SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAMAK

17/9/2008 · Kategori: Elestiri

SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAMAK

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

Orhan Pamuk Nobel Mobel Üstüne

İsveç Akademisi, Pamuk'un romanlarını "kültürler arası çatışmaları gideren semboller" yaratan metinler olarak tanımladı. Akademi'den yapılan açıklamada, "Pamuk, İstanbul kentinin melankolik ruhunu yeniden yakalamak için, kültürler arası mevcut çatışmaları uzlaştıran yeni semboller yarattı" denildi.

Akademi, Pamuk'un "Geçmiş-bugün, Doğu-Batı, Laiklik-İslam gibi karmaşık ikilemleri, iki kıtada yer alan İstanbul'un renkli insan portresi üzerinden çözümlediğini, romanlarında kent, aile, zaman ve ego kavramlarını ustalıkla harmanlayarak, İstanbul'u, tarihle bugünü barıştıran bir sahneye dönüştürdüğünü vurguladı.

İsveç Akademisi'nin yayımladığı açıklamada Pamuk'un ailesinde Osmanlı geleneklerinden Batılı hayat tarzına geçişi yaşadığını ve romanlarının bu biyografik elementi estetik bir şekilde aktardığı vurgulanıyor. İsveç Akademisi, Pamuk'un aile ve kuşak temelli söylemini yine Nobel ödüllü Alman yazar Thomas Mann'a benzetiyor. (NTV'den)

"Orhan Pamuk da Nobel'i aldı. Ters bir zamanda bu oldu ve ödüle gölge düştü. Soranlara düşüncemi şöyle özetledim: Nobel'le, kuşkusuz ülkemizin edebiyatı bir onur kazanmıştır. Ama bu onuru kazandıran, keşke Yaşar Kemal olsaydı; geçmişte bir Nâzım Hikmet, bir Melih Cevdet olsaydı. Yaşadığımız yıllarda, bir Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nobel'e -üstelik- bir değer de katardı..." diye açıklıyor bir süreliğine ülkemize gelen Server Tanilli görüşlerini.

Alman Der Spiegel dergisine bir demeç veren Orhan Pamuk ise; ''Bana layık görülen ödül Türkiye'de kabul görmeli ve coşkuya vesile olmalı. Biz bunu, olağanüstü bir geçmişi ve büyük önemi olan Türk edebiyatı için bir şeref vesilesi olarak kutlamalıyız. Ben Türkçe yazıyorum, bu edebiyatın bir parçasıyım ve ödüle layık görülen bir kişi olarak da bunun bir temsilcisiyim'' dedi.

Bir yazarın görevinin sadece güzel eserler yazmak olmadığını, bazı tartışmaları da başlatması gerektiğini ifade eden Pamuk, kitaplarında Batı ile Doğu'nun bir araya gelmesi isteminin işlendiğini kaydederek, ''Barışta olsun, anarşi de olsun, kesişme noktaları vardır. Doğu ile Batı, İslamiyet ile Avrupa arasında çatışma olmak zorunda değil. Eserlerim bunun içindir'' diyerek açıklıyor görüşlerini.

Kabul görme ve coşkuya vesile olma. Fransız meclisinin kararına Fransız kalınarak olabilir ancak.. Bu düşmanca karar, "tarihe ve demokrasiye de aykırıdır. Fransa söz konusu olduğunda utanç vericidir. Fransa'da tarihçiler ayaktadır: Orada 600 bilim insanı, meclisten geçen tasarıyı "felaket ve tahrik" olarak değerlendiriyordu" diyor Tanilli. Profesör Erdoğan Teziç ' ve Kâmran İnan 'ın jesti de önemli burada bence. Hikmet Uluğbay, 18 Ekim tarihli Cumhuriyet 'te: "Bu tür yasaları çıkaran ülkelerin aydınlarının içinden, kısıtlanan düşüncelerini ifade özgürlüklerinin kavgasını vermek için ortaya çıkacak yeni Emile Zola 'ları uzun süre beklemek zorunda kalmayacağımıza inanıyorum." Diyerek Fransız aydınlarının da bu karar konusunda olumsuz düşünmeleri gerektiği dileğini belirtiyor.

