ÇORUM İLKÖĞRETMEN OKULU MEZUNLARI SİNOP'TAYDI

3/12/2009 · Kategori: Haber-Izlenim

SİNOP'TAYDIK

2009 yılı toplantımız Sinop'ta gerçekleşti.

21 Kasım Cumartesi günü Sinop Öğretmenevi'nden topluca Sinop Anadolu Öğretmen Lisesine gidildi. Burada Okul Müdürü olan arkadaşımız Recep Saraçlı'nın hazırladığı ortamda ilk etkinliğimiz gerçekleşti.

Daha sonra otobüslerle tarihsel Sinop Cezaevi'ne gidildi. Cezaevi gezisinden sonra Alaiye Medresi'si gezildi.

Tersane semtindeki kotracılar ile Sinop'un Yalı Kahveleri bölümüne gidildi.

Akşam öğretmenevindeki yemeğimize 85 kişi katıldı. Sinop Belediye Başkanı Baki Ergül onur konuğumuz oldu.

İkinci gün:

Otobüslerle çıkılan yolculuğumuz Akliman ve Hamsaros gezildikten sonra Erfelek'te kısa bir mola aldı.

Erfeleğin o pastel renk cümbüşünü taşıyan ormanlarından sonra Tatlıca şelalerine ulaşıldı. Burada Erfelek Belediye Başkanı arkadaşımız Muzaffer Şimşek'in ikrami olan yiyeceklerle ile Muhittin Gökmen'in espri ve şakalarıyla bir piknik yemeği yenildi.

Erfelek'e geri dönüldüğünde yine Muzaffer şimşek'in hazırladığı kestane kavurması yenildi.

Gezimiz Sinop Öğretmenevi'nin bahçesinde gözyaşları içinde vedalaşılarak bitirildi.

Geziye ilişkin yazılar, fotoğraf albümleri ile videolar önümüzdeki günlerde sitemizde yer alacak.

Corumio
28 Kasım 2009

 

Çorum İlköğretmen Okullular Sinop Buluşması


ŞİİRLE DOLU, ŞİİR GİBİ 3 GÜNÜN ARDINDAN (FOTO ALBÜM) / ALİ ŞAHİN

24/3/2009 · Kategori: Haber-Izlenim

V.Uluslararası İzmir Şiir Buluşması 20-22 Mart 2009 / Foto Albüm

Kategori: Haber




























e-posta: bariscanogul@gmail.com

CUMOK KASTAMONU KONFERANSI İZLENİMLERİ

17/9/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

CUMOK KASTAMONU KONFERANSI İZLENİMLERİ

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

"...İnsan olan vatanını satar mı
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?.."
Nâzım Hikmet


"Sen Gelmezsen Bir Eksiğiz" sloganı ile çağrısı yapılan Kastamonu CUMOK'UN 3. etkinliği Mustafa Yıldırım'ın konuşmacı olduğu "Büyük İşgal Planı ve Savaşım" konferansı A.Ü. Kastamonu Meslek Yüksek Okulu Konferans Salonu'nda yapıldı, 07 Nisan 2006 Cuma günü saat 14.30- 18.00 arasında.

Konferansın açış konuşmasını yapan Kastamonu SSK Hastanesi eski Başhekimlerinden Ahmet Zafer Ergün, "Cumhuriyet gazetesinin iki kırmızı çizgisi bulunduğunu; Bunlardan ''Birincisinin ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak, ikincisinin ise büyük Atatürk' ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti'ni devam ettirmek." olduğunu vurgulayarak, Mustafa Yıldırım'ı tanıttı kısaca. Denizli'nin Selcan köyünde doğmuş 1948'de.ODTÜ Elektrik Mühendisliği'ni (1971) bitirdikten sonra SEKA ve TEK'nda ayrıca çeşitli kurum ve kuruluşlarda uzman araştırma mühendisi ve yönetici olarak çalışmış, EMO'nın çeşitli komisyonlarında ve İstanbul Şubesi yönetim kurulunda görev almış, Türkiye Ulusal Enerji Sistemi ile ilgili makaleler yayınlayarak ulusal elektrik programının yok edilmesine karşı savaşım vermiş.

"Ulusal tarihin dışardan desteklenen gri propaganda çerçevesinde çarpıtılmasına karşı, yerinde araştırmalarla Bağımsızlık Savaşı'nın halk direnişini konu alan belgesel öyküler" yazmış.

Ortadoğu'nun yeniden işgaline karşı bir uyanış sağlamak için 1918 işgal saldırısının son dönemini ve Ortadoğu tarihini araştırmış, konusunda bir ilk olan "58 Gün- Mustafa Kemal ile Filistin'den Anayurdun Dağlarına" (Belge Roman, 2004) adlı belgesel romanında Mustafa Kemal'in işgale ve teslimiyete karşı direnişini yeniden örgütlenişini yazmış, bu romanı yeni belgeleri, fotoğrafları ve haritalarıyla birlikte Ulus Dağı Yayınları (UDY) tarafından yeniden yayınlanmıştır.

ABD'nin "Uluslararası Din Hürriyeti" senaryosu kapsamında Türkiye'de gerçekleştirilen 1999-2000 yılı operasyonunu konu alan dizi yazısı 2000 yılında yayınlanmış "Project Democracy" operasyonunu da 2000-2001 arasında çeşitli dergilerde yayınlamış, bu belge araştırması engelleri aşarak ancak 2004 yılında "Project Democracy - Sivil Örümceğin Ağında" (Araştırma 2004) adlı bir kitap halinde yayınlanabilmiş.

"O Eski Şarkı" (Şiirler, 2004) adıyla yayınlanan kitabındaki şiirlerden bir bölümü Fransızca'ya çevrilerek Genese / Olusum (Nancy) dergisinde yayınlanmış. M. Yıldırım, Anadolu'nun çeşitli gazetelerinde haftalık makaleler yayınlayarak ve konferanslar vererek bağımsızlık savaşımını sürdürmektedir,.(1) "İşte bu konferans da bu çalışmalardan biridir" diyerek Mustafa Yıldırım'ı kürsüye davet etti Ahmet Zafer Ergün.

Konuşmasına çeşitli Kastamonu gezilerinde edindiği izlenimlerle başlayarak Kastamonu'nun ve Kastamonuluların "Ulusal Bağımsızlık Savaşı"ndaki yerini vurgulamış; yukarıda değinilen araştırmaları ışığında ve Samim Kocagöz 2002 Edebiyat Ödülü"nü de alan romanı "Ulus Dağına Düşen Ateş" (Roman 2002,) ile "58 Gün- Mustafa Kemal ile Filistin'den Anayurdun Dağlarına" (Belge Roman 2004), kitaplarının mekanlarında, O kahramanlarla birlikte gezdirdiği izleyicilerin "Aydınlanma Ateşini" diri tutmaya çalıştığı konuşmasına başladı Mustafa Yıldırım.

