29 03 2011

O Kitap...

  'İmamın Ordusu'nda neler var?

 29 Mart 2011, 10:26

Ertuğrul Mavioğlu, Ahmet Şık'ın kopyasını kendisine gönderdiği kitabın içeriğini yazdı.

 

Ertuğrul Mavioğlu/Radikal

‘İmamın Ordusu’ adlı kitabın içinde ne var? Ahmet Şık’ın 3 Mart günü sabahı evine polis baskını yapıldığı andan beridir bu konuşuluyor. Ahmet Şık, kitap hazırlık çalışmaları sürerken evine baskın yapılmış, tutuklanmış, operasyonun ‘Kitapla ilgisi yok’ açıklaması da bizzat savcılık tarafından yapılmıştı.

Sonrasında ‘İmamın Ordusu’nu basmayı planladığı iddiasıyla İthaki Yayınevi’ne, Ahmet’in avukatı Fikret İlkiz’e, eşi Yonca’ya ve Radikal gazetesine geldiler. Buldukları her yerde ‘İmamın Ordusu’ kitap taslağına el koyup sildiler. Kitap yok edilmeye çalışıldığına göre okurun bunun içindekileri öğrenme hakkı tartışılamaz.

Silinemeyen

Bilgisayarımdan silinen kitap taslağı ile ilgili zihnimdekileri tarttım. Okuduğunu bildiğim başka kaynaklarla konuştum. Bu bilgilerden yola çıkarak, İmamın Ordusu kitabına ilişkin herkesin hiç değilse bir fikir sahibi olabileceği bu yazıyı yazmaya karar verdim.Telif hakkıyla korunan basılmamış bu kitaptaki her şeyi ortalığa dökmek değil amacım. Kitap nasılsa bir gün basılacak ve herkes ayrıntıları okuyacak. Yazdıklarım, belki sanal ortamda “Ahmet Şık’ın kitabı bende de var” diyen yaklaşık 70 bin kişiye orjinal gelmeyebilir. Cümlelerim bilmeyenlere.

İşte o kitap

Kitabın giriş bölümünde tüm laiklik söylemlerine karşın devlet ile İslam arasındaki ‘ihtiyaç’ ilişkisi anlatılıyor. Ve şimdi laik kanadın ‘İslami tehlike’ dediği akımların, 12 Eylül döneminde cuntacılar tarafından palazlandırıldığı gerçeğine yapılan sıkı bir vurgu. Kitapta yapılan tespite göre, sol ve sosyalist akımların tasfiyesi karşılığında İslami hareketin palazlandırılması, ABD’nin ‘yeşil kuşak’ projesiyle doğrudan bağlantılı.

Kitapta sadece 12 Eylül döneminde değil, farklı dönemeçlerde de Fethullah Gülen cemaatinin uyumuna dikkat çekiliyor. İlk siyasi tedrisini ‘Komünizmle Mücadele Derneği’nde görmüş bir kişi açısından anormal bir durum da değil bu. Yeni Asya gazetesinden Mehmet Kutlular’ın uzun bir röportajından yer yer alıntılara da bu nedenle yer verilen kitapta, 12 Mart Muhtırası sonrasında devletin Gülen cemaatini desteklediği, aynı cemaatin 28 Şubat sonrasında ise Refah Partisi’ne karşı alternatif yapılmaya çalışıldığı anlatılıyor. Fethullah Gülen’in bu konudaki bir röportajından aktarılan pasajlarda, 12 Mart’tan sonra tutuklanmış ve yedi ay hapis yatmış olmasına rağmen Gülen’in devlete bağlılığında herhangi bir eksilme olmadığı vurgulanıyor.

Kitapta Fethullah Gülen’in hayatına ilişkin de uzun anlatımlar yer alıyor. Erzurumlu bir vaizken giderek küçük bir devletçik haline dönüşen bir cemaatle ilgili Ahmet Şık’tan çok önce yazılmış pek çok yazı ve kitapta da var bu bilgiler. Bu bilgiler arasında ilginç notlar da var elbet. Başta Yeni Asya çevresindeyken daha sonra ayrılıp Necmettin Erbakan’a yanaşan Gülen’in daha sonra onunla da bir savaşa girişmesi, MHP ile çatışmalar yaşaması vb. gibi olgular, cemaatin nasıl ince ince örgütlendiğine dair ayrıntılar.