Sessiz kalan Orhan Pamuk'un, -biraz da Nobel'e göz kırparcasına ettiği belgesiz- kanıtsız o malum sözlerini bu güne dek inkar etmediğine göre, bundan sonra da etmesini düşünmek elbette bir ham hayal olacaktır. Belki de Fransız meclis kararı ile eş zamanlı olmasaydı, bugüne dek bu sözler çok tartışıldı, şimdi de Nobel'i ve edebiyatımız tartışalım denilebilirdi, kim bilir..

*** *** ***
Sapla Saman Meselesi

Edebiyat olaylarının değerlendirilmesini tarih mi edebiyat tarihi mi yapacak? Ne demek bu şimdi diyorsunuz biliyorum. 2007'ye adım attığımız şu günlerde 2006'ya kuş bakışı bakıyorum da edebiyat tarihimizde bir cümle ile yer alacak edebiyat olaylarını tarihe malzeme yapıp ne çok yazıp çizmişiz, boyalı-boyasız basını ile... Dergileri- mecmuaları (!) ile. Spor takımlarımızın yurt içi başarıları hele hele yurtdışı başarıları ile övündüğümüzün milyarda biri kadar bile ilgilenmedik; kültür sanat edebiyattaki başarılarımızla. Bir de üstüne üstlük yargılayıp kara çalmaya kalktık.

Sanat ve Hayat dergisi Temmuz- Ağustos 2006 sayısını (Sayı: 22-23) geçtiğimiz yılın aralık ayı ortalarında yayınladı. Üstelik bir de ücretsiz ek ile: Aydın Savunmaları... Kimler yok ki burada? 1984-2006 arası dönemde savunma vermek zorunda kalan Aziz Nesin, Haluk Gerger, İsmail Beşikçi, Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Ragıp Zarakolu, Dora Sakayan, Ayşenur Zarakolu, Hasan Polat, Perihan Mağden, Pınar Selek, Elif Şafak, Ahmet Altan. Bunlar sadece bu kitap kapsamında seçilenler. Buna 1. kitap dersek Binincileri de çıkarmak gerekebilir diye olacak sanırım, yayıncı numara vermemiş! Burada "Yargılanmaların hemen tamamı "Türklük"le ilgili... Biliyoruz ki, bu tür kitapların başı da sonu da uzayıp gider; düşünce tarihi, aynı zamanda "düşünce suçu"nun da tarihi çünkü. Spartaküs de suçluydu, Athena da, Bruno da, Hallac- Mansur da suçluydu" diyor yayıncı "Sunuş" yazısında (s. 4-5) Ayrıca "Bu çalışmada, yakın zamanda yargılanan ve duruşmaları epey olaylı geçen Orhan Pamuk ile Hrant Dink'in savunmalarına yer verememek, tabii ki eksikliktir. Orhan Pamukla Nobel ödülünden sonra görüşebilmek mümkün olmadı; Hrant Dink ise, maalesef savunma yapmamış, esasen avukatının hukuki açıklamasıyla yetinmiş. Eksikliğin nedeni budur" diye bir açıklama getiriliyor sunuş yazısında.

Bu konuda belki de üzerinden zaman geçmesi, suların az da olsa durulmasının ardından gelmesi açısından olsa gerek, en sağlıklı değerlendirmelerden birini özel bölümle gerçekleştirmiş, Sanat ve Hayat dergisi. Dergi çeşitli konu ve yazıların yanında, benim asıl üzerinde durduğum Orhan Pamuk ve Nobel ödülünü irdeliyor sözünü ettiğim bölümde. Işık Kutlu'nun "Bir Burjuva Muhalif Olarak OP" ; Kutsiye Bozoklar'ın "Bu Çağın Romancısı Olarak OP" ; Osman Özarslan'ın "Bütün Boyutlarıyla Nobel ve Oscar" ; Ö. Aslan Akgül'ün "Sartre Nobel'i Neden Reddetmişti?" ; Kemal Karpat'ın "Nobel'i Neden Yaşar Kemal'e Değil de OP'a Verdiler?" yazıları ve "Nobel Verilen Edebiyatçıların Tam Listesi" ; "OP'un Bütün Ödülleri" listesi ile tamamlanıyor özel bölüm. (s. 17-48) Sözün özü edebiyatçı OP, tarih'le değil; edebiyat tarihiyle değerlendiriliyor; doğrusunu da yapıyor dergi bence. Sözü yine Aydın Savunmaları'na bırakarak arka kapak yazısıyla noktalamak istiyorum.