M. Yıldırım bizi; Taif, İskenderiye, Tulkerim, Cenin, Nasıra, es-Salt, Rayak, Baalbek, Halep, Katıma... gibi bize çok yakın ve bir o denli de uzak kentlerde dolaştırarak 14 Eylül 1918'de İskenderiye'nin dar sokaklarında başlayan 58 günlük yürüyüşün duraklarından geçirerek bir şiirinde:

"...eski zaman şeyhlerinin/sona ermesin diye saltanatları/ve kurulacak diye petrol ziftine bulanmış demokrasi/ölmemeli/buradakiler ve oradakiler"

diyen Mustafa Yıldırım, Ortadoğu'nun son büyük işgalini anlatırken "Ulus Dağına Düşen Ateş"i tutuşturan kıvılcımı Filistin vadilerinde buluyoruz. Akdeniz kıyılarından Tukan şatosuna yürüyoruz, Gerizim dağında Samarit kızı güzel Asu'nun sevda çığlığını duyuyoruz hep birlikte... (CK,30.09.2004)

Oralardan da alıp izleyicileri "Demirci, Simav, Gördes, Kula, Gediz... Yurdumuzun, Kurtuluş Savaşımız'da en çok acı çeken topraklarına doğru yolculuğa çıkarıyor... Bu toprakları, her şeylerine göz koyan düşmana ve işbirlikçilerine karşı ölümüne savunan insanlarımızla; 'Asker' Makbule, Küçük Halil Efe, Parti Pehlivan, İbrahim Ethem Bey, Dudu Kadın'la tanıştırıyor... Mustafa Kemal'in isimsiz neferlerini; kurtuluşumuzun destanını, sevdaları, acıları, gözyaşları, kanları ile yazan büyükbabalarımızı, büyükannelerimizi yeniden yad ediyoruz...

Mustafa Yıldırım iyi bir araştırmacı-yazar olduğu kadar iyi de bir konuşmacı... Üç buçuk saate yaklaşan konuşmasında sigara molası bile vermeden bir uzun yürüyüşe çıkardı bizi... Yıllarca uğraşarak uzun araştırmalar sonucu ortaya koyduğu yapıtlar ışığında bizleri O mekanlarda O kişilerle birlikte dolaştırarak, yeniden Kuvay-i Milliye ateşini yakıyor, izleyenlerin içinde, sarsıcı, sürükleyici ve gerçeklerden damıtılmış bir roman olan "Ulus Dağına Düşen Ateş'le yaptığını konuşması ile yapıyor bu kez... ( CK, 23.05.2002)

"Sivil Örümceğin Ağında" her gün yeni ilmikler örülürken, görüldü ki; gizli işgal, önünde sonunda, askeri işgale dönüşecektir. Askeri işgaller sanal olamaz ve saldırılara, fantezilerle kurgulanmış savaş kitaplarıyla karşı konulamaz. Yüreklerinde özgürlük ve bağımsızlık ateşi sönmeyenler, yeni saldırıya karşı direneceklerdir... Bu direniş, geçmişin savaş yöntemlerini örnek alacak ve o günlerin bağımsızlık ruhunu günümüze taşıyacaktır.

"ağlama kumru kuşu
kırdıysa yavrun yağ şişesini
kırkına varmış çocuklar
seni ansın diyedir
sen ak çınarlarda
ben toprak damlarda yaşıyoruz
ve hüznümüze şaşıyoruz"


***

"Halima Kaptan" romanıyla Rıfat Ilgaz, Şile-Ağva açıklarından ve Sivastopol'dan mermi çeken gemicileri anlatmıştı. Yıldırım da düşman gerilerini anlatarak Kurtuluş Savaşımızın ırmak romanının oluşumuna önemli bir katkı sağlıyor. Şimdi sıra İnebolu-Ankara arası ve cephelerdeki uğraşıları konu edinen romanların daha da çoğaltılmasına geliyor. Eskişehir'deki İnönü Savaşları Karargâh Müzesi'ni geçen yıl bir kişinin bile gezmediğini gazetelerde okuduk. Çanakkale'ye yenilen Anzaklar geliyor. Biz (Kastamonulular dışında) oturduğumuz yerden TV'de onları seyrediyoruz.

Yurdumuzun Batı yarısına dağılan şehitliklerimizin yanlarından okumuş yetişkinlerimiz ve çocukları tatile giderken hızla geçiyorlar. Bu ne iştir, bu ne duygusuzluktur... Oysa her düzeydeki okul programlarımızın amaçları arasında "Milli, manevi, ahlaki, içtimai vb." sözleri başta geliyor. Gençlerimizin, çocuklarımızın bayramları törensel boyutlarıyla değil; doyurucu içerikleriyle kavrayarak kutlamalarını, yüreklerinde anlamlı coşkular yaşamalarını bu tür çalışmalarla sağlayabiliriz. Böyle bir romanın ortaya çıkması için öncelikle ulusal kurtuluşçu bir yüreğe gereksinim var.

Kalpaksız Kuvayı Milliyeciler'den M. Yıldırım bu yüreğiyle sabır dolu titiz araştırmasını kaynaştırarak zoru başarmış. Dikkatimizi o günlere yeniden çekerken güzel bir örnek oluşturmuş. Eline, yüreğine, beynine sağlık sevgili Yıldırım. Ulusal Kurtuluş Savaşımıza ilişkin yeni romanlar bekliyoruz usta kaleminizden." ( CK, 08.08.2002) diyen Mehmet Saydur'un kitabı (2) üzerine Cumhuriyet Kitap'ta (CK) ilk eleştiriyi yazdığına, Saydur'un bir Kastamonulu olduğuna, yine bir Kastamonu gezisinden de bu roman için esinlendiğine yer verdiği konuşmasında Kastamonu ile ilgili küçük anekdotlara da yer vererek bunları her konuşmasında vurguladığını belirtti.

Ulus Dağı yurdun bağrında adı "Ulus" olan gerçek bir dağdır. İşgal Ulus Dağı ve çevresini de içine almıştır. İhanet edenler etmiş, işgalciye katılmış, hatlar belli olmuştur. Ulus Dağı ve çevresinde Mustafa Kemal'in görevlendirdiği İbrahim Ethem, eski askerlerden, halktan oluşan bir gerilla kurar. İşgalciyi yıpratan bu gerçek savaşçılar, halka güven verir, cephelerdeki ulusal orduya soluk aldırır. Yakıcı sevdası ile savaşımı birleştiren genç kızın savaşı da gerçektir .

