GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TAŞKÖPRÜ'DE YEREL BASIN

17/9/2008 · Kategori: Inceleme

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TAŞKÖPRÜ'DE YEREL BASIN

ALİ ŞAHİN
____________________________________________________________

TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete.Tek Sayı / 30 Ağustos 1950. İlk sayısından sonra çıkmamıştır. Sahibi ve Mesul Müdürü: Şem'i DALAY; Mücadele Matbaası. Kastamonu. İlçenin ilk gazetesi. Başlık altında: "Halkın Dili, Hakkın Dili" Çarşamba günleri çıkar siyasi gazete olduğu yazılıdır.28x41 ebadında, fiyatı 5 kuruş.
___________________________________________________________

TAŞKÖPRÜ: Haftalık gazete. (6 Mart 1959- 22 Nisan 1960) Sahibi ve Mesul Müdürü: Ergin TÜFEKÇİ; Doğrusöz Matbaası. Kastamonu. Çarşamba günleri çıkar. 28x41 ebadında, 4 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 5 kuruş.

___________________________________________________________

TAŞKÖPRÜ'DE UYANIŞ: (5 Mart 1969- 5 Mayıs 1969) Sahibi: TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) adına; A. Cahit ARIKAN, Yazı İşleri Müdürü: Zeynel YURTSEVEN. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Genç fikirli demek, gerçek fikirli demektir. K. ATATÜRK" yazısı bulunmaktadır. 41x57 ebadında, 6 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş.

___________________________________________________________

GÖKIRMAK: Haftalık gazete. (13 Mart 1970- ../.. 1974).Sahibi: Mahmut ESKİ, Ziya SEZEN(Kısa bir süre sonra ayrılmıştır); Mesul Müdürü: Halit TERZİOĞLU. Yenises Matbaası. Kastamonu. Başlık altında: "Haftalık Siyasi ve kültürel gazete" yazısı bulunmaktadır. 35x50 ebadında, 5 sütunlu, 2 sayfa, fiyatı 25 kuruş.

___________________________________________________________

TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ: 15 Günlük gazete. (1 Ağustos 1975- ../../ 1988) Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü: Numan ÖZDEMİR (*). Yeni Kastamonu Matbaası. Kastamonu. Başlığın altında: "Siyasi ve Kültürel gazete. 15 günde bir Cuma günleri çıkar" yazılıdır. 308. sayıdan itibaren gazete el değiştirmiş, Numan ÖZDEMİR, gazeteyi Eczacı Metin BAKIRCI'ya devretmiştir. İlçenin en uzun ömürlü gazetesi olma özelliğini taşıyan TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ gazetesinin bütün sayıları tam olarak Taşköprü İlçe Halk Kütüphanesinde mevcuttur.

___________________________________________________________

GÖKIRMAK: (Taşköprü Belediyesi). 1993 Sahibi: Taşköprü Belediyesi adına: Hasan ALTAN. Genel Yayın Yönetmeni: Muzaffer YILDIZ. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ersin TABAKER. Damla Grafik Tesisleri. Başlık altında "Taşköprü Belediyesi'nin Yayın Organıdır" yazılıdır.

___________________________________________________________

KAYNAKLAR:
___________________________________________________________

1. Hazma ÇİÇEK, Taşköprü İncelemesi (Basılmamış Derleme. Taşköprü Halk Kütüphanesinde mevcut olup öğrenciler ve araştırmacılar için önemli bir kaynaktır.). (Hazma ÇİÇEK: Emekli. Taşköprü Halk Kütüphanesi eski Müdürü)

2.Aziz DEMİRCİOĞLU: Yüz Yıllık Basında Kim Kimdir?

___________________________________________________________

AÇIKLAMALAR:
___________________________________________________________

(*) KENDİ KALEMİNDEN NUMAN ÖZDEMİR
___________________________________________________________

"BEN NUMAN ÖZDEMİR

Doğum tarihi : 05/04/1921
Ölüm tarihi : 01/01/2003

Kastamonu ili, Taşköprü ilçesi Aşağıçayırcık köyünde 1921 yılında doğdum. Anam ben 10 yaşındayken rahmete kavuşmuş HANIFE, babam çiftçi HÜSEYİN ÖZDEMİR. Taşköprü ilk okulunu bitirdikten sonra gedikli hazırlama orta okuluna girdim. 1941 yılında istihkam gedikli çavuş olarak ordudaki hizmetime başladım.

Hizmetimin son yıllarında Ankara Ticaret lisesi akşam kurslarında daktilografi ve stonoğrafi öğrendim. 1950 de karayollarında başlayan sivil hayatımda daktilografi bilmemin yararı oldu. 1954 yılında TBMM'nde ikinci kez stonoğrafi öğrendim. 1959 dan 1967 ye kadar stonoğraf olarak çalıştım. 1967 de İstanbul belediye meclisi stonoğraflığına nakil edildim. TBMM'nde stonoğraf arkadaşlarıma 10 parmak daktilografi öğrettim. Bu arada kendimde standart Türk klavyesini öğrendim. İstanbul belediye meclisine nakil edildikten sonra yazılı öğretim denemesi yaptım. Nihayet 25 yıllık yazma 10 yıllık da öğretim tecrübesine güvenerek KENDİ KENDİNE 10 PARMAKLA DAKTİLOĞRAFİ kitabını 1971 yılında yayınlamaya karar verdim."