"Savunmalar, elbette, her yazarın devletle birlikte kendi vicdanıyla da hesaplaşmasının ürünü. Tarihte çok örnek vardır; iktidarların bütün cezalandırmalarına rağmen insanlar görüşlerinden, duruşlarından ödün vermemişlerdir. Kuşkusuz ürken, baskıyı göze alamayıp vicdanını iktidarın dayatmalarına teslim eden de olmuştur; ama tarihi onlar yazmadığı gibi, tarih de onlara itibar etmiyor." Yazarların yazılarının ya da kahramanlarına tartışma içinde söylettikleri sözlerin içinden cımbızla alınıp suçlamalar yapılmasına da yargıçların itibar etmediği gibi edebiyat tarihi de itibar etmeyecektir. Bunca polemik, Doğan Hızlan'ın düştüğü notla yer alacaktır edebiyat tarihinde: "Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk Türk yazarıdır."

*** *** ****

KİTAPTAN BİR SAVUNMA:
_________________________
* * *
AMACIM TOPLUMDA BARIŞÇIL BİR ORTAM SAĞLAMAKTIR
ELİF ŞAFAK

Metis Yayınları tarafından ilk basımı 2006 yılı Mart ayında yapılan "Baba ve Piç" adlı romanı ben yazdım.

Savcılığınız tarafından yürütülen soruşturmanın içeriğini biliyorum. Türklüğü aşağıladığım iddiası ile hakkımda yapılan şikâyeti reddediyorum.
Kitabın kapağında da yazılı olduğu gibi, bu kitap bir romandır. Bu romanın belli bölümleri alınarak, bütünlüğü bozularak ve bazı cümleleri yorumlanarak yapılan suçlamaların hukuki olmadığı görüşündeyim.

Roman, bir bütün olarak değerlendirilmelidir. "Baba ve Piç" adlı kitabım bir edebiyat eseridir ve tamamen kurgusaldır. Anlatılan hikâye tamamen hayal gücümün ürünüdür. Kitapta iyi ve kötü yanlarıyla anlatılan onlarca karakter mevcuttur. Bu kadar çok karakterden bir ya da birkaçının laflarını cımbızlamak eserin bütünü hakkında yanlış bir fikir verdirtir. Nitekim kitabımda, cımbızlanan bu tür lafların tam aksini söyleyen karakterler de bulunmaktadır. Bir romanda bir katilin, bir cinayetin anlatılması yazarın da katil olduğunu, ya da cinayeti haklı gördüğünü, ya da karakterin eylemlerini ve düşüncelerini birebir paylaştığı anlamına gelmez. Bu nedenle şikâyetçilerin başvuruları haksız ve yasaya aykırıdır. Aksi takdirde, örneğin, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olan "Suç ve Ceza" adlı romanın yayınevi sahibi, çevireni, ya da yazarı hakkında da verilecek bir şikâyet dilekçesinin işleme konması gerekir. Ne hayat ne de hukuk böyle bir saçmalığı kabul etmez. Bu soruşturma nedeniyle herkes tarafından bilinen bu gerçekleri, bir edebiyatçı olarak, "Baba ve Piç" adlı romanın yazarı olarak açıklamak zorunda kalmaktan utanç duyuyorum.

Benim bu kitabı yazmaktaki amacım, Türklüğü aşağılamak değil, tam tersine Türkler ve Ermeniler arasında insancıl ve barışçıl ortamın yaratılmasına katkıda bulunmaktır. Kitabın verdiği mesaj budur. Kastım da budur. Bu kitaba başka anlamlar yüklenmemelidir. Bu tür objektif iyi niyet kurallarına aykırı yaklaşımlar toplumda gerginliğe yol açar. Amacım gerginliğe yol açmak değildir. Tam aksine toplumda barışçıl bir ortam sağlamaktır.

Bu nedenle, bu suçlamadan dolayı herhangi bir ceza davası açılması Türkiye'deki demokrasinin gelişmesine katkı yapmaz. Aksine hem yurt içinde hem uluslararası kamuoyunun gözünde soru işaretleri yaratır ve yazılmış romanların bile ceza davasına konu olduğu bir ülke imajı Türkiye demokrasisini zedeler.