Bağımsızlığın gün be gün yitirildiği bu günlerde kurtuluş yolunu gösteren romanının kahramanlarına da değinen izleyicin sabrının zorlanmadığı uzun ve ilgi çekici konuşmasını; On dokuz yaşındaydı Gördesli Makbule. Ulus, Alaçam, Seydan dağlarında; karlarda ve fırtınalarda, içinde büyüyen isyan ateşiyle savaştı... Onun karasevdası olmasaydı; özgürlük de o kadar değerli olamazdı! Diyerek bir şiirinden bölümle bağladı.

"Kara günler yeniden gelip çattı...
Korkuya yer yok!..
Yılgınlık hiç gerekmez!..
Nihayetinde, Ulus Dağı'na çıkılacak!
Ve yine bir ateş yakılacak!.."
______________________________________________

(1, 2) Mustafa Yıldırım, Ulus Dağına Düşen Ateş, Roman, 2004, (İlk Basım: 2002 / Samim Kocagöz 2002 Edebiyat Ödülü), 330s.


e-posta: bariscanogul@gmail.com

RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI / İZLENİM

17/9/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI / İZLENİM

BARIŞ CANOĞUL
______________________________________________

"Sarı Yazma, Yıldız Karayel, Hababam Sınıfı, şiirleri ve soyadıyla kentimizi yazın tarihine, sonsuzluğa taşıyan" Koca Çınar, bu kez de yüzü aşkın, kültür-sanat, bilim ve yazın adamını kentimize taşıdı, hem de 13. ölüm yıldönümüne denk düşen bir haftada: "Yüzyıl'ımı dörde böldüm/ Her bölümü bir mevsim,/ Biri kaldı, üçü gitti.../ Yaz'ı gitti, Güz'ü gitti,/ Karlı tipili Kış'ı gitti, /Yemyeşil bir Bahar kaldı." Diyen, en güzel baharında terk etmek durumunda kaldığı, "çok severim" dediği Kastamonu'sunda elini elimize değdirdi ve bizi bu güzel ilkbahar gününde yaz güneşi gibi ısıttı.

Boşa gitmedi sıcaklığın usta, bak bütün dostların burada... Kente hakim bu güzel tepede güzel insan Bahri Gökçebay, evini açtı yurdun dört bir yanından gelen dostlarına, bu güzel insanlara. "Dünya'da evim olmadı ama bakın bir sokağım var!" demiştin gülerek adın bir sokağa verildiğinde, artık, adına düzenlenen bir öykü ve şiir ödülün, bir parkın, bir kültür merkezin, ve doğduğun yerde, sarı yazmalılar diyarında da bir "Sarı Yazma, Kültür-Sanat Festivali"n yanında bir de sempozyumun var.

***

Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu ve Çınar Yayınları'nın ortaklaşa düzenlediği üç gün süren Rıfat Ilgaz Sempozyumu, MYO Konferans Salonu'nda yapıldı. Sempozyumun açılış törenine Vali Mustafa Kara, Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu, Milletvekili Mehmet Yıldırım, İl Emniyet Müdürü Durmuş Demirbaş, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Aydemir Tunç, siyasi parti temsilcileri, ülkemizin önde gelen şair, yazar, düşünce ve bilim adamları ile Tarık Akan da katıldı.

Rıfat Ilgaz'a yaraşır bir katılım ve canlılığın yaşandığı sempozyumun açılışında konuşan ünlü spiker Jülide Gülizar, "Rıfat Ilgaz'ı yargılayanları kimsenin hatırlamadığını, ama Rıfat Ilgaz'ın hâlâ var olduğunu" belirtirken, Karartma Geceleri filminde Ilgaz'ı canlandıran Tarık Akan İse "Doyumsuz bir dostumdu" dedi. Milletvekili Mehmet Yıldırım ise Kastamonu'nun Rıfat Ilgaz'a ihtiyacı olduğunu söyledi. 96 bildirinin sunulduğu sempozyumun açılış töreninde Vali Mustafa Kara, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım, MYO Müdürü Prof. Dr. Bahri Gökçebay, ünlü sanatçı Tarık Akan, TRT'nin unutulmaz spikeri Jülide Gülizar ve Aydın Ilgaz birer konuşma yaptı.

Sempozyumda ilk konuşmayı Kastamonu Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Bahri Gökçebay yaptı. Gökçebay konuşmasında şunları söyledi; "Rıfat Ilgaz zekasını, gücün güçlünün yanında kullanarak, hepinizin bildiği sıkıntıları çekmez, çok rahat ve lüks bir yaşam sürebilirdi. Bildiğiniz gibi Rıfat Ilgaz bilgisini yeteneğini ve yüreğini mazlumdan yana kullanmış, bu uğurda çekebileceği bütün baskıları ve zorlukları göze almıştır. Yazdıkları ve yaşadıkları ile kendine özgü ödünsüz bir duruşun ürünlerini verirken, yalnız sorunları söyleyen değil, sorunların üstüne üstüne giden bir yöntemi kullanmıştır. Onun yazdıkları, yaşadıkları eleştirdikleri ne yazık ki bugünde geçerliliğini korumaktadır.

Bugün ülkemizin üniter yapısı, bağımsızlığı bir kuşatılmışlık içersindedir. Sorunlara ülke dışından çözüm arayan bir açmaza sürüklenir gözükmektedir. Gelene ağam, gidene paşam demek siyaseti çıkar aracı yapıp toplumsal gerçeklerden kopmak bir hünermiş gibi sunulmaya başlanılmıştır.

Edebiyatın her alanında verdiği yapıtlar çıkardığı süreli yayınlarla bu oluşumu o günden kestiren Rıfat Ilgaz dönemine tanıklık ederken, aynı anda gelecek kuşaklara önemli ve duyarlı gözlemler bırakmıştır. Yaşadığı topraklara sorumluluğunun bilincinde yazma emeğini toplumcu gerçekçi bir düzlemde ortaya koyarken mizahın eleştiri gücünden, şiirin duyguya yönelişinden, romanın ve öykünün gerçekçiliğinden sapmamış o salt kurmaca düzenler üretmek yerine duyarlılıkla donanmış bir gözlemciliği benimsemiştir.