(NUMAN ÖZDEMİR, KENDİ KENDİNE 10 PARMAKLA DAKTİLOĞRAFİ, 1971, Arka kapak yazısından alınmıştır.)
___________________________________________________________

e-posta: bariscanogul@gmail.com

DEVREKANİ'DEN OĞUZ ATAY / İNCELEME

17/9/2008 · Kategori: Inceleme

DEVREKANİ'DEN OĞUZ ATAY / İNCELEME

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

YAŞAMI:

ÇOCUKLUĞU VE AİLE ÇEVRESİ

Oğuz Atay'ın babası, 1892* yılında Kastamonu'nun Devrekani ilçesinin Etçiler köyünde doğar. Oğuz Atay, "Babama Mektup" başlıklı metninde "doğdun (...) köyde, kasabada, taşrada yetiştin," (KB.162) diye söz eder babasından. 1909 yılında Kastamonu'da polis memuru olarak göreve başlayan Cemil Atay, 1911'de komiser muavini, 1914'te ikinci sınıf komiser, 19l9'da Kastamonu ser komiseri olur; çalışkan ciddi ve güvenilir yapısıyla meslek yolunda hızla ilerlemektedir. 1920'den sonra Küre, Bafra, Safranbolu, Sinop, Taşköprü ve Kastamonu'da hukuk mekanizmasının çeşitli kademelerinde sorgu yargıcı ceza yargıcı ve savcı olarak görev yapar. Osmanlı döneminin alaylı hukuk sisteminden gelmektedir. Mesleğe polis olarak başlamış, 10 sene zabıtada çalışmış,17 sene de hukuk bürokrasisinin çeşitli görev basamaklarında bulunmuş, sistemin üst kademelerine kadar yükselmiştir. Ankara Hukuk Fakültesinden 1942 yılında 50 yaşındayken diploma alır.(Yıldız Ecevit, 24) 1933 yılında İnebolu'da görevli olduğu sırada orada Muazzez Hanımla evlenen Cemil Atay'ın ilk çocuğu Oğuz Atay da 1934 yılında İnebolu'da dünyaya gelir. Okul öncesi yılları İnebolu'da ve Kastamonu'da geçer.
Anne Muazzez Hanım, toplumun ilk çalışan kadınlarındandır. Evlilikten sonra İnebolu'da başladığı ve 2 yıl sürdürdüğü ilkokul öğretmenliğini eşinin Kastamonu'ya atanması nedeniyle daha sonra Kastamonu'da İsfendiyarbey ilkokulunda (1938) devam ettirir. Aile içi eğitimde öğretmen annenin rolü büyüktür; Oğuz Atay'ın ilk öğretmenidir anne... Okumayı okula gitmeden daha 5 yaşında iken sökmüştür. Karşıt kişiliklerine karşın anne ve baba birbirlerinin dillerinden iyi anlamaktadırlar. Babanın milletvekili oluşuyla 27.03.1937'de Ankara'ya taşınır aile.

Küçük bir Anadolu kasabasından yaşam yoluna çıkıp, kendi çabasıyla kamu kesiminde ulaşılabilecek en üst düzeye yükselen bir Anadolu çocuğudur Cemil Atay. Bu, onu çevresinde saygın bir konuma getirmiştir. Anadolu geleneklerinde bir tür ağa konumudur bu. Ancak toprak ve köy sahibi feodal ağanınkinden farklı bir konumdur Cemil Atayınki; köylüyü sömürme üzerine kurulmamıştır: hami aydın kimliğiyle daha çok, veren biridir o. Kızı Okşan ögel, büyük kentteki evlerine babasının köylülerinin sık sık geldiğinden söz eder: "Köylülerinden birinin apandisi patlar birinin gözü rahatsızlanır birinin guatrı vardır; Gelip aylarca bizde kalırlardı." Dinsel baskının güçlü olmadığı, kaç-göçün yaşanmadığı bir yörenin insanlarıdır bunlar. Cemil Atay'ın Anadolulu kimliği, kimi zaman şahlanan ataerkil bir uç nokta ile, evin direği rolünü karısına devredebilen uygar bir başka uç nokta arasında gidip gelir.

.........
.........

Öykü ve roman yazarı (İnebolu; 12 Ekim 1934- İstanbul; 13 Aralık 1977; babası Cemil Atay 1892'de Devrekani'nin Etçiler köyünde doğmuş, Oğuz Atay ise babasının görev yeri olan İnebolu'da). 1939'da, ailesiyle Ankara'ya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Maarif Koleji'nde tamamladı (1952). İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi'ni bitirdi (1957). İDMMA İnşaat Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Burada topoğrafya ve yol inşaatı dersleri okuttu. 1975'te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Meydan Larousse'un hazırlanmasında çalıştı. Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle, bir süre Londra'da tedavi gördü; bu hastalıktan kurtulamadı.

Tutunamayanlar adlı romanının 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda başarı ödülü kazanmasıyla dikkati çekti. Sonradan dergilerde öyküler de yayımladı. "Öykü ve romanlarında kent yaşamının karmaşası içinde yabancılan aydının dramını, modern roman tekniklerinden ve değişik anlatım biçimlerindenyararlanarak alaycı bir anlatımın ağır bastığı, ayrıntılara inen bir tutumla yansıtmaya çalıştığı görüldü."(Atilla Özkırımlı)Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı.

YAPITLARI:

1.Tutunamayanlar 1, 2(roman, 1971-1972; TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü, Şubat 1971; yeni basımı tek ciltte, 1984; ),
2.Tehlikeli Oyunlar (roman, 1973),
3.Korkuyu Beklerken ( öykü, 1975),
4.Bir Bilim Adamının Romanı (roman, 1975; Genç yaşta ölen mekanik bilgini Prof. Dr. Mustafa İnan (1911-1967)'ın yaşamını konu alır. )
5.Oyunlarla Yaşayanlar (oyun, Devlet Tiyatrosunda oynandı:1979 - 80; basımı 1985),
6.Günlük (1988),
7.Eylembilim (tamamlanmamış roman, 1998).

HAKKINDA YAZILANLAR:
Mehmet Seyda: Yeni Dergi, Mayıs 1972;
Rauf Mutluay: Cumhuriyet, 07.03.1971;
Atilla Özkırımlı: Yeni Ortam, 28.10.1972;
Zühtü Bayar: Barış gazetesi, 09.08.1972;
Murat Belge: Yeni Dergi, Aralık 1972;
Refika TANER-Asım BEZİRCİ: Seçme Romanlar, 1973, s.225-229
Doğan Hızlan: OA ile konuşma, Yeni Gazete, 16.03.1971;
Pakize Kutlu: OA ile konuşma, Yeni Ortam, 30.09.1972;
Faruk Haksal: Yeni Ortam, 12.11.1972;
Yıldız ECEVİT: Oğuz Atay'da Aydın Olgusu (1989),
Yıldız ECEVİT: Ben Buradayım (2005)

______________________________________________

(*) Cemil Atayın doğum yılı, TBMM. kayıtlarında 1892 (1302), nüfus kaydında ise 1890 olarak geçmektedir.
(Sürecek)

OĞUZ ATAY: YAŞAMI - SANATI - YAPITLARI
______________________________________________

Çağdaş Türk edebiyatının yenilikçi roman anlayışının özgün örneklerini veren Oğuz Atay, 12 Ekim 1934'te İnebolu'da doğdu. Babası hukukçu, bir süre de CHP milletvekilliği yapmış olan Cemil Atay'dır.