Hakkımda takipsizlik kararı verilmesini talep ediyorum. (age, s:136-137)


BASINDA ORHAN PAMUK - NOBEL KONULU HABER VE YAZILAR:



18/10/2006: Başlangıcından Günümüze Yıl Yıl Nobel Edebiyat Ödülleri
16/10/2006: Radikal Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobeli 3
16/10/2006: Reha Muhtar "Vatan" dan Bildiriyor!...
15/10/2006: Bir çift iki mektup Bir çift iki mektup Mine G. Kırıkkanat (14.10.2006)
15/10/2006: Vatan Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü
15/10/2006: Cumhuriyet Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü 3
15/10/2006: Yabancı Basında Orhan Pamuk'un Nobeli
14/10/2006: Cumhuriyet Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü 2
14/10/2006: Pamuk Nobel'i aldı! Sevinebildiniz mi? / Mustafa Mutlu
14/10/2006: Uygar Batı ve iki soykırım
14/10/2006: Vatan Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobeli
14/10/2006: Akşam Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü
14/10/2006: Hürriyet Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobeli
14/10/2006: Arınç: Pamuk'un Fransa'daki yasayla ilgili düşüncesini öğrenmek istiyoruz
13/10/2006: Orhan Pamuk won the Nobel Prize in Literature 2006
13/10/2006: Evrensel Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel'i
13/10/2006: Radikal Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobeli 2
13/10/2006: Radikal Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobeli 1
13/10/2006: TOHUM YAŞAMDIR, YAŞAM BİZİMDİR...
13/10/2006: 'Okullardaki TC ibaresi kime battı'
13/10/2006: Cumhuriyet Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü 2
13/10/2006: BİA Haber Merkezi'nde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü
13/10/2006: Cumhuriyet Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü
13/10/2006: 'Kafkaesk' bir Milliyet Sanat
13/10/2006: Milliyet Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobel'i
13/10/2006: Birgün'de Orhan Pamuk'un Nobel'i
13/10/2006: ZamaN Gazetesinde Orhan Pamuk'un Nobeli
12/10/2006: The Nobel Prize in Literature 2006 Orhan Pamuk
12/10/2006: The Nobel Prize in Literature 2006 Orhan Pamuk: Biobibliographical Notes

Not: Aşağıdaki linke tıklayarak, "BASINDA ORHAN PAMUK - NOBEL KONULU HABER VE YAZILAR" a toplu olarak ulaşabilirsiniz...

ORHAN PAMUK, NOBEL MOBEL ÜSTÜNE / ALİ ŞAHİN

 

"KIRLANGIÇ YILDIZI" VE LEYLA ŞAHİN / İNCELEME

17/9/2008 · Kategori: Elestiri

"KIRLANGIÇ YILDIZI" VE LEYLA ŞAHİN / İNCELEME

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

-Nazan Melal Türkmen'e-

"sonunda bir güzel insan
savaşa savaşa düşürdü
güzel tenini toprağa
'ölüm adın kalleş olsun'!
("Enver Gökçe" adlı şiir, Kırlangıç Yıldızı, Leylâ Şahin, s.62)

"..her biri ayrı bir ses ve renk olan; ve barış,kardeşlik, eşitlik hürriyet;ve bu yüksek değerler için direnişi gündeme getiren..." (L. Şahin) 40 Kuşağı toplumcu şairlerinden Enver Gökçe için yazılmış yukarıdaki dörtlüğün de yer aldığı Kırlangıç Yıldızı'nı ben de 2001 yılı nisanında bir rastlantı ile ele geçirmiş ve okumuştum: "Can Arkadaşım Melal'e, şiirin, dostluğun sonsuzluğunda... 89, 4 Kasım" diye imzalanmış kitabı geri almadan İstanbul'a dönen sahibi unutunca bende kalmış kitap. Kitaplıkta gözüme çarpınca alıp yeniden okudum sindire sindire...10.12.1954 Şavşat doğumlu şairimize yolun yarısında Enver Gökçe Şiir ödülü ikinciliği kazandırmış, yapıtı oluşturan dosya. Bu da şiiri değişik şekilde yeniden irdelememi sağladı, adına düzenlenen ödüle değer görülen yapıt, o çizgiye ne denli bağlı, daha doğrusu şairin kendi deyişiyle O "yüksek değerlere" yaklaşımı da irdelememe yol açtı ve hak ediyor dedim kendi kendime.