Kendi kuşağıyla göz altı, sürgün, tutuklamalar ve hastalıklara karşı ödünsüz bir aydın olmanın bütün koşullarını yerine getirmiştir. Büyük yığınların Rıfat Ilgaz'ı Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak tanımaları, Rıfat Ilgaz'ı bütün yönleriyle ele almayı, tartışmayı ve tanıtmayı zorunlu kılmıştır."

Gökçebay'ın ardından CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım bir konuşma yaptı. Yıldırım'da; "Şu anda çok duygu yüklüyüm. Rıfat Ilgaz'ı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım. Rıfat Ilgaz'ın artık bize ihtiyacı yok ama bizim Türkiye'yi aydınlatacak Rıfat Ilgaz'lara ihtiyacımız var. Bundan çok çok önce rahmetli Faruk Nuhoğlu zamanında Rıfat Ilgaz'ın adını Kırkçeşme'de bir sokağa vermiştik. Bugün ise devletin adını verdiği bir kültür merkezi var. Ben buraya katılan katılımcıların tamamına yeniden hoş geldiniz diyorum" dedi.

Yıldırım'ın ardından Vali Mustafa bir konuşma yaptı. Vali Kara; "Rıfat Ilgaz Kastamonu ve Türkiye için çok önemlidir. Bizde Kastamonulular olarak Rıfat Ilgaz'ın anısına sahip çıkarak Kastamonu Merkez'de olan çok önemli bir tarihimize Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi adını vermek suretiyle, Kastamonu'da Rıfat Ilgaz isminin ölümsüz kalmasına vesile olunmuştur. Yine Cide'de Belediyemiz tarafından Rıfat Ilgaz'ın doğduğu evin restorasyonu yapılmaktadır. Kastamonu'nun yetiştirdiği bu değerli şahsiyetin önemli kişiliği hususunda değerli bilim adamlarımız gerekli açıklamaları yapacaklardır. Sempozyumumuza 96 bilim adamımızın katılmış olması da son derece önemlidir" dedi.

Vali Mustafa Kara daha sonra Atatürk ve İstiklal Yolu, İnebolu Türk Ocağı Binası, Şehit Şerife Bacı Anıtı ve Şehitlikte yapılan çalışmalar ile ilgili katılımcılara bilgiler verdi.

Çınar Yayınları Sahibi, Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz ise konuşmasında genel olarak babasının yaşam kesitiyle ilgili bilgiler verdi.

Konuşmasında sık sık gözleri dolan ve ağlamamak için kendisini zor tutan Aydın Ilgaz, konuşmasının bitiminde ise kürsüden iner inmez ağlamaya başladı. Bu arada Aydın Ilgaz'ın konuşmasını dinleyen bazı bilim adamlarının da ağladığı görüldü.

Aydın Ilgaz; "Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı ile yola çıktığı zaman "Eğer Türkiye'de benim yazdığım bu kitabı Milli Eğitim Bakanı ve Hükümet ciddiye alsaydı, bugün Hababam Sınıfı'nın öğrencileri eğitim bakımından bu kadar fakir kalmazdı" demişti. Hatta sevgili dostumuz Prof. Emin Özdemir Ankara'da babama bir ödül verirken bu kitabın bütün öğretmen okullarında öğretmen adaylarına ders kitabı olarak okutulması gerekir demişti. Ama nedense Hababam Sınıfı'nı hep gülerek izledik, ciddiye almadığımız için bugün okul kapılarında birbirleriyle geçinemeyen çocuklar birbirlerini bıçaklıyorlar" dedi.

Konuşmasının başında dinleyicilere 'hemşerilerim' diye hitap eden Tarık Akan, Kastamonu'nun çok farklı bir şehir olduğunu söyledi. Akan, konuşmasında; "Sevgili hemşerilerim, niye hemşerilerim dedi diyebilirsiniz, benim anne tarafım aslen Kastamonulu... Dedem, ben ve abim küçücük bir odada kalıyorum, Dedemin sağ omzundan kurşun girmiş, arka tarafından çıkmış, delik vaziyette. Kastamonu'dan Çanakkale Savaşı'na katılmış dedem. Dedem bana sürekli olarak bunu anlatır, aradan yıllar geçiyor, Kurtuluş Savaşı başlıyor, dedem Kurtuluş Savaşı'nda terzi olarak çalışıyor. Yani anlatmak istediğim, Kastamonu'nun her şeyiyle inanılmaz farklı bir insan yapısı var. Burası o kadar farklı bir şehir ki, Mustafa Kemal'in neden buradan her şeyi başlattığı apaçık ortaya çıkıyor. Buranın insanlarının vermiş olduğu mücadele çok farklı"dedi. Sanatçıların üzerindeki engellerin ve yüklerin hep birlikte aşılması gerektiğini ifade eden Tarık Akan, "Sanatçıların üzerinde çok büyük yükler var, engeller var. Bu engelleri aşacağız, bu engellerden bıkmayacağız.

Bu engelleri aşmak için tabi ki sanatçılığın üzerine çok büyük bir yük biniyor, binsin hoş. Çünkü sanat en kalın zırhı bile delmiştir insanlık tarihinde, hiçbir şey önünde duramamıştır" dedi. (Nasrullah Gazetesi)

***

Bilim Kururlunu; Prof. Dr. Cahit Kavcar, Prof. Dr. Sedat Sever, Dr. Kemal Ateş, Burhan Günel, Zekeriya Kaya'nın;

Yürütme Kurulunu; Prof. Dr. Bahri Gökçebay, Dr. Atıf Uğurlu, Uzman İlknur Türkkaan, Hayrünnisa Günel, İ.Anıl Çokgürses, İbrahim Tozan, Kadir İncesu, Mine Özgür, Mirati Madak, Nurten Çakıroğlu, Serdar İzbeli, Utku Erişik'in;

Danışma Kurulunu ise; Prof. Talat Sait Halman, Prof. Dr. İsa Eşme, Prof. Dr. İsmail Parlatır, Prof. Dr. Kemal Özmen, Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu, Prof. Dr. Nurullah Çetin, Prof. Dr. Rahmi Er, Prof. Dr. Ramazan Kaplan, Yrd. Doç. Dr. Nihayet Arslan, Doğan Hızlan, Emin Özdemir, Fahrettin Demir, Feyza Hepçilingirler, Gülsemin Hazer, Güngör Gençay, İlhan Selçuk, Leyla Erbil, M.Emin Değer, M.Sadık Arslankara, Mehmet Başaran, Mehmet Saydur, Öner Yağcı, Server Tanilli, Sevgi Özel, Tahsin Yücel,Tarık Akan'ın oluşturduğu; amaç ve kapsamı: "Küreselleşme, globalleşme söylemleri altında Yeni Dünya Düzeni dayatmaları ülkemizin yüzyıllık sorunu" Yaşadığı dönemde bu topraklarda aydın onuru, yazar sorumluluğu, şair duyarlılığıyla dimdik kalmış, çektiği sıkıntıları mizah hoşgörüsünde yaşamış bir Anadolu çınarı, Rıfat Ilgaz. Onu bilimsel yönden ele almak, bağımsız kalmanın da ipuçlarını verecek günümüz aydınlarına. Bilimsel anlamda katkıda bulunacak tüm bilim ve yazın adamlarını bu çalıştayda görmeyi diliyoruz." diye belirtilen belki Kastamonu'nun tarihinde ilk kez böylesi gerçekleştirilen güzel bir toplantıya ev sahipliği yaptı Kastamonu ve Meslek Yüksek Okulu.