Oğuz Atay, 1939 da ailesiyle Ankara'ya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Maarif Koleji'nde tamamladı (1951). İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi'ni bitirdi (1957). İstanbul devlet Mühendislik ve mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Burada topografya ve yol inşaatı dersleri okuttu. 1975'te doçent olan Atay "Topografya" adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı.

Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle, bir süre Londra'da tedavi gördü. 13 Aralık 1977 de bu hastalıktan kurtulamayarak, büyük projesi "Türkiye'nin Ruhu"nu yazamadan İstanbul'da hayata gözlerini yumdu.

babama mektup

Sevgili babacığım,
Belki hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar, sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım.


"Yaşamı boyunca, kendini döke saça yaşamıştır Atay. "Demiryolu Hikâyecileri - Bir Rüya" adlı öyküsünde yer alan, demiryolu öykücüleri gibi, kurduğu öyküleri okuyacak yolcuları, ıssız bir istasyonda beklemeye koyulmuştur." (Selçuk YAMEN)

İlk romanı "Tutunamayanlar" ile TRT'nin 1970 de açtığı Sanat Ödülleri Yarışması'nda başarı ödülü kazanarak adını duyurmaya başlayan Atay, bu romanını, ancak 1972'de yayımlayabildi. Roman, o günlerde, pek ilgi görmese de; yazılan yazılarda Atay'ın romana apayrı bir çizgi getirebilecek düzeyde biri olduğunun farkına varıldı.

"Tutunamayanlar, yeniligi, değişikliğiyle çarpıcı bir roman. Türkiye'de geleneği olmayan bir roman tarzının oldukça başarılı bir ürünü. İlk bakışta belki çok dağınık, çok keyfi. Yazar aklına geleni yazmış gibi. Oysa bu dağınık görünüşlü malzeme titiz bir seçmeyle toplanmış ve rasgele değil yapısal bir bütün meydana getirecek biçimde örülmüş. Oğuz Atay özellikle roman kurguculuğuyla başarılı bir yazar." (Murat Belge)

Bunu, ikinci romanı "Tehlikeli Oyunlar" izledi (1973). Atay, romanlarında Türkiye'nin tarihsel, toplumsal yapısını, Doğu-Batı ikilemini yaşayan bireyin dünyası ekseninde irdeledi. Çok boyutlu, çok katmanlı bir roman yapısı kurarak; değişim ve gelişme süreçlerindeki oluşumlara bu pencereden baktı.

"Kent aydını, kentin kendine kapalı ezilmiş, kendiyle de başkalarıyla da ezilmiş, doğru dürüst bir yere varamamış, baştan sona kadar tedirgin aydını vardı onun yazdıklarında. O, küçük burjuva aydınının özeleştirisini getirmeye çalışıyordu diyebilir miyiz? Diyebiliriz sanırım. Ama getirmeye çalıştığı o kadar değildi. Oğuz Atay, daha ileriye giderek, genel aydın insan örneğinin bunalımlarını, her şeyden önce düşünsel bunalımlarını ortaya koyuyordu." (Afşar Timuçin)

Atay, bireyin yaşantısından yola çıkarak; toplumsal tarihin, kültürel oluşumun, bilinçlenme süreçlerinin katmanlarını yeni bir bakışla sorgular. Burada önde tuttuğu roman kahramanlarına da yansıtıcı bilinçlilik işlevini yükler.

" Yaşamak ve varolmak arasındaki ince çizgide gidip gelen bizler aslında toplumunun içinde "onlarla" birlikte olup da "onlardan" olmayanlarız, "tutunamayanlar" ız. Oğuz Atay'ın da dediği gibi ; "Kimsenin okumadığı kitapları okuyan, kötü yaşayan bir adam...

Eminim ki her bilinç sahibi insanın hayatı "Tutunamayanlar"ı okuduktan önce ve sonra diye iki devire ayrılacaktır. Oğuz Atay postmodern anlatımıyla normal insanların anlayamadığı (ve anlamak istemedikleri) gerçeklere Don Kişot edasıyla saldırarak ,yüzlerine vurduğu için yaşarken bile unutulmuştur." (Yıldız Ecevit)

Günü, gündelik yaşamın girdaplarına dönerken; ironik söylemi, eleştirel bakışı asla elden bırakmaz. Öykülerinde ve "Oyunlarla Yaşayanlar" adlı oyununda da bu özelliği öne çıkar. Türk aydınının kimlik bunalımının açmazlarını, aydın imgesinin eleştirel yüzünü çarpıcı biçimde yansıtır. Bunun tipik bir örneği ise, ölümünden sonra yayımlanan, yarım kalmış "Eylembilim" romanıdır diyebiliriz.

"...Tutunamayanlar, anlatıcıları ve anlatım yöntemleri bakımından zengin bir roman ve Atay gördüğümüz gibi, bu çeşitlilikten yararlanmış. Yöntemler arasında büyük başarıyla kullandığı yöntem, kuşkusuz, iç-konuşma yöntemi. Atay, okura Turgut'un bilincini, araya aracı sokmadan, dolaysız olarak seyrettirirken, bu yöntemi kah toplumsal eleştiri, kah mizah, kah Turgut'un iç çatışmalarını sergilemek yolunda kullanmış. Ayrıca iç-konuşmayı kimi zaman diyaloga, kimi zaman çok kişili bir oyun sahnesine dönüştürerek yönteme daha karmaşık, daha renkli ve çok işlevli bir şekil kazandırdığını söylemek gerek. Tutunamayanlar, anlatım tekniği bakımından, Türk romanında, gereken ilgiyi görmemiş bir aşamadır demek yanlış olmaz sanırım." (Berna Moran)

"Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarındaki, aydın sınıfın sahip olduğu heyecan Atay'ın yaşadığı dönemde yitmiş görünüyor. Kendisini bu sınıf içinde bulan Atay, çevresindeki devinimsizliğe, üretimsizliğe, işlerin ve olayların kendi haline bırakılmışlığına dayanamamış gibidir. Bu nedenle, yazdıklarını ve yaşamını bu sınıfa yakın bir yaşayışı sürdürmenin ızdırabı ile doldurmuştur. Denize taş atmayı sürdürmüş, ancak bu taşların çıkardığı sesleri duyamamış, suda oluşan halkaların farkına varamamış gibidir. Yazdıklarının satır aralarında suyun dalgalanışının olmadığı duyusuna kapılmanın burukluğu akar durur. Dalgalar ile coşkunun, halkaların toplamından oluştuğunun ya da rüzgâra gereksinim duyduğunun ayırdına varamaz bir türlü. O dönemlerde, kendine yakın bulduğu kişilerin yarattığı dalgaların birbirinden kopukluğudur Atay'ın bunca tutunamayışının nedeni."(Selçuk YAMEN)

"Atay'ın kişilerinin bugün bize en yakın gelen özelliklerinden biri, hayat karşısında beceriksiz, "hayatın acemisi" olmaları. Tutunamayanlar'da Selim Işık, Tehlikeli Oyunlar'da Hikmet Benol, düşünmekten yaşamaya fırsat bulamamış, "hayat bilgisi"nden yoksun, bu yüzden de zihinlerindeki doğrularla birlikte evde kalmış, çocuk kalmış kişilerdir. Her şey çok önceden belirlenmiş gibidir: "Kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi" Selim çocukken ne futbol takımına girebilmiş, ne sınıf mümessili olabilmiş, ne korkularını yenip çocukluk aşkının peşinden dut ağacına çıkabilmiş, ne de büyüdükten sonra,kötü yaşarım korkusuyla hayata dahil olabilmiştir. Hikmet'in içindeki çocuk da, "yaşamadığı için büyümemiş"tir. O da Selim gibi düşünmenin kurbanı gibidir: Erkeklerin pijama ve terlikle dolaştığı, duvarlarına takvim asılan evleri gülünç bulduğu için kendine bir hayat kuramamış, sahte olurum ya da kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamamış, bir kere böyle düşündüğü için başka türlü düşünememiş, sırf öyle söylediği için bütün hayatını "kelimeler uğruna" harcamıştır." (Nurdan Gürbilek)

Bir söyleşisinde Atay şunları söyler :

Romanı, hikayeyi, tiyatroyu bir esnaflık olarak benimseyenler bile, son zamanlarda sanatın başına bir devrimci sıfatının getirilmesinin artık yetmeyeceğini anlamış görünüyorlar. Ama bana kalırsa, bu sadece, bir görüntü. Bu yeni akımın geçerliliğini hissettikleri için, bunu da, kimseye kaptırmamak niyetindeler galiba. Sanat gerekliyse onu da biz yaparız diyorlar. 'Şimdiye kadar devrimciliği, nasıl, kimseye kaptırmamışsak, bunu da kaptırmayız.' Ama inanıyorum ki Bülent Ecevit'in dediği gibi, politikacılarımız, nasıl insanımızın gerisinde kalmaya başladıysa, onlar da geride kalacaktır. İnsanımız artık, gerçeği, gerçek olmayandan ayıracaktır.(...) Halka doğruyu söyleme iddiasında olanlar, onlara güncel başarılar sağlayacak küçük hesaplar peşinde koşarlarsa önce halkın karşısında saygınlıklarını yitirirler. Sanatçının vazgeçilmez bir tutkusu saydığım özgürlüğü, böyle küçük çeteler içinde yitirmeyi hiç anlamıyorum.

"Efkan Bahri Eskin'in saptadığı gibi : Sosyalist olamayacak kadar postmodern; postmodern olamayacak kadar geleneksel; islamcı olamayacak kadar dünyevi; dünyevi olamayacak kadar dürüsttür çünkü.

Sağlığında bütün bunlarla çakışan, yüklendiği Jön Türk ve Kemalist aydın tipolojisinin olmazsa olmaz koşulu, öğretme, değiştirme ve devinim sağlama bildirgesine sıkı sıkıya bağlı bir aydın olan Atay'ın, öğretememiş, devinim sağlayamamış ve bu konudaki umutlarını yitirmiş olması ile günlüklerine, kitaplarına sığınmış olmasının ironisi, yaşasaydı baskının bitmesini deve kuşu gibi başını kuma gömerek bekleyen kitlelerce ilahlaştırılmasından az değildir. Yaşasaydı hiç kuşku yok ki Atay, kendisini ilahlaştıran bu kitlenin de bir eleştirisini mutlaka kaleme alacaktı." (Selçuk YAMEN)



ESERLERİ :

Roman :

Tutunamayanlar (1971-72)
Tehlikeli Oyunlar (1973)
Bir Bilim Adamının Romanı (1975)
Eylembilim (1998)

Öykü :

Korkuyu Beklerken (1975)

Oyun :

Oyunlarla Yaşayanlar (19985)

Günlük :

Günlük (1987)

amatörce-iz

e-posta: bariscanogul@gmail.com

"BAŞI EĞİLMEYEN KADIN- SUAT DERVİŞ'İ ANARKEN / İNCELEME

17/9/2008 · Kategori: Inceleme

"BAŞI EĞİLMEYEN KADIN- SUAT DERVİŞ'İ ANARKEN / İNCELEME

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

"Gölgesi --Suat Derviş'e--

Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;/ Bir kere eğemedim bu kadının başını./ Kaç kere sürükledi gururumu ölüme/ Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme./ Cevapları o kadar heyecansız ki onun/ Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun/ Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi,/ Güzelliğin önünde dolup, çarpmadı kalbi./ Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal,/ Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal/ Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor./ Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor...// Dönüyoruz yine biz bir uzun gezintiden/ Gönlümün elemini döküyorken ona ben./ O bana kendisini gülerek, naklediyor/ Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı diyor./ Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım/ Ben ki, bir çok kereler kırılmışım, kırmışım/ Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı;/ Birden onun yüzüne haykırmak ihtiyacı/ Alev, alev tutuştu yangın gibi,/ Bir dakika kendimin olamadım sahibi/ Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım dedim,/ Yola mağrur uzanan gölgesini çiğnedim." (Nazım Hikmet)