İlk kitap için oldukça geç kalınmış diye düşündürüyor insanı, ancak Kitabın kapağında hazır olan 3 kitabından daha söz edilmesi, ödüllerin değerini bir kez daha gündeme getiriyor bence; hiç değilse bu tür çalışmaların kitaplaşmasına vesile oluşturuyor, o bile az şey değil bence...Çıkacağı duyurulan "Ateşte Parmak Uçları", "Mayıs Şarkıları", "Lirika" adlı yapıtlar aradan geçen 15 yılı aşkın süre içinde ya çıkamamış ya da değişik adlarla çıkmış olacak: Çünkü . "Kırlangıç Yıldızı" (1989) adlı yapıtın yayınından sonra "Mayıs Şarkıları"(1989)
ve "Acı Toplayan İpekli Çardak Kuşu" (2000) yayınlanmış diğer iki yapıt ortada yok bilebildiğim kadarıyla. Şair Arif Damar, Leyla Şahin'in Kırlangıç Yıldızı'nın ilk kitabı olmakla birlikte, ilk kitabının yayımlanmasını çokça ertelediği "Ateşte Parmak Uçları" olduğunu belirtiyor.

İlk şiiri henüz 5. sınıfta iken Doğan Kardeş'te yayımlanan Şahin, ortaokulda, "Çevreye Işık", Lisede "yeni Adımlar", Başköy, Direniş vb. dergilerde görünmüş;"Cumhuriyet ve Devrimlerimiz" konulu şiir yarışmasında "Son İkindiler" şiiriyle birincilik aldı. Şiirlerini 1970'li yıllardan itibaren yayınlamaya başladı. 1975-76'da "Türkiye'de Birlik " gazetesinde çalışarak köşe yazıları yazmış, 1977-87 arasında dergilerde az görülmüş, Sesimiz, Türkiye Yazıları, Güney, Kıyı, Yeni Olgu, Demokrat, Karşı Edebiyat, Broy... dergi ve gazetelerinde aralıklarla şiirler yayımlamış, bir yazısında bunları değerlendiren A. Damar; "Bir LŞ var... Genç şairin şiirlerini beğendim ben. Bana göre her yönden kişiliğini buldu o. Yayınlanabilir bunlar, yayınlanmalıdır da." (Devrimci Demokrat, 24 Temmuz 1980) demektedir daha 1980'de... Yine şair Behçet Necatigil, "Gürültü yapmadan diyeceğini diyen soluklu ve yürüklü şiir" diye değerlendirmektedir şairin şiirlerini.

Kitap, 3 bölüm olarak düzenlenmiş: yapıta adını veren "Kırlangıç Yıldızı" bölümünde, "Mektup 1-10" (13-33); "Ölçeksiz Haritalar" bölümünde, "Sevdanın ve Sevincin Adresi 1-3" ve "Ölçeksiz Haritalar 1-2" (37-53); "Menekşe Töreni" bölümünde ise, "Aslıhan", "Aziz Ol", "Aşkın Gülüşü", "Rüzgar Vurgunu", "Camlar Kırıldı", "Güç", "Genciken Ölenin Türküsü" ve "Enver Gökçe" (55-63) adlı şiirler yer alıyor... Ölüm acı, ölüm kalleş... Her yaşta ölüm erken ölümdür oysa ama "Giderim giderim yolum yokuştur/ Bir yanım hasret bir yanım ateştir/ Genciken ölene ölüm zor iştir/ Erir içim usul usul kan gider " (s. 61) diyor türkü formatında yazılmış "Genciken Ölenin Türküsü (s. 61 )"nde...Hasan Hüseyin:

" kolay değil öyle genç ölmek
yeşil bir yaprak gibi yüreği
koparıp ateşe atmak
pek öyle kolay değil
hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey
her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da
yalnız bir bahar çiçeklenir " (Kızılırmak)

diyor ve ekliyor ardından da " elbet bir bildiği var bu çocukların "... "... Şu dünyada bir nesneye / Yanar içim, göynür özüm / Yiğit iken ölenlere / Gök ekini biçmiş gibi" diyen Yunus Emrelerin izinde. İzlek de öyle Halk şiiri tadında: kerpiç ev, zula, gurbet, sıla, göycek bala, sevda, kelepçe, mahpus, hasret, ölüm... Ben çok sevdim, bu türküyü. Songül Karlı da beğenmiş olacak ki, "Yalan" albümüne almış türküyü (Kan Gider, söz: Leyla Şahin - müzik: Lütfü Gültekin). "Baba kerpiç evden aldım zulamı/ Gurbet mi burası yoksa sılamı/ Yitirdim yollarda göyçek balamı/ Erir içim erir erir kül gider // Düşmüşüm ardına güller boyunca / Söylerim sevdamı diller boyunca/ Elimde kelepçe kollar boyunca/ Mahpuslarda yata yata gün gider// Giderim giderim yolum yokuştur/ Bir yanım hasret bir yanım ateştir / Genciken ölene ölüm zor iştir / Erir içim usul usul kan gider" (Genciken Ölenin Türküsü, s. 61)