10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Kastamonu Meslek Yüksek Okulunda Rıfat Ilgaz Sempozyumu gerçekleştirilen bu sempozyumda Kastamonu'nun onuru olan büyük usta Rıfat Ilgaz, romanı, öyküsü, şiiri, mizahı, çocuk edebiyatı, gazeteciliği, 1940-2000 sürecinde Rıfat Ilgaz, Sinemaya uyarlanan yapıtları, Tiyatro oyunları, "Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma, "Yerelden Evrensele Rıfat Ilgaz", "Halkevleri ve Rıfat Ilgaz", "Rıfat Ilgaz'ın Yapıtlarında Eğitime Bakışı" başlıkları altında yatırıldı masaya ve her konu didik didik edildi en ince ayrıntısına dek bu üç günlük süreçte...

Kimlerin konuları irdelediklerine gelince, -Makam ve rütbelerden arındırılınca- şöyle bir alfabetik liste çıkıyor karşımıza, ad sırasına göre: "A. Kadir Paksoy, Ahmet Çebi, Ahmet Özer, Ahmet Tüzün, Aydın Çubukçu, Aydın Doğan, Aydın Hatipoğlu, Ayten Mutlu, B. Sadık Albayrak, Banu Öztürk Bayramoğlu, Bedrettin Aykın, Belgin Tanrıverdi (- Özlem Apak ile), Bilal Kayabay, Bilge Öngöre, Burcu Alkan, Burhan Günel, Canan Aslan, Çetin Yiğenoğlu, Doğan Hızlan, Embiya Tahiroğlu (- Şükran Oğuz ile), Esra Lüle, Eylem Saltık, Fahrettin Demir, Gülsemin Hazer, Güngör Gençay, H. Emel Dinseven, Hande Sonsöz, Hasan Akarsu, Hasan Barışcan, Hayati Asılyazıcı, Hidayet Karakuş, Hikmet Altınkaynak, İbrahim Dizman, İbrahim Kıbrıs, İbrahim Tığ, İncila Çalışkan, Kemal Ateş, Kemal Erol, Konur Ertop, Kürşat Coşkun, M. Emin Değer, M. Sadık Aslankara, M. Şerif Onaran, Mehmet Aydın, Mehmet Başaran, Mehmet Güler, Mehmet Saydur, Metin Akyüz, Metin Boran, Mine Ergen, Mustafa Aslan, Mustafa Sözen, Münevver Oğan, Müyesser Güner, Müzeyyen Buttanrı, Nejat Gacar, Nevin Balta, Nihat Ateş, Nilay Yılmaz, Nuray Gök Aksamaz, Nurullah Çetin, Osman Bozkurt, Osman Şahin, Oya Aşkır, Ömer Solak, Özlem Apak (- Belgin Tanrıverdi ile), Öner Yağcı, Özgen Seçkin, Özgür Çiçek, Pınar Kızılhan, Rasih Nuri İleri, Sabahattin Yalkın, Savaş Ünlü, Sedat Sever, Selahattin Diligüzel, Serkan Çiğdem, Sevil Hasırcı, Seyyit Nezir, Suat Batur, Sultan Su Esen, Suna Canlı, Şener Aksu, Şükran Oğuz-Embiya Tahiroğlu, Talip Apaydın, Tanju Cılızoğlu, Tansu Bele, Tuncer Uçaol, Tülay Kuzu, Uğur Kökden, Utku Erişik, Ümit Bozkurt, Vecihi Timuroğlu, Vedat Yazıcı, Yaşar Barut, Yılmaz Onay, Zekeriya Kaya, Zeki Coşkun, Zühtü Bayar..."

Birkaçının dışında büyük çoğunluğu ilimize gelerek sunumlarını yaptı değerli Rıfat Ilgaz dostu yazar, şair, kültür- sanat ve bilim adamlarının... Ancak araştırmacılar bildiri özetlerini 20 dakikaya sığdırmak zorunda kaldılar, bildiri çokluğu ve zaman yokluğu nedeniyle... 3 gün 2 ayrı salonda toplam 22 oturum gerçekleştirildi. İki ayrı salon izleyiciye 2 ayrı seçenek sunuyordu ama kiminle konuşmuşsak aklı diğer salonda da kalmıştı... Sempozyum sonunda bu bildirilerin yayımlanacak olması haberi ise ayrıca sevindiriciydi, bu konularda araştırma yapacak olanlar için. Her oturum ardından yapılan tartışmalar da çok güzeldi, iyi bir oturum konuşmacısı olduğu kadar iyi birer de izleyiciydi, kültür, sanat, bilim adamlarımız. Hele bunların içinde biri vardı ki, bence en dikkatli izleyiciydi: 86 yaşında bazı gençlere göre daha genç ve dinçti Rasih Nuri İleri... Arkadaşım demiş, bir de bildiri hazırlayarak ta İstanbullardan çıkıp gelmişti Kastamonu'ya. Ben ve bir çok kişi de O'nu izliyorduk hayranlıkla. Dakika dakika izledi konuşmaları, tartışmaları, gerektiğinde de deneyimlerini, birikimini aktardı bizlere. Benim için önemli bir an da yağmur nedeniyle arabamla yemekhaneye taşıdığım dostları oraya bırakıp yemeğimizi yedikten sonra diğerlerini beklerken araba içinde baş başa bir yarım saat kadar söyleşmemizdi... Nazım'dan, Ahmet Ariften, Enver Gökçe'den, Makro Paşa'nın 3 kaleminden, Aziz Nesin- Rıfat Ilgaz ikilisinin bir dönem kırgınlıklarından, siyasetten neler neler anlatmadı üstat... İster acemi gazetecilik deyin ister avanaklık... Evet elimde video kameram ve yeterince boş kasetim olduğu halde kaydetmedim, kaydedemedim bu konuşmayı, oysa ne kadar istedim ama büyünün bozulmasından korktum belki biraz da...

"Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü/ Kim be derse desin, çocuklar için yazdım hep./ (...) / iki iş tuttum ömür boyu köklü./ Çocukları okutmaktı ilk işim./ İkincisi,/ Yazdıklarımı çocuklara okutmak." Bu sempozyumda bilmem kaçıncı yılında Hababam Sınıfı'nın sinemaya uyarlanışı kutlamalarında nerdeyse adından bile söz edilmeyen Rıfat Ilgaz'ın Bir yazar, şair ve düşün adamı olarak sigaya çekildiğini, ustanın yukarda değindiği iki işinin ikisinden de tam puan aldığını gördük: Ilgaz'ın, iyi bir eğitimci olduğu gibi çağdaş eğit/bilimin ilkelerini, yapıcılığını Bacaksız'dan Hababam'a iyice sindirip özümlemiş iyi bir çocuk kitabı yazarı, şair, düşünür, mizahçı; en önemlisi de yaşamı boyunca bir karşı-duruşu, dik-duruşu sergilemiş, aç açık da kalsa eğilip bükülmemiş, bir onur timsali olduğu belirtildi sık sık dostları, arkadaşları, ve katılımcılar tarafından.

***

Eksik olan ve kafamı kurcalayan bir iki soruna da değinmeden geçemeyeceğim bu arada. Birisi, protokolün tam tekmil yer aldığı böylesine Kastamonu için önemli bir toplantıda Milli Eğitim neredeydi, bu güzel sunumların her bir oturumu planlı programlı bir biçimde değişik okullardan değişik sınıflara - öğrenci gruplarına- izletilemez miydi? Bu durum yoksa hala Rıfat Ilgaz'ın "mimli" yazar olmasından mı kaynaklanıyordu? O kadar çekincetye gerek yok sağolsun bakanlığımız, yazarlarımızın değerini "seng-i musallada- olsun biliyor ve yapıtlarının kimini "100 Temel Eser" listelerine alıyor. Yine de iyi değil mi kültür bakanlığımıza göre? O ölümünden 10 yılı aşkın süre geçmesine karşın hala etkinliklerine Rıfat Ilgaz adına davetiye yolluyormuş... Bu da güzel bir şey elbette, bu kadarcık da olsa anımsanmak... Gazetelerde okuyoruz zaman zaman falanca okul falanca yazarı okulunda konferansa çağırdı diye. Seviniyor, övünç duyuyoruz. Oysa burada da Kastamonu'ya çağrılmış yüzü aşkın kültür, sanat, bilimadamı vardı, acaba hangi okulumuz tındı bu durumdan... Hakkını yemeyelim, bir ara bir sınıf geldi, lise sınıfıydı, hangi okul olduğunu şu anda anımsayamıyorum, belki de belirtmemekte de yarar var!... Ne dersiniz?

İkincisine gelince: Ülkenin her yanında en küçük boyutlu kültür sanat haberlerini, panelleri, sempozyumları, anma programlarını tek tek duyurmasıyla gururlandığım kırk yıllık okuru olduğum bir gazetede bu konuda tek satır yazı çıkmaması beni çok üzdü ve düşündürdü, sizleri bilmem. Oysa sempozyumda hem Mine Özgür, hem de Turhan Günay vardı. Bir de hakkını yemeyelim Cumhuriyet Kitap'ta "Sihirli Değnek" sayfasını düzenleyen Nilay Yılmaz bildiri de sundu. Ve tek o duyurdu sempozyumu Perşembe günü... yani o da ikinci günü... Haber aynan şu: "(10-11-12 Mayıs 2006, Kastamonu) Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu, Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi ve Çınar Yayınları'nın işbirliği ile Rıfat Ilgaz Sempozyumu düzenlendi. Bildiri başlıkları: Rıfat Ilgaz'ın Romanı; Rıfat Ilgaz'ın Öyküsü; Rıfat Ilgaz'ın Şiiri; Rıfat Ilgaz'ın Mizahı; Rıfat Ilgaz'ın Çocuk Edebiyatı; Rıfat Ilgaz'ın Gazeteciliği; 1940 ­ 2000 Sürecinde Rıfat Ilgaz; Rıfat Ilgaz ve Sinema; Rıfat Ilgaz ve Tiyatro; Rıfat Ilgaz ve Aydınlanma; Yerelden Evrensele Rıfat Ilgaz; Halkevleri ve Rıfat Ilgaz; Rıfat Ilgaz'ın Yapıtlarında Eğitime Bakışı. (www.kmyo.ankara.edu.tr)" (Nilay Yılmaz, Cumhuriyet Kitap, 11.05.2006 ) Evet Rıfat Ilgaz dostları hepsi bu kadarcık... Sorduklarım bir açıklama getiremediği gibi ben de bir anlam veremedim gerçekten. Bu süre içinde duyurduğu kültür- sanat etkinliklerini saymam çok zaman alır diye es geçiyorum.

Evet, Kastamonu için gerçekten tarihi bir gündü bence bu denli seçkin konuğa ev sahipliği yapmak. Üçüncü günün sonundaki kapanış oturumu ve "Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuzuna kadar laik ve etik duruşunu değiştirmememiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır. Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığmı Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirilmiştir. Kültürsüz-leştirme konusundaki iç ve dış saldırıların doruğa ulaştığı günümüz Türkiyesi 'nde, sanatçı, aydın kişiliği ve sorumluluk bilinciyle bizlere güç vermektedir. 1980'lerden başlayarak 1990'larda yaygınlaşan yeni dünya düzeni, 2000'lerin başında kötü meyvelerini vermeye başlamıştır. Bu saldırılar, ülkemizin ekonomik, toplumsal, siyasal ve sanatsal yapısını bozduğu gibi, laik çağdaş bireyi, ulus devleti ve bağımsızlığı yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek İçin de, Türkçemiz i bozmaya, geleneksel değerlerimizi yozlaştırmaya yönelik girişimler, her geçen gün giderek yoğunlaşmaktadır. Bu çok yönlü olumsuz gelişmelerin somut örnekleri günümüz edebiyatında, kültüründe ve toplum yaşamında açıkça görülmektedir. Bütün bu olumsuzluklara edebiyat ve kültür bağlamında karşı çıkmak üzere; Rıfat Ilgaz'ı vâr eden ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızda Anadolu'nun atardamarı olma işlevini üstlenen Kastamonu ilindeki Kastamonu Meslek Yüksekokulu eşgüdümünde 10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Rıfat İlgaz sempozyumu gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe bilim ve sanat adamları, yirmi iki ana başlık altında son derece nitelikli 96 bildiriyle katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca sempozyumdaki oturumlara öğrencilerin ve halkın da katılımı yüksek olmuştur. Bu kültürel girişimden alınan güçle; ülkemizin toplumsal ve kültürel yaşamına yeni atılımlarla katkı sunulması ve süreklilik kazandırılması gerektiği ortak sonucu çıkarılmıştır" diye ülkenin genel durumu ve üç günlük sempozyumu özetle vurgulayan "sonuç bildirgesi" ile Cumartesi günü yapılan Cide gezisi dört günlük şölenin noktalanışı oldu. Ama Rıfat Ilgaz'ın dost elinin sıcaklığı içimizi hep ısıtmaya devam edecek...

bariscanogul@gmail.com

e-posta: bariscanogul@gmail.com

URLA'DA NECATİ CUMALI'YI ANMAK...