A. YAŞAMI VE SANATI:

Romancı (İstanbul 1905- İstanbul 23.07. 1972). Asıl adı Saadet Baraner olan Suat Derviş, Tıp profesörü Dr. İsmail Derviş'in kızı, Reşat Fuat Baraner'in eşidir. Yalnız yazdıkları ile değil, yaşamıyla da ilgi çekici bir yazar olan Suat Derviş özel öğrenim gördü. Osmanlı aristokrasisine mensup bir ailenin kızı olarak, yabancı mürebbiyelerden ana dili gibi Fransızca öğrenmiş, Türkçe'sini geliştirmek için özel hocalardan ders almıştı. Bir ara İstanbul Darülfünununa girmek istedi, sınavı kazandı fakat vazgeçerek Berlin'e gitti. 1930 yılında gittiği Almanya'da Berlin Konservatuarı ve Edebiyat Fakültesi'nde okudu. Edebiyat yaşamına şiirle girdi, -edebiyata Hezeyan adlı mensur şiiri ile girdiğinde, on üç yaşında; ilk romanı "Kara Kitap" basıldığında 16 yaşındaydı. "İlk yazısı henüz 13-14 yaşındayken yayımlanmış, kendisinden habersiz. Komşu oğlu Nâzım Hikmet onun bir düzyazı- şiirini dönemin önemli bir gazetesine vermiştir. Suat Derviş, uzun süre Nâzım Hikmet'le konuşmaz../ Ölmekte olan bir genç kızı, Şadan'ı anlattığı romandan çok uzun öykü diyebileceğimiz Kara Kitap, konusuyla da anlatımıyla da ilgi çekmiş, esin kaynağının Batı edebiyatından bir roman olup olmadığı tartışılmıştı." (Sennur Sezer) - gerçekçi ve toplumsal edebiyatın gelişip yerleşmesine öncülük eden yazarlardan biri olarak ünlendi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İkdam gazetesinde kadın sayfası düzenleyen (1926) ilk yazar oldu. Berlin'de Alman gazetelerinde fıkra, makale ve öyküler yazdı. 1930-32 yılları arasında Berlin'de Ullstein kuruluşunda çalıştı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazdı. "Sultanın Karıları" adlı romanı sözü geçen kuruluşun bir gazetesinde tefrika edildi. 1932'de ayağını kaybederek yurda döndü. İstanbul'a dönüşünden sonra romancı olarak ünlendi. Bu sıralarda yazarlık kariyerini, İstanbul'da yayınlanan romanları ile sürdürmektedir. Almanya'dan 1932 yılında yurda döndükten sonra gazeteciliği seçti 1933'te İstanbul'da gazeteciliğe başladı; "Son Posta", "Vatan", "Cumhuriyet", "Gece Postası", "Tan", "Haber" ve "Son Telgraf" gibi gazetelerde fıkra, hikaye, röportaj ve tefrika romanları yayımlandı. (daha sonra bu röportajlar için şunları söyleyecektir: "Gazetecilikte yaptığım röportajlar beni hayatın gerçekleriyle karşı karşıya getirdi. Ben gazeteci olduktan sonra gerçekçi eserlerimi yazmaya başladım. Ve asıl sevdiğim romanlarım bu tarihten sonra yazdıklarımdır.")

05 Ekim 1940'da eşi Reşat Fuat Baraner'le birlikte, toplumcu gerçekçi akımın ilk organlarından biri sayılan sanat- edebiyat ve fikir gazetesi "Yeni Edebiyat" dergisini çıkarmıştı.(15 günlük, 26 sayı çıkabildi.) Bu gazetede küçük öykülerinin yanı sıra toplumcu görüşle sanat fıkraları ve roman eleştirileri yazdı. Yeni Edebiyat 15 Kasım 1941 de kapatıldı. Suat Derviş güç şartlar altında gazeteciliğe devam etti. Buradaki yazıları ve eleştirileriyle toplumcu edebiyatın gelişmesine katkıda bulunmakla kalmadı, romanlarıyla da gerçekçi edebiyatın öncülerinden oldu. Popülist edebiyata toplumcu gerçekçi bir öz kazandırdı. Bu sosyalist dergi, dönemin bir çok genç yazar ve şairinin ilk eserlerinin basıldığı yer olarak göze çarpıyor; Orhan Kemal, A.İlhan, A.Kadir, Mehmet Seyda... ilk akla gelen isimler. Toplumcu görüşler doğrultusunda yazdığı fıkra ve eleştiri yazıları bu dergi haricinde "Yeni Adam", "Ses", "Servetifünun- Uyanış" dergilerinde de yayımlandı.

1946'da kurulan Basın Sendikası'nın kurucusu ve başkanı olan Suat Derviş, yazıları nedeni ile hapse girdi, makaleleri sansüre uğradı ve Reşat Fuat Baraner'in TKP davası nedeniyle tutuklanması -kendisinin de TKP davasında yargılanması, dışlanması, sürgünü, takma adlarla (Emine Hatip, Saadet Hatip, Süveyda H., Suzet Doli...) yazması, radyo ve tiyatro oyunlarını, dev masallarını kimliğini açıklamadığı arkadaş yazarlara bütün haklarıyla satması, son eşinin siyasal kimliği kadar, kendi eylemlerinden de kaynaklanmıştı: Sosyalist gerçekçi edebiyatı destekleyen Yeni Edebiyat dergisini yayımlaması, 'Niçin Sovyetler Birliği'nin Dostuyum' adlı kitabı, 1946'da kurulan Basın Sendikası'nın kurucusu ve başkanı oluşu...(Sennur Sezer)- üzerine 1953 de yeniden Avrupa'ya gitti, birçok ülkeleri gezdi. 1953-63 yılları arasında İsveç ve Fransa'da yaşamak zorunda kaldı. Ankara Mahpusu romanını Fransızca'ya çevirdi. Roman ilgiyle karşılandı. Almanca, Rusça ve Bulgarca'ya da çevrildi. On yıl süren bu "sürgünlük" döneminde, yabancı dillere çevrilen eserleri büyük ilgi topladıysa da, Türkiye'de adından hiç söz edilmedi. 1963 te Türkiye'ye dönünce, 1934-1953 yılları arasında yurt dışında çıkan, bazıları yabancı dillere de çevrilen romanlarını yayımladı, romanlarının basımıyla uğraştı. 12 Mart fırtınası içinde göz altına alınışında 1970'de kurulan 'Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucularından oluşu rol oynar, İstanbul Kültür Sarayı yangını (1970) yüzünden Nevzat Üstün'le birlikte suçlanışı da bu nedenlere bağlıdır. Fransızca yazdığı, Türkiye'ye döndükten sonra kendi eliyle senaryolaştırdığı "Fosforlu Cevriye" romanının sinemada kazandığı başarıyı gördükten sonra, 1972'de İstanbul'da öldü. Suat Derviş'in eserleri üzerindeki sessizlik hala sürüyor. Kitap olarak basılan, yabancı dillere de çevrilen yapıtları dışında bir çok romanı gazetelerde tefrika halinde kalmıştır.

