreğimdeki coşkulu düşsel nehir sevdamdı içimdeki devasa dişi ışık süzgecinde ayrılık iksiri yeşil zehir sen uyurken gözümde gözün dağdı sen uyurken nöbetteydim aşk sağdı yollar kayboldu kendi içime uzandım öptükçe mor dudaklı menekşe sandım sitemden aşk doğdu ateşten aşk meleği sesin çeliğinde mavi alevinde yandım sen uyurken gözümde gözün dağdı sen uyurken nöbetteydim aşk sağdı dursun özden 24 ocak 2004

Ad,Soyad: yildirim tuna
E-mail: tunatek2002@yahoo.com
Web Adresi: http://yildirimtuna.com
Mesaj: Fotograflar harika..Sayfanizda 2 adet fikrami da gorunce cok sevindim..Hobinizin devamini diliyorum. Saygilarimla.. Yıldırım TUNA

Ad,Soyad: Komiklik.Net
E-mail: aytugakdogan92@hotmail.com
Web Adresi: http://www.komiklik.net
Mesaj: Siteniz ziyaret edilmeye layik olmuş.Çok güzel.Hemde çok.Ellerinize sağlık.Benim ise forumum var.Sizi ve ziyaretçilerinizi görmekten memnun olurum.Üye olur mesajlarınızı,duygularınızı bizimle paylaşırsanız çok sevinirim.Ayrıca ziyaretçi defterimize de bişeyler karalarsanız gene çok mutlu olacağım.Sitem www.komiklik.net

Ad,Soyad: Hidayet DEMİR
E-mail: hidayetdemir57@mynet.com
Web Adresi: http://www.catalzeytinmem.org.tr
Mesaj: Öncelikle Çatalzeytinimiz hakkındaki görüş ve düşünceleriniz için teşekkür ederim. Kendim İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görev yapıyorum. Çatalzeytin'de bulunduğunuz dönemde yıllık iznimi geçirmek üzere yurt dışında bulunuyordum. Sizin ile ilgili bilgiler bana iletildi. En kısa zamanda tanışmak ümidiyle çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Ad,Soyad: mesutakman
E-mail: eczmesutakman@hedefim.com
Web Adresi: http://
Mesaj: sevgili hocam vede köylüm,öncelikle yapmışolduğunsite vehizmetlerin için seni kutlarım.senden isteğim www.tayproject/veritab.html sayfasında türkiye haritasındakastamonuyu tıkladığınızda benim bilegitmediğim görmediğim çok ilğinç ve taşköprünün muhteşem arkeolojikyörelerine ulaşılıyor. o görüntüleri sitende yayınlaman bence çok güzelbir hizmet olacak...

Ad,Soyad: Hüseyin Erikli
E-mail: hsyn301@mynet.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Sevgili Ali şahin ! Böyle güzel siteler,köy enstitülü öğretmenlerin öğrencisi olmuş,Çorum İlköğretmen Okulu çıkışlı sana yakışıyor....

Ad,Soyad: Zerrin Boratav Bağçivan
E-mail: zerrinbagcivan@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Kuşadası Eğitim Geliştirme Vakfının M.Sunullah Arısoy 2005 Şiir Ödülü sahibini buldu.Mehmet Başaran, Cevat Çapan,Sami Karaören,Vecihi Timuroğlu ve Burhan Günel'den oluşan seçici kurul Turgay Fişekçi'nin ''Babamın Çamları'' adlı dosyasını ödüle değer buldu.Turgay Fişekçi'ye ödülü 29 Nisan 2006'da Kuşadası'da ,Seçici kurul üyelerinin de katılacağı bir törenle verilecek. KEGEV Adına Zerrin Boratav Bağçivan

Ad,Soyad: mert yigit
E-mail: mert-101@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: selam

Ad,Soyad: HASAN CANEL
E-mail: hasancanel@hotmail.com
Web Adresi: http://spaces.msn.com/sanart50/
Mesaj: Hocam merhaba.. sizin gigiler kaldımıydı mı?..........SİZİ bulduğuğuma sevindim.Hala düşünen ve varız diyen birilerini görmek yaşama sevincimizi artırıyor. Yazılarınız ve ilgi alanlarınız ve de direrenciniz bana dünya gerçekten hala dönüyor mu dedirtecek konumda.Sizi kutluyorum. iyi ki varsınız.inadına yaşamaya devami........hoşça kalın....