17/9/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

URLA'DA "6. CUMALI BULUŞMASI"... / HABER-İZLENİM

Ali ŞAHİN
_______________________________________________

storiescumali3k.jpg

10 Ocak 2001'de yitirdiğimiz Necati Cumalı 6. kez Urla'da çeşitli etkinliklerle anıldı. 6.Cumalı Buluşması adı altında düzenlenen ve 13 Ocak'a kadar sürecek etkinliklerin açılışı Saat 10.30'da Urla'da Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi'nde yapıldı.

Törende Necati Cumalı için bir dakikalık saygı duruşundan sonra kürsüye gelen Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu, günün anlamını belirten bir konuşma yaptı; "Bu yıldan itibaren, her buluşmamıza bir konu belirlemeye başladık. Bu yılki konumuz Necati Cumalı'nın öyküleri. Etkinliklerimizin bu yılki onursal konuğu ise geçtiğimiz mayıs ayında aramızdan ayrılan edebiyatçı Erdal Öz" dedi.

Gelenekselleşen etkinliği uluslar arası bir etkinliğe dönüştürmeyi istediklerini belirterek "Necati Cumalı, yüreğinin aydınlığını kitlelere ileten, karanlıklara düşman, çağının ileri, yurtsever sanatçılarındandır. Necati Cumalı, Urla'mızdan ülkemize açılan bir aydınlık penceresidir. Bu pencereden yayılan ışık ülke sınırlarını aşmış dünyanın birçok ülkeleriyle köprü oluşturmuştur. Yapıtları 22 dile çevrilen Cumalı edebiyat dünyamıza kalıcı eserler bırakmıştır. Hemşerimiz Necati Cumalı'nın bıraktığı yapıtları ve çok yönlü kişiliğini gelecek nesillere aktarma sorumluluğuyla Cumalı Evi'ni hizmete sunduk" dedi.

Edebiyatın her dalında başarılı eserler ortaya koyan Necati Cumalı'nın bu yıl öykücülüğünü konuşacaklarını belirten Karaosmanoğlu, konuşmasını Cumalı'nın "Son" isimli şiirini okuyarak tamamladı.

Edebiyat dünyasından Hayri Yitik Cumalı dostları adına konuşma yaparak Urla'da bulunmaktan dolayı memnuniyetini dile getirdi. Yitik, "Denizi gördün mü, güzel insanları gördün mü, Urla'yı, daha doğrusu Ege'nin ilçelerini gördün mü aklıma İyonya geliyor. Acaba yine o günlerdeki gibi İzmir kültür merkezi haline gelir mi diye düşünüyorum.

Neden olmasın. Bu kadar güzel insan varken, deniz varken, Seferis ve Cumalı varken, bu değerleri unutmayan Urla Belediyesi varken olmaması için hiçbir neden yok" dedi.

Necati Cumalı'nın Urlalı dostların Ali Rıza Duran da Cumalı anısına yazdığı "Sen Yokken" adlı şiirini okudu.

Ekinliğin açılış törenine Urla Kaymakamı Şahin Bayhan, Belediye Başkanı M. Selçuk Karaosmanoğlu, Emniyet Müdürü Mustafa Coşkun, İzmirli yazar ve şairler, kamu kurum ve kuruluşların temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve Cumalı dostları hazır bulundu. "VI. Cumalı Buluşması" İlk gün öğleden sonra URİT Sosyal Etkinlikler Salonu'nda İsmail Mert BAŞAT, Mehmet ATİLA, Vİicdan EFE, Hasan ÖZKILIÇ'ın konuşmacı olduğu "Necati Cumalı'nın Öykülerinde Taşra" konulu panel izlendi..

11 Ocak Perşembe günü Urla'nın çeşitli kahvelerinde Selçuk TUNALI, Ali TEKMİL, Güngör GENÇAY ve Ferhat İŞLEK Cumalı'nın çeşitli öykülerini okudular. URİT Sosyal Etkinlikler Salonu'nda 9 Eylül Üniversitesi. Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümünce Cumalı'nın Öykülerinden Uyarlanmış Filmler" ve Urla Belediyesi Basın Bürosu'nun hazırladığı Necati Cumalı Belgesel Filmin izlendi. Belgeselde gözden kaçan bir yanlış bilgilendirme vardı ama pek dikkat çekmedi: Yazarın Mine adlı tiyatro eserinden roman olarak söz edildi.

12 Ocak Cuma günü, URİT'te "50 Kuşağından Bir Öykücü: Erdal ÖZ" konulu panelde Ayşe SARISAYIN, Birsen FERAHLI, Hürriyet YAŞAR; "Edebiyatımızda Öykücü Olarak Cumalı" panelinde Adnan ÖZYALÇINER, Sennur SEZER, İsmail Mert BAŞAT; "Cumalı Öykülerinde Kadın" konulu panelde de İnci ARAL, Ferda İZBUDAK AKINCI, Şükran FARIMAZ konuştu.