Kitapta cemaatin temellerinin 1966 yılında atılması anlamına gelen Akyazılı Vakfı’nın kurucuları arasında olan Nurettin Veren’in bazı itiraflarına da yer veriliyor. Bu itiraflar arasında telefon dinleme kayıtlarının bizzat cemaat tarafından tutulduğuna ilişkin bazı iddialar var. Kitap, bu itirafların yalanlandığı bilgisini aktardıktan sonra, Işık Evleri örgütlenmesi, Gülen okulları ve Sızıntı dergisinin cemaat tarafından nasıl kullanıldığına dair bazı tespitlere yer veriyor. Kitapta, medyanın Gülen cemaati için önemi, Zaman gazetesi, Samanyolu TV gibi yayın organlarına yapılan vurgular da var.

Kitapta Susurluk döneminde Gülen’in aldığı tutum, ayrı bir başlık halinde. Aktarılan bir röportaja göre Fethullah Gülen, Susurluk’un daha derinlere gitmesinin, milli birlik ve beraberliğe zarar vereceği inancında.

Zurnanın zırt dediği yer

AKP iktidarı döneminde Gülen cemaatinin bakanlıklar ve bürokrasi içinde nasıl hızla örgütlendiği anlatılıyor. Ve tabii yıllardır içten içe kaynadığı bilinen Emniyet teşkilatı içinde de. “Emniyet cemaatin silahlı birimi mi?” sorusu ortaya atılıyor ve yanıtı aranıyor. Polis okulları, İstihbarat, Organize Suçlar, Personel gibi birimlerde kitabın iddiasına göre Gülen cemaati tavan yapmış. Kitabın adının ‘İmamın Ordusu’ olmasının asıl nedeni de burada.

Kitaba göre, Gülen cemaati Emniyet içindeki örgütlenmesine Personel Dairesi’nden başladı. Ardından İstihbarat Dairesi. Çünkü İstihbarat Dairesi, teknik takip, izleme ve dinleme faaliyetleri konusunda son derece stratejik bir konumdaydı. Bunun için de yetişmiş insan gücüne ihtiyaç olduğu kesin. Kitabın buna dair de bir iddiası var: Işık Evleri’nde yetiştirilen gençler sistematik bir biçimde, polis kolejleri ve polis akademisine alındı. Bu gençlerin polis yapılması ve sonra terfi etmelerinde çeşitli oyunlar da söz konusu, kitaba göre. Sınav sorularının çalınması, hileli kuralar stratejik noktaları ele geçirmek için.

Kitapta çeşitli dönemlerde kaleme alınmış raporlar da var. Örneğin, 1991’de, başmüfettişlerin hazırladığı ‘hileli kura’ raporu, polis akademisindeki Gülen cemaatinin örgütlenmesiyle ilgili. Sonraki yıllarda yazılmış benzer nitelikteki raporların ardından açılan soruşturmaların ciddi bir yaptırıma yol açmadığını da okuyoruz. Ufak cezalar ise silinivermiş.

Kitapta cemaatçi polislere yer açmak için başka polislere yönelik ayak kaydırma operasyonları yapıldığı da yazılı. Kimliği belirsiz ihbarlar, kimi polislere kurulan tuzaklar anlatılıyor kitapta. Bazı polislere itibarsızlaştırma, rütbe düşürme yöntemleri kullanılarak bir yandan tasfiyeler yaşanırken, bir yandan da cemaatle ilişkili olduğu iddia edilen polisler kıdemlerine bile bakılmaksızın hızla terfi ediyorlar. Kitapta tüm bunlar isimler verilerek yazılıyor. Bu örnekler arasında Hanefi Avcı, Sabri Uzun, İsmail Çalışkan, Celalettin Cerrah ve Emin Aslan’a komplo düzenlendiği iddialarıyla ilgili oldukça geniş ayrıntılar da kitapta yer alıyor.

Ahmet Şık’ı kimler soruşturuyor?