Ad,Soyad: omer
E-mail: omerrsaydak@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: kardeş siteyi iyi hazırlamıssın ama birazda gif. resimleri koysandın ama sayfaya daha iyi olurdu sakın yanlış anlama ........ by

Ad,Soyad: çağatay ertürk
E-mail: melanur_14@hotmail.com
Mesaj: jjffffffff

Ad,Soyad: Esen Yel
E-mail: Esenceposta@gmail.com
Web Adresi: http://alkimsanat.sitemynet.com
Mesaj: Merhaba Sevgili Ali Şahin Arkadaşım, Bu güzel çalışmalarınıza bir ad arıyorum epeyce zamandır.. Sanırım buldum.. Aydınlık bir örgüt gibi çalışıyorsunuz.. Başarılarınız sürekli olsun.. Birlikte aydınlık günlere.. ? Esen Yel / Şubat 2006

Ad,Soyad: caneraysel
E-mail: aso_aysel@hotmail.com
Web Adresi: http://wwwyasenyahiç

Ad,Soyad: BARIŞ
E-mail: bariscan1903@mynet.com
Web Adresi: http://bariscan1903.sitemynet.com
Mesaj: BASARILAR DİLERİM

Ad,Soyad: Hasan Ali Kalayoğlu
E-mail: hkalayoglu@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Meraba Ali Google'de ismine tesadüfen rastladım. Öğretmen Okulu'ndaki boykot fotoğrefını da koymuşsun ki (bende yoktu) eskileri yad edelim. Okulda aynı devre ama farklı sınıflardaydık. (İskilipliyim.Senin sınıftaki Mustafa Cerit'le birlikte) 1995'te emekli oldum. Şu anda Çorum Final Dershanesi'nde İlköğretim Rehberlik ve Sosyal Bilimler Başkanı olarak öğretmenliğe devam ediyorum. Görüşelim. Selamlar.

Ad,Soyad: erhan tığlı
E-mail: erhantigli@mynet.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Sirenizde adımdan söz edildiğini duydum,bulamadım.Belirtirseniz sevinirim.

Ad,Soyad: Ali Haydar Nergis
E-mail: alihaydar@acikgazete.com
Web Adresi: http://www.acikhazete.com
Mesaj: Sevgili Ali Sahin, Sizin, okur ve yazarlarinizin yeni yilinizi en guzel duygularla kutlar, severek izledigim basrili calismalarinizin devamini dilerim. Ali Haydar NERGIS..www.acikgazete.com

Ad,Soyad: eyup sabri atay
E-mail: eyupsabri37@hotmail.com
Web Adresi: http://www.oncevatan.com.tr
Mesaj: veb sitelerinde memleketimin adını,güzel haberleri ve değerli dost ve hemşerilerimin faaliyetlerini görünce mutlu olduğumu ifade ediyorum. Bu siteyi hazırlayanları da kutluyorum. Bir eve misafirliğe gidince bile çeketinizi takacağınız bir çivi gerekli olur. Memleketime bir çivi çakanı kutluyorum. Bu imkanı sağlayan yüce Allahıma da şükürler ediyorum. Sayğılarımla. Kastamonulular Dayanışma Derneği Küçükçekmece Şb.Bşk. Azdavay Ekspres Gazetesi Sahibi, Önce Vatan Gazetesi Köşe Yazısı( Buradaki yazılarımı ONCEVATAN.COM adresinden okuyabilirsiniz. Her Cumartesi orada sizlerleyim.Selamlar...