"Aslıhan"ı birlikte okuyalım: "Ben sana reyhan demem/ yaprak döker, dal olursun/ ben sana aslı demem/ kerem gider lal olursun.// Ben sana balam derim/ canımın içinde bir özgecan olursun." (s. 55)

"Hem hece şiirine yatkınlığı, hem destansı bir soluğu var. Ceyhun Atuf Kansu geleneğinden süzülüp gelen, söylenilen şeylerin yaşanmışlığı duyumsanan lirik özlü, yalın bir şiir." Leyla Şahin'in şiiri. "Kadının tarihsel olarak geç bırakılmış olması onun dizelerinin arasına erkek göğsünün girmesine engel olmuşsa da ruhunda derin yaralar açmış, sevmiş, aşka giden yolda emek de vermişlerdir. Leyla Şahin'in "Mektup1" adlı şiirinden dizeler buna sadece bir örnek:
"-yolculukların sonu var mı?- / son yolculuk aşk: yıkar gider boynunu,/ ardında ince bir rüzgâr bırakarak" (Betül Tarımar; Erotizm, Kadın ve Aşk). Yine: "(...) bir gemi getirdim kapına: birlikte gidelim./ sen içli, uzun geceli kadınlar için yaratılmışsın,/ uzun sabahlar için/ buğday tarlaları, usulbaşlı geyikler, yollar için.../ göğsüne düşür beni: yeryüzünün şarkılarını dinleyeyim orada/ gecikirsek alıp başını gider aşkın usul ırmağı - küskün -/ dönmez bir daha" (Aşkın Gülüşü, s. 57 ) de bu bağlamda değerlendirilebilecek bir şiir.

80 Kuşağı şairleri; Metin Cengiz (1953), Şükrü Erbaş (1953), Abdülkadir Budak (1952), Şavkar Altınel (1954), Oğuzhan Akay (1955), Roni Margulies (1955), Süha Tuğtepe (1956), Suat Vardal (1957), Orhan Alkaya (1958), Mehmet Yaşın (1958), Akif Kurtuluş (1959), Seyhan Erözçelik (1962), Sami Baydar (1962), Ali Asker Barut (1962) Hakan Savlı (1964), Küçük İskender (1964), Sunay Akın (1962), Akgün Akova (1962), Metin Celal (1961), Turgay Kantürk (1961), Altay Öktem (1964), Turgay Nar (1961), Sefa Kaplan (1956), Vural Bahadır Bayrıl (1962), Gülsüm Akyüz (1949), Ayten Mutlu (1952), Oya Uysal (1952), Arife Kalender Önel (1954), Yelda Karataş (1954), Leyla Şahin (1954), Lale Müldür (1956), Neşe Yaşın (1959), Günseli İnal (1947), Zerrin Taşpınar (1947), Zeynep Uzunbay (1962)... (Feridun Andaç) ile hak ettiği yere oturuyor "kalbim kalbim ekmeğimi böl aşkla paylaştır/
ateşe kömüre mürekkebe yakın kıl beni" diyen şair Leyla Şahin, adına ödül kazandığı Enver Gökçelere yaraşır bir şekilde.
Dönemi değerlendiren Feridun Andaç'ın "Yeni şiir" arayışından ise, daha çok 'yeni söylem'lerin içi boşaltılarak şiir yazılmaya başlanıldı diyebiliriz. Popüler kültürün etkisi, 12 Eylül'le yaşanılan çözülme, yozlaşma şiirin de gelişme kanallarını tıkadı. Bu süreci bir arayış dönemi olarak nitelendirmek daha doğru gibime geliyor. Deyim yerindeyse 'şiir enflasyonu' yaşanılan bir süreç..." dediği dönemde şiiriyle öne çıkabilmiş bir şair Leyla Şahin.
____________________________________________________________________
Leyla ŞAHİN, Kırlangıç Yıldızı, Şiirler, 1989, Papirüs Yayınları, İstanbul, 62s.