B. YAPITLARI:

Romanları: Kara Kitap (1920), Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923), Hiçbiri (1923), Ahmet Ferdi 1923), Behire'nin Talipleri (1923), Fatma'nın Günahı (1924), Ben mi? (1924), Buhran Gecesi (1924), Gönül Gibi (1928), Emine (1931), Hiç (1939), Çılgın Gibi (1945), Fosforlu Cevriye (1968), Ankara Mahpusu (1968);

Tefrika Romanları (1932- 1940): Onları Ben Öldürdüm, Sen Benim Babam Değilsin, Olan Şeylerin Romanı, İstanbul'un Bir Gecesi, Aksaray'dan Bir Perihan (1997'de basıldı);

Öyküleri: Hepimiz Birbirimizin Örneğiyiz (1998);
Yazılar: Niçin Sovyet Rusya'ya Hayranım (1944).

C. KAYNAKÇA:

01. A. Ömer Türkeş, Aksaray'dan Bir Perihan, Pandora, Eski Kitaplar;

02. Alpay Kabacalı, Milliyet Sanat dergisi, 15 Temmuz 1977;

03. Asım Bezirci- Refika Taner, Seçme Romanlar, 1973;

04. Atilla Özkırımlı, Cumhuriyet, 24.07.1976'dan aktarma Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı, 1976; Oradan da Türk Edebiyatı Ansiklopedisi'ne)

05. Behçet Çelik, 60 yıl Önce Politika ve Sanat , Virgül dergisi, Haziran 1998, (Yazıda değinilen kitap(lar): Yeni Edebiyat-Sosyalist Gerçekçilik Yazıda değinilen yazar(lar): Suphi Nuri İleri, Rasih Nuri İleri, Abidin Dino, Reşat Fuat Baraner, Suat Derviş);

06. Behçet Çelik, Suat Derviş'in Romanları, Virgül dergisi, Ekim 2000, (Yazıda değinilen kitap(lar): Aksaray'dan Bir Perihan, Çılgın Gibi, Kara Kitap, Fosforlu Cevriye, Ankara Mahpusu.);

07. Behçet Necatigil, "Dünya Kadın Yılında Suat Derviş Üzerine Notlar". Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı 1976. İstanbul: Tekin Yayınevi, 1977. 593-609. (1976 Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı'nda Behçet Necatigil'in yazısı (Dünya Kadın Yılında Suat Derviş Üzerine Notlar);

08. Behçet Necatigil, Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, 2. bas. 1979; Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü;

09. Çimen GÜNAY, Başını Eğmeyen Kadın: Suat Derviş, BİA Haber Merkezi, 09.04.2003 (Bu yazı, Haziran 2001'de Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'nde tamamlanan "Toplumcu Gerçekçi Türk Edebiyatında Suat Derviş'in Yeri" başlıklı tezin giriş bölümü gözden geçirilerek hazırlanmıştır.)

10. Fatma Kethüdaoğlu, "Unutulan Kadın". İnsancıl 5 (Mart 1991): 15-16.

11. Fatmagül Berktay, "İki Söylem Arasında Bir Yazar: Suat Derviş". Defter 29 (Kış 1997): 89-100.

12. Gerçekler Postası, sayı 11-12, 1967;
13. İbrahim Tatarlı, "Ölümünün 10. Yıldönümünde Suat Derviş Üzerine Bir İnceleme".

14. İsmet Kür'ün Yarısı Roman'ı; Tarih ve Toplum dergisi Mayıs 1986 sayısında, Rasih Nuri İleri'nin ve Suat Derviş'in yazıları...

15. Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı. İstanbul: Kardeşler Basımevi, 1983. 607-12.

16. Rasih Nuri İleri, "Suat Derviş-Saadet Baraner". Tarih ve Toplum 29 (Mayıs 1986):17-18.

17. Saliha Paker, ve Zehra Toska. "Yazan, Yazılan, Silinen ve Yeniden Yazılan Özne: Suat Derviş'in Kimlikleri". Toplumsal Tarih 39 (Mart 1997): 11-22

18. Sennur Sezer, Cumhuriyet Kitap, 13.07.2000/Radikal, 23.04.2004;

19. Suat Derviş, "Kara Kitap" İstanbul: Oğlak Yayıncılık, 1998.

20. Suat Derviş, "Ankara Mahpusu", İstanbul: May Yayınevi, 1968 baskısının sonunda yazarın yabancı dillere çevrilen romanları ile ilgili olarak "Dış Basında Suat Derviş" başlıklı bölümde Janine Bouissouneuse, Andre Wurınser, A. Andrien, M.Sment vb. yazıları ile yazarın yabancı dillere çevrilen kimi kitaplarının kapak fotoğrafları yer alıyor.);

21. Suphi Nuri İleri, Yeni Edebiyat- Sosyalist Gerçekçilik, 1998.;

22. Zehra Toska, "Suat Derviş Üstüne". Suat Derviş, Kara Kitap. 11-18.

23. Zihni T. Anadol , "Truva Atında İlk Akşam" adlı kitabı;

24. Zihni T. Anadol, "Suat Derviş İle Konuşmalar", Yazın 59 (Mart 1994): 16-17.

25. Zihni T. Anadol, May dergisi, Aralık 1968;

"GURBET YAVRUM"DAN "KANAL BOYU"NA AYSEL ÖZAKIN / iNCELEME

17/9/2008 · Kategori: Inceleme

"GURBET YAVRUM"DAN "KANAL BOYU"NA AYSEL ÖZAKIN / iNCELEME

Ali ŞAHİN
______________________________________________

aysel_ozakin.jpg

(O şimdi nerde, ne yapıyor acaba... Şunu biliyoruz ki 12 eylüllerin yurdundan olmasa da yerinden ettiklerinden yalnızca biri... Öykü-roman yazıyor mu? 13 yıla 4 roman, 2 öykü kitabı sığdıran yazar; ununu eleyip eleğini asmış olamaz diye düşünüyorum. Bu roman furyasında yurdunda yapıtları da bulunmuyor, bulunan tek romanının 2004 Martındaki baskısı da tükenmedi sanırım.)