13 Ocak Cumartesi, Şahin YILDIRIM Urla Kahvelerinde Cumalı Öyküleri seslendirdi. "Cumalı Öykülerinde Urla" paneli (Konuşmacılar: M. Sadık ASLANKARA, Hürriyet YAŞAR, Hasan ÖZKILIÇ) ve "Onursal Konuk" Erdal ÖZ- Yıldız Olup Üstümüze Yağsın" paneli ile anıldı.( Konuşmacılar: Celal ÜSTER, Can ÖZ, Faruk DUMAN)

Öykülerinden, romanlarından ve tiyatro eserlerinden bir çoğu televizyon dizisi ve sinema filmi olarak da değişik yönetmenler tarafından ekrana getirilen Necati Cumalı'nın 'Susuz Yaz ','Boş Beşik', 'Tütün Zamanı-Zeliş', 'Mine', 'Adı Vasfiye', 'Dul Bir Kadın' ve 'Derya Gülü', ' Uzun Bir Gece', 'Tutku', 'Dila Hanım', afişleriyle de süslenmiş olan anı evi 4 gün boyunca birçok kişi tarafından gezildi. Çeşitli imza günlerinin yanısıra okurlar da yazarlarla söyleşiler yaptılar.Yazıyı ben de Cumalı'nın bir şiiriyle noktalamak istedim


KARDA AYAK İZLERİ VAR

Karda ayak izleri var
Vurulup düştükleri yere kadar
Yüzleri tanınmayacak bir halde
Öldüğü yerde kalmış cesetleri

Onlar için hatıra yok
Saat durmuş
Onlar için değil
Yıldızlar ve bu gece
Onlar için değil gelen güneş
Artık onların yok
Uzak şehirlerde
Sevdikleri

Artık hepsi bitti
Açlık, susuzluk ve kin
Ne matara ne ekmek torbası lâzım
Ne silâh
Elbise ve düşen şapka da lüzumsuz
Artık üşümezler ki

En güzel ocak ateşleri
Artık ısıtamaz ellerini
İsimlerini en yakın tanıdık
Söylese işitmezler
Kurt mu, dost mu, düşman mı?
Bilmeyecekler baş uçlarına geleni
Artık ne tren, ne gemi
Onları getiremez bir daha

Necati Cumalı

storiescumali1k.jpg

alsah__8_.jpg

e-posta: bariscanogul@gmail.com

NAZIM 105. YAŞINDA İZMİR'DE ESİN AFŞAR KONSERİYLE ANILDI / H

17/9/2008 · Kategori: Haber-Izlenim

NAZIM 105. YAŞINDA İZMİR'DE ESİN AFŞAR KONSERİYLE ANILDI / HABER-İZLENİM

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

guzelyali_nazim_105_yasinda.jpg

"Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-ceğiz..."

Nazım Hikmet 105. doğum yıldönümünde Esin Afşar konseri ve şiirleriyle Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür ve Sanat Merkezi'nde anıldı. Salon bir saat öncesinden hıncahınç doldu, öyle ki ayakta dikilecek yer kalmadığı gibi sandalyelerle koridorlar da dolduruldu izleyicilerle.

Açılış konuşmasını yapan Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, bu ilginin kültür ve sanat etkinliklerine verdikleri önemin göstergesi olduğunu belirttikten sonra izdihamın yarattığı homurdanmalara yanıt verdi. "Nazım Hikmet'in bir gecesinde bilet satamazdık, en azından büyük şaire saygısızlık olurdu; neden bu küçük salon, o kadar büyük salonlar varkeni de, geçen yıl bir etkinliğimizde Sayın Esin Afşara bir söz vermiştik: Ustanın adını bir salona vermek üzere, bu gün burada onu da gerçekleştirdik, gelirken dikkatinizden kaçtıysa giderken bakın lutfen. Tabelamızı da koyduk, çok güzel oldu" dedi. Güzelyalı Kültür ve Sanat Merkezi salonunun adı 105. doğum yıldönümü anısına 'Nazım Hikmet Sahnesi' oldu.

Esin Afşar konseri öncesinde bu programa özgü hazırlanan ve ilk defa sunulacak olan kısa bir "Nazım Belgeseli"nin gösterimi yapıldı. İzmirliler geceyi ücretsiz olarak izlediler. Saat 20.00'de başlayan etkinlikte, Esin Afşar, Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelenmiş şarkıları seslendirirken, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Ali Düşenkalkar da, Nazım Hikmet'in şiirlerini okuyarak ona eşlik etti. Afşar, Nazım'ın; Sen, Memleketim, Karlı Kayın, Karşıyaka Memleket, Tuna'ya Dair, Hergün Mis Gibi Dünya, Seviyorum Seni, Üç Ölüm, Selvilikler, Yaşamak Şakaya Gelmez,Yaşamak, Türk Köylüsü, Ayın Altında Kağnılar, Sarışın Kurt, Külrengi Beyaz, Yılbaşı, Suda Balıklar, Mutluluğun Resmi, Denizin Üstünde Alabulut, Masalların Masalı, Ben Bir Yolculuk Yaptım, Şarkılarımız, Meşgale, Tahir ile Zühre'den yapılan besteleri ile Yannis Ritsos'tan; Onlar, Üçü Birden, Akşam, Kaçınılmaz Olan adlarıyla bestelenmiş şiirleri seslendirdi. Esin Afşar'ın konserinde ise sanatçıya; Piyano'da Aslıgül Ayas, Akardeon'da Serkan Dedemen ve Davul'da Uskan Çelebi eşlik etti.

Konser bitiminde ayakta alkışlanan Afşar'dan ısrarla "Yoh Yoh" şarkısının okunması istendi. Israr üzerne izleyicilerden aldığı bir eşarpla başını bağlayan sanatçının "bu siyasallaşmış bir başörtüsü değil, saf Anadolu kadınının başını örtmesi" sözleri de salonda büyük alkış aldı. Son olarak "Drama Köprüsü"nü seslendirdi. Kapanışta lise çağlarında bir genç söz isteyerek "Ben bir Türk genciyim, Atatürk'ün emanet ettiği gençlerden... diyerek sahnede Nazım'ın "Davet" şiirini çok güzel ve içten bir şekilde okudu ve büyük bir beğeni topladı. En arkada bir sutunun önünden izlemek zorunda kaldığım proğramı benim ayakta dikilmeme takılan aptal bir sarısının proğram broşürünü benden yanki gözüne at gözlüğü gibi tutuşu ve hiç kıpırtısız alkış ve heyacanlara da hiç katılmadan ruh gibi izlemesi, yanındaki arkadaşının da aynı şekilde konser boyunca uyuması dikkatimi dağıttı biraz ama izlenmeye değer bir etkinlikti. Onlar da demek ki diyorum, komşularına konsere gittik demek için geldiler...

İzleyiciler konser girişinde ve çıkışında diğer salonlardaki 10 Ocakta açılan "Cemal DEMİR Resim Sergisi"ni de büyük bir ilgi ve beğeniyle izleme olanağı buldular. Sergi 29 Ocak 2007 tarihine kadar açık kalacak.

BEN BİR İNSAN

Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...

Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.

Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.

Nâzım Hikmet

guzelyali_nazim_105.jpg

e-posta: bariscanogul@gmail.com

alsah__8_.jpg