Ad,Soyad: E.SEVCAN
E-mail: e_sevcan@hotmail.com
Web Adresi: http://www.blogcu.com/esevcanca
Mesaj: Babacığım her zamanki gibi yine çok kaliteli, emek dolu bir iş başarmışsın. Yüreğine ,kalemine sağlık.

Ad,Soyad: Ali KÜÇÜK
E-mail: alikucuk2000@hotmail.com
Web Adresi: http://
Mesaj: Sevgili ŞAHAN: Yaptığın çalışmaların, harcadığın emeğe değdiğini,onbinlerin anlayacağı gün yakındır.Dünden bu güne Ülkemizin aydınlanması için hayatını ortaya koyan onurlu insanların yaşamlarını bu sayfalarda yine duruşlarıyla Atatürk Türkiyesi ve insanlığın aydınlanması için onur bayraklarını taşıyan kalamlerin yüreği ve dilinden almak ne güzel.Bu karanlığa bir mum da ben yakmak için uğraş veriyorum.Umarım başaracağız.Saygılarımla

Ad,Soyad: DURSUN ÖZDEN
E-mail: poeta@mynet.com
Web Adresi: http://www.odaksevgi.biz
Mesaj: tarkana destanı tarkana kutsal ana kam dansında gün uzar bin yıla nayman ana saçları kızgın güneş, kırk yiğit orazlı başbuğ salkım söğüt sevi meleğim ayçörek, ay başlı demir tozunda ateş, tulumda kımız bembeyaz-lekesiz kısrak sütü özümüz altay'dan nurlu ışıkgöl'e yansır aksımız kızıl tuğ dalgalanır, baş eğip kurgan önünde ak başlı tay kurban olsun, aksakal bilge dervişe gülzara-ak gerdana kar düşer, serin seher çağında al yanağı benli-burmalı güzel, halhalı sekerek gezer bahar nakışlı gülen cilveli göz, süzüldükçe ırağı sezer hangi uçuk sevilere kapıldın, kaç destan yazdın tutsak ulu manas mankurt'u hüzmesiz, elma iç kurdu kör aksak güneş umut ağacında, kızıl bir elma gölgesine dökülen kan tarkana vadisi oğulları, kırgız kızları, gelincik başaklı yazları altay-al bir tay yelesinde özgürlük, dans ediyor ankaları kazları tek nefes türkü söyler çığlık çığlığa, yana yana-yan yana sazları şiirin soy ağacı gül ile can, gönül gözüm ağladı-aktım gram gram tutsaklık neyimize nevruz'da-ben özgürüm, zincirleri kıram kıram dursun özden 20 aralık 2005

Ad,Soyad: dursun özden
E-mail: poeta@mynet.com
Web Adresi: http://www.odaksevgi.biz
Mesaj: can avar o an van gölü cana varın yanar canavar can cana avar avar ışıl ışıl balık sodalı salamura yanarken van gök sinerdi resme van gogh kınalı gelin eli-pürçekli dağ yorgun memeleri emer çocuklar canavar değil-camız başı kovuklar güz sarısı bal arısı-döl bereketinde bulut dağ yamaçlarında katmer katmer kirizma bir yıldız imecesi-urartu karızı kutsal nemrut ipil ipil saçı sakalı ağarmış-asker kaçağı-kart eski postalını ümüğünden astı-yırtık kartpostal "gereği düşünüldü" "görüldü" postaya verildi-sal "emperyalizm kağıttan kaplan" yarasa-kanlı çuval balkon sefası tanık-çamaşır ipinde sallanırdı kefen saray'dan almış rengini-al kan içinde acem yelken mavi yeşil kedi gözlü güzel-gölgesinde uyur gezer göl çıkmazında şehriban bakışlı şahmaran varken şer canavarı-su yatağında mahmuzlu gılgamış ezer şair-ateşle damıtılmış sevdaya-özgürlük şiiri dizer dursun özden 5 mart 2006


e-posta: bariscanogul@gmail.com