YAŞAMI:

Urfa'da doğdu (1942). Öykü ve roman yazarı. İlk ve ortaöğrenimini İzmir'de, yükseköğrenimini Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünde tamamladı(1963). Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. "Gerçeküstücü Akımda Aşk ve Mizah" konulu bir tez hazırladı. Bir süre Fransa'da çalışmalarını ve öğrenimini sürdürdü. Daha sonra İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nde Öğretim görevlisi olarak çalıştı. Öğretmenlikten iki kez ayrılmak zorunda bırakıldı.Bu dönemlerde yazın çalışmalarını artırdı. Açığa alınarak Çanakkale'ye atanınca istifa etti (1976-1977). Bir süre yazarlığı ve çeviriyi uğraş edindi. İstanbul Devlet Konservatuarına Fransızca öğretmeni olarak atandı(1979). Çağrılı olarak gittiği(1980) Almanya'dan dönmeyince görevine son verildi.Yaşamını Almanya'da sürdürerek geçimini ve kaleminin özgür ürünlerini aradı.

Yeni Adımlar dergisinin düzenlediği Sabahattin Ali Öykü Yarışmasında(1974)"Küçük Şehrin Soğuk Geceleri"(KŞSG) adlı öyküsü "En Başarılı Öykü" seçilince ilgiyi çekti. (Yarışmaya "KŞSG" ve "Kazaya Uğrayan Mutluluk" adlı iki öyküsüyle katılmıştı. Bu öyküleri Sessiz Bir Dayanışma'ya koydu sonradan). Daha sonra Militan, Yarına Doğru dergilerinde ve Politika gazetesi Sanat Sayfasında (1976) yazdı. Kısa nitelemelerle somut çağrışımlar yaratarak gerçeklik duygusu veren yalın çağdaş tekniklere uygun ve özenli bir anlatımla kişilerini canlandıran öykü ve romanlarıyla ustalığını gösterdi. İnsanı toplumsal konumu ve bir ilişkiler bütünü içinde yansıttı, belli bir bakış açısıyla toplumun gelişim sürecinde bireyin durumunu, yöneliş ve arayışlarını anlatmayı amaçladı. 1978'de yayınladığı Alnımda Mavi Kuşlar ile 1979 Madaralı Roman Ödülü'nü kazandı. (ilgili yazılar için bk. Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı 1980)

İlk öyküleri küçük kent insanlarının özellikle yoksul çevrelerde baskı altında yaşayan genç kız ve kadınların yaşamına tanıklık ediyordu (SBD, 1976);İlk romanıyla (GY) yumuşak bir kabul gören AÖ, Sait Faik Hikaye Armağanı'na aday olabilmek için kitabını 1976'nın son aylarına yetiştirmişti. -Yönetmeliğe göre ocak sonuna kadar vardır başvurma hakkı.- E Yayınları arasında çıkan SBD, yer yer çok ayrıntılı gözlemlerin, görülüp gösterilmesi gereken inceliklerin değerini getirirken, yazarın kurtulamadığı yanlış önyargılarla, zamanın modası olan toplumcu tavırların kesinliğini de taşıyordu birlikte. Örneğin "Kazaya Uğrayan Mutluluk" hikayesinde, bir köylü çocuğunu çiğneyen otomobil çifti, konforlu bir otobüsün yolcularınca kurtarıldığı için dışarıdakilerle içerdekileri kesin bir çıkar çatışması içinde gösterirken bütün abartıların yanlışlığına düşüyordu. Mehmet H. DOĞAN'ın uyarıcı ve doğru eleştirisi Milliyet Sanat Dergisi'nin 04.02.1977-217. sayısında çıktı. "Bu gibi ön yanlışlar bir yazara pek çok şeyler kaybettirebilir. Özgür olmalı yazar, kalıplaşmış düşüncelerin tutsağı değil."(Zikreden: Rauf MUTLUAY, Varlık Yıllığı 1978, s. 42- 43); zamanla büyük kentlerdeki toplumsal sorunları, sanatçıların, siyasal eyleme katılanların çevrelerini (AMK,1978); Kadın özgürlüğünü (GKVÖ, 1981); Almanya'da yabancı çevrelerdeki Türk işçilerin sorunlarını (KB, 1982 // ...Bekir YILDIZ'ın "Mahşerin İnsanları" kitabında yurt dışına çalışmaya giden insanlarımızı kuşatan kimi gerçekler ve yabancı bir dünyanın bizim insanlarımız üzerindeki yansımaları... Aysel ÖZAKIN'ın "Kanal Boyu" adlı kitabında gözlem- röportaj niteliği ağır basacak biçimde işleniyor. Mehmet YILDIZ "Konsolos Kapısına Bırakılan Ölü", Fethi SAVAŞÇI, "Fırın Patlayınca) kitaplarıyla Almanya'daki; Gürhan UÇKAN "Gabriyel" kitabıyla İsveç'teki işçilerimizin yaşamını konu edinmekteler. (Konur ERTOP, 1982'de Roman ve Öykü, NVEY 1983, s. 207-208); Özyaşamöyküsünden edebiyat dünyamıza göçmen işçilere ilişkin gözlemlerinden yararlanarak, kadının cinsel özgürlüğünü (Mavi Maske,1988) konu edindi, Urfa-Mardin-İstanbul-Kanada ekseninde bir ailenin savruluşunu dile getiren (Gurbet Yavrum, Aysel Özakın, E Yayınları (1975)- "iyi bir hikaye imzasıydı Aysel Özakın; şimdi küçük bir romanın sahibi: Gurbet Yavrum , E Yayınları. Temmuz 1975, 170 s. Bir çırpıda denir ya, öyle işte, başlamamızla bitirmemiz bir oluyor kitapçığı, dizgi harfleri irice de ondan mı? Hayır. Anlatım tutumundan, gereksizi ayıklamayı bilen, belli bir sorunu gözden kaçırmamayı isteyen yönteminden ötürü. Yurt dışındaki bir emekçiyle (Kanada) buradan ona giden kızının karşılaşmalarıyla babanın kişilik ve yaşam oluşumu. Kanada yok romanda doğallıkla; ama babaya duyulan içten saygıyla onun iyi niyetli ama yanılgılar dolu yaşamı var. İyi bir başlangıç. Yazar Cumhuriyet'in 11 ekim 1975 tarihli Sanat sayfasında eseriyle neleri belirlemek istediğini açıkladı: Yurt kalkınmasında duygusal iyi niyetlerle sonuç alınabileceğini sanan bir kuşağın doğru bir eleştirisi. Yalın ve etkili bir roman. (RM, Varlık Yıllığı 1976, 1975'te Roman ve Hikayemiz, s. 43 )

ALNINDA MAVİ KUŞLAR (AMK): "Küçük burjuva devrimcileri ve küçük burjuva aydın ve sanatçı çevrelerini anlatan bir roman." / "Kanlı 1 Mayıs" şenliğini izleyen bir günlük zaman diliminde "Hayatın değerini" arayan bir genç kadının geçmişi, çevresi ve kendisiyle hesaplaşması. AMK, kadını ikinci sınıf insan sayan toplumsal değerlerin egemen olduğu dar çevreden, ailesinin baskısından kurtularak kendi yaşamını özgürce kurmak için İstanbul'a gelen Armağan'ın "özlediği değer"i yaratma çabası bir seçme yapmasını da gerektiriyor temelde. Armağan'ı belirleyen, kişiliğini oluşturan koşulları, onu bu yol ayrımına getiren geçmişindeki ayrıntıları geçmiş- şimdi iç içeliğiyle aktarıyor Özakın. Arayışını belirgin kılmak için de karşıtlıklardan yararlanıyor. Sevdiği adam olan Sinan'ın sanatçı çevresiyle rahat ve "rafine" yaşama biçimi, kardeşi Tahir'in, eylemi seçen ve işçi sınıfıyla özdeşleşen Tahir yaşama biçimi birbirinin karşıtı. Sinan'n entelektüel dünyasını, küçük burjuva alışkanlıklarını eleştirse de yazar olarak kesin bir tavır almıyor. Sinan'la Tahir'in bir bileşimi belki de varmak istediği. Ama bunu okura bırakıyor. "Yapısal eksikliklerine karşın yine de okunması gereken romanlardan." (Atilla ÖZKIRIMLI, NVEY 1979, s. 71) / "...taşralı bir aileyi bu ailenin - evinden, yakınlarından uzaklaşıp özgürlük arayan kızı" ve bu kızın gözünden İstanbul'un aydın ve sanatçı çevrelerini (Sinan ), devrimcileri (Kardeşi Tahir ve onun karısı Sevim arcılığıyla) anlatıyor. Armağan, yaşadığı taşra şehrinin alışılmış sokaklarının, evdekilerin (ki bunu da büyük ölçüde 12 saatliğine İstanbul'a gelen ağabeyi Ömer kanalıyla belirtir.) onu her an gözetleyen bakışlarının altı yıl onu gri duvarlarının arasında tutan şehir kütüphanesinin ve onun raflarındaki siyah ciltli kalın kitapların yükünü" sessizliğini, memuriyetini, düzgün ve kapalı yaşayışını bırakarak tehlikelerin , zorlukların karanlığından geçerek kendine ışıklı bir yol bulmak isteyen, edebiyatı seven, şiirler yazan genç kızı Armağan, İstanbul'a gelip bir matbaada düzelticilik bulup çalışmaya başlar, arkadaş olduğu Sinan'la- ki Fransa'da 2 yıl bir sinema okulunun derslerini izlemiş, yurda dönünce elindeki senaryolarla dolaşmış, olanak bulamamış, bir zengin kızıyla evlenip katlanamayıp ayrılmış, reklam filmleri çekerek geçimini sağlamaktadır. - İstanbul'daki sanatçı, aydın kesimin yaşama biçimlerini ve davranışlarını (s.75), sanatçı lokallerini, tavernaları... tanır.) Sonunda da Sinan'a döner...
"Büyük kente gelen ve yazın/sanat kişileri ile halk arasındaki ilişkiler inceleniyor Büyük kente gelen ve yazın/sanat çevresi içersine giren feodal bir köylü ailenin kızı" mutsuz; sendikada çalışan kardeşi ve fabrikada çalışan eşi, çok sayıda insanın mutluluğu için çalıştıkları için -mutlu. Ya sanat/ yazın yaşamını yeğlemek ve mutsuz olmak ya da mutlu insanların etkinlikleri içersine katılmak ve sanat/yazını dışlamak. Roman kişisinin, bu iki şeyi yaşamında örtüştürememiş olması yazarın, sanat/yazın ile halkın çıkarları arasındaki karşıtlığı irdelemesine yol açıyor. Çok gelişkin olmamakla birlikte, savı ve savını açıklaması, bende olumlu düşünceler uyandırdı." diye özetliyor M. İlhan ERDOST 1982 de bir yarışmaya katılan yazıyı. (NVEY 1983, s. 357)
"...KENDİNE RAĞMEN GERÇEKÇİ, çünkü, farkında olmadan övmek istediği kişileri yeriyor, yermek istediği kişileri övüyor" (Fethi Naci, Türkiye'de Roman ve Toplumsal Gelişme (TRVTG), 1981, s. 393- 397); organik bir roman bütünlüğü olmadığı; bir takım dil ve bilgi yanlışları bulunmasına rağmen AMK, Küçük burjuva aydınlar ve devrimciler hakkında zaman zaman ilginç gözlemlere rastlandığı; Tahir ve Sevim'le küçük burjuva tipini çok iyi çizmiş, Sinan da aydın ve sanatçı çevrelerini anlatmada bir araç;

YAPITLARI:
______________________________________________________
Roman: Gurbet Yavrum (1975), Alnında Mavi Kuşlar (1978 / Madaralı Roman Ödülü 1979) , Genç Kız ve Ölüm (1980), Mavi Maske (1988), Güzellik Acısı (2005).


Öykü: Sessiz Bir Dayanışma (1976), Kanal Boyu (1982,)Hamburg Akşamları (1986).