Kitapta nasıra basmış olması ihtimali bulunan bir ayrıntı, kritik görevlerdeki kimi isimlerin Hrant Dink cinayetindeki rollerinden ötürü doğrudan suçlamaların odağında olmaları. ‘İmamın Ordusu’nda konu edilenlerin bir bölümü, aynı zamanda Ergenekon soruşturmalarını yürüten isimler. Bugün Ahmet Şık’a yöneltilen ‘Ergenekon örgütüne yardım’ suçlamasının kaynağı da büyük olasılıkla burada gizli. Ahmet Şık kitabında kime kimlerin, ne zaman ve nerede nasıl tuzaklar kurduğunu ve bundan nasıl lehine sonuçlar çıkardığını anlatmış ayrıntılı olarak.

********************************************************************************************* O Kitap...

29.03.2011

 


Herkes “O kitap”ı konuşuyor...

Kimi meraktan, kimi korkudan, kimi kendi siyasi çizgisine hizmet edeceğini umduğundan, kimi demokrasiyi, kimi Ergenekon zihniyetini savunmak için, kimi Ergenekon davasının sulandırılmasını, karartılmasını önleme kaygısından, kimi nedense kapıldığı  “Ergenekon yokmuş işte” yargısını güçlendirmek için...

Ama herkes “O kitap”ı konuşuyor.

Ama kapı gibi mahkeme kararı var. O karar değişmedikçe “İmamın Ordusu” kitabı basılamaz; kitapçı raflarında yerini alamaz; hatta matbaadan sağ çıkamaz...

Böyle oldukça da “O kitap’ta ne var; ne anlatıyor, niye bu kadar büyük gürültü koptu, bu tozdumanın ardında yatan ne” sorusuna cevap bulunamaz. Her bilinmeyen’de olduğu gibi söylentiler birbirini kovalar; kitabın sahteleri elektronik pazarda kol gezmeye başlar; hatta kimi uyanık düzenbazlar bu sahte kopyalarla para kazanmak için kolları sıvar...


*    *    *


Sizleri düş kırıklığına uğratmak istemem ama İmamın Ordusu kitabı öyle ortalığı allak bullak edecek, bilenmeyen müthiş sırları günışığına çıkaracak bir kitap değil.

Sadece titiz, dürüst bir gazetecilik çalışması. Dedektiflikle değil, sabırla, inatla, geceler ve geceler boyu uykusuz kalmacasına, resmi raporlar, demeçler, tutanaklar,  yazılar, karşı yazılar, savunmalar, iddialardan oluşan dev boyutlu bir belge yığını ve saatler tutan görüşmelerde elde edilebilmiş tanıklıklar’ın bant çözümleri ya da yazılı cevapları içinde iğneyle kuyu kazmacasına çalışıp yazılan bir kitap. 


*    *    *


Kitap Diyanet İşleri Başkanlığı’nın memuru olan bir vaizin dününden başlayıp bugününe kadar uzanan aşamaları resmi belgelere, tutanaklara, biyografik ve otobiyografik notlara, yazılara dayanarak sergiliyor.

Evet vaiz Fetullah Gülen; konunun ana ekseni de Cemaat diye anılan mali ve siyasi yanı çok güçlü örgütlenme. Buradaki siyasi terimine itiraz edenler çıkabilir. İsterseniz siyasette etkili bir örgütlenme diyelim. 

Örgütlenmenin bir kitlesel boyutu var. Işık Evleri, Gülen okulları kanalıyla sağlanmış. 

Bir de devlet içinde yaygınlaşma ve alışılagelmiş deyimle söylersek “kadrolaşma” boyutu var. 

Kitap, başlangıç bölümlerinde Gülen hareketinin “hiç”ten başlayıp bugün ulaştığı inanılmaz gücü sergilerken devletle iyi geçinme, her zaman ve koşulda devlete sahip çıkma yönünü tartışmaz belgelerle ortaya koyuyor. 12 Mart’ta (Evet, Fetullah Gülen’in yedi ay kadar tutuklu kaldığı 12 Mart’ta), 12 Eylül’de ve... Ve inanması güç ama 28 Şubat sürecