04 04 2011

Nejat İşler 'Kaybeden'liği

Nejat İşler 'Kaybeden'liği FATİH ÖZGÜVEN

03/04/2011

Nejat İşler, filmler dışında da hep efendilikle asilik arasında gidip geliyor, piyasadaki 'kaybeden-tutunamayan' romantizmini işleyip duruyor gibi


 

allowtransparency="" frameborder="0" scrolling="no" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=tr_TR&href=http%3A%2F/www.radikal.com.tr/Radikal.aspx%3faType%3DRadikalYazar%26ArticleID=1044932%26Yazar=FAT?H%26Date=04.04.2011%26CategoryID=41&layout=standard&show_faces=true&width=450&action=like&colorscheme=light&height=80" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; width: 450px; height: 80px; overflow: hidden; border-top: medium none; border-right: medium none">>

Nejat İşler’i sokak kitapçılığı günlerinden tanır ve severim. Kitaptan anlar ve iyi de kitap bulurdu. Nuray Mert’in ondan bir Yassıada mahkemeleri oturma planı satın almışlığı bile vardır. Birkaç arkadaş, onun Işık Lisesi önündeki tezgahına mutlaka bakar, bazen oturur çayını içerdik. Aslında tiyatro oyuncusu olduğunu biliyorduk. Daha diziler başını alıp gitmemişti, ama o zaten televizyonda yapılan çoğu şeyi küçümser, küçümsemediği birkaç proje de fos çıkma eğilimi gösterirdi. Boynunda atkısı, üzerinde montuyla havalı ama öyle çok da havalı değildi. Ciddiydi, fazla ciddi, efendi hatta. Aramızda ‘bu çocuk bir şey olmayacak galiba, yaşı geçiyor,’ diye konuşurduk. Kaybedenler Edebiyatına fazla inanmam. Kaybedenler Edebiyatı çoğu zaman enteresan pozisyonlara doğru ‘yırtmış’ların uydurduğu bir efsanedir. Gerçek kaybedenleri ortalarda göremezsiniz muhtemelen. Fakat Nejat otantik bir kayıp vaka olma yolundaydı. Derken birden hak ettiği gibi meşhur oldu, hepimiz sevindik. Gelgelelim, Nejat o zamanlar kendisinin de inanmadığı, en azından umursamadığı ‘kaybeden-tutunamayan’ pozisyonuna tam da öyle olma ihtimalini geride bıraktığı sırada inanmaya başladı.
Televizyondaki romantik jönlerden sonra ilk önemli filmi ‘Mustafa Hakkında Herşey’ onun halk çocuğu rollerine uygunluğunu ama bunlara abone olma tehlikesini akla getirir. Fikret Kuşkan’la o filmdeki ilişkisi masum görünmeyebilir. Ama film boyunca Nejat’ın yüzündeki ‘homoerotizm mi, o da nerden çıktı’ ifadesi bu ihtimale şiddetle turp suyu sıkar. Filmde daha çok burjuva kızı Başak Köklükaya’ya sevişme sonrası ‘n’olur konuş benimle’ gibi bir şey söyleyişi ilginçtir; ihmal edilmiş, yanlış anlaşılmış halk çocuğu… 

Sınıfsal bir şey
Gerçekten parladığı filmlerin ikisinde, birbirinden çok farklı ‘Barda’ ve ‘Yumurta’da da bu tipin iki ayrı yüzü belirir. ‘Barda’da kafaya alındığını sandığında saldırganlaşan varoş genci, ‘Yumurta’da büyük hayallerin adamı olan ama anacığının şefkatine ya da becerikli bir kızın ilgisine teslim olmaya hazır taşralı delikanlı. ‘Yumurta’daki en dokunaklı sahnesi eski sevgilisiyle konuştuğu sahnedir. Çoraplı ayakları, uysal eviçi hali bu sahnede Şair’in en önemli yenilgisinden bahsederler; Aşk’ı başaramamak… İstanbul’da dükkana gelen boyalı şehir güzeline posta koymak marifet değil, kolaysa ilk sevgiliyi unut…
Bu filmler dışında Nejat İşler’in sinemadaki kariyer resmi biraz parçalı oldu. Arkadaş ricası gibi duran birtakım irili ufaklı roller, gene diziler vb. ‘Yumurta’dan sonraki en önemli rolü ‘11’e 10 Kala’daki genç kapıcı rolüdür. Gelgelelim karakterlerinden ve sınıfsal denklemlerinden pek emin olmayan bu filmde Nejat İşler pijama ve terliğe rağmen, düşünceli düşünceli kapıcı rolü oynayan bir entelektüel gibi durur. (Ayrıca Nejat’ın Nejat olduğunu bilenler dehşet bir koleksiyoncu olan ama İstanbul Ansiklopedisi’nin 11. Cildini bir türlü bulamayan İstanbul beyefendisine şöyle demesini beklerler film boyu: “Orası kolay Mithat Bey, o cilt zaten tamam değil, fotokopisini çekip koyarız olmadı…”) 

Meşhur alaycı gülümsemesi
Nejat İşler, filmler dışında ondan yansıyan resimde de hep efendilikle asilik arasında gidip geliyor, piyasadaki ‘kaybeden-tutunamayan’ romantizmini işleyip duruyor gibi. İbrenin gelip ‘Kaybedenler Kulübü’nde durması tesadüf değil. Kadıköy bilmem, ‘Kaybedenler Kulübü’ programı ergen yaşlarıma denk gelmez, o bakımdan film için bir şey söylerken duraksıyorum. Fakat maksat kaybedenlikse, mavi gözlerindeki dalgın bakışı her şeyi bilen annesi Serra Yılmaz’dan almadığı apaçık olan Yiğit Özşener, kusursuz bir Oblomov olan Rıza Kocaoğlu daha gerçek görünüyorlar bana. Nejat İşler ise bir tek o meşhur alaycı gülümsemeye indirgenmiş.
İnandırıcı değil, çünkü asi tarafı kızlara filmdeki gibi ‘pardon sizinle yatmış mıydık?’ diye sormaz doğrudan yatar muhtemelen, efendi tarafıysa böyle bir soruyu sormaktan hicab eder. Rollerden yansıyan böyle bir bölünmüşlük…Belki daha da önemlisi; Nejat İşler’in kitaptan anlayan tarafı da, otantik Türk ‘kaybeden-tutunamayan’ edebiyatının çeviri Bukowski ile değil Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan’la ya da Sait Faik ve Orhan Veli bohemiyle başladığını bilir. Onu tam da bu bilgisini konuşturduğu rollerde görmek istiyor insan... Teoman’ın at koşturmak isteyeceği ama asla koşturamayacağı alanlarda…

 

Ne zaman kaybetmiştik?

27/03/2011 2:00

Eli yüzü düzgün bir film 'Kaybedenler Kulübü'. 90'lı yılların nihilizmiyle şekillenmesi ise işin başka bir boyutu

Ne zaman kaybetmiştik?

Nejat İşler ve Yiğit Özşener, tüm zamanların kaybedenleri gibi. ŞENAY AYDEMİRArşivi

SİNEMA
Kaybedenler Kulübü
Yönetmen: Tolga Örnek
Oyuncular: N. İşler, Y. Özşener


‘Kaybedenler Kulübü’nü iyi bir film yapan birçok neden var. Üstelik bu nedenler filmin herkes tarafından kabul gören tarafları değil yalnızca. Filmle ilgili kaleme alınan yazılarda eleştirilen, eksik bulunan yönler de bence ‘Kaybedenler Kulübü’nün yapısını tamamlayan, hatta geliştiren unsurlar.
Film hakkında fikri olmayanlar için kısaca söylersek: ‘Kaybedenler Kulübü’, 90’lı yılların sonlarına doğru aynı adla yayımlanan bir radyo programı ve bu programı yapan, dinleyen çevre üzerine; etkili, temposu düşmeyen ve derdini eli yüzü düzgün anlatan bir film.
Öte yandan film, açtığı hikâyeleri sonlandırmamak, dönemin politik atmosferini göz ardı etmek, zaman algısına sahip olmamak gibi eksiklikler bulunduğu yönünde eleştiriler de aldı. Oysa bütün bunlar filmin ana karakterleri Kaan ve Mete etrafında kurulan dünyanın ‘hayattaki duruşu’nun en temel özelliği. Bu bakımdan filmin ruhu, karakterlerinin ruh haliyle fazlasıyla uyumlu görünüyor. 

Kopukluk değil devamlılık
Çünkü filmin karakterleri hiçbir hikâyeyi sonuna kadar götürmediği gibi bir hikâyenin parçası olmaktan özenle uzak duruyor zaten. Hemen yanı başlarındaki insanların sıkıntılarına ilgisiz bir film karakterinden ‘memleket meseleleri’ne dair bir ‘fikir’ beklemek de gereksiz. Film de, karakterlerinin özellikleri nedeniyle böyle bir dünyanın içine girme fırsatını bulamıyor. Yalnızca bir yerde küçük bir 12 Eylül göndermesiyle yetinerek, kendisinden öncesi zamanı kısaca özetliyor.
Kaan’la Mete’nin, dinleyicilerle hangi ‘an’da ilişki kurdukları ve hangi ‘an’da bu ilişkinin koptuğu da önemli değil. Çünkü Tolga Örnek , ‘Kaybedenler Kulübü’ ruh halini ‘tüm zamanlar’ için ya da en azından hikâyenin başladığı 90’ların sonundan sonrası için geçerli kılıyor. Filmde bugüne ait eşyalara yer verilmiyor ama açık mekânların, arabaların, kıyafetlerin, saç kesimlerinin bugüne ait olması bir eksiklikten çok ‘devamlılığa’ işaret ediyor bence.
‘Kaybedenler Kulübü’, yaşandığı dönemin nihilizme bulaşmış anarşizminin toplumun bir kesiminde yarattığı ‘aidiyet’ duygusunu göstermesi bakımından önemli. Çünkü bu ‘aidiyet’ şimdilerde sistem tarafından içselleştirilmiş, ehlileştirilmiş bir ruh hali olarak sokaklarda cirit atıyor. O zamanı ‘farklı’ olan, şimdi ‘sıradan...’

Sinema kategorisindeki tüm haberler »
 

90
0
0
Yorum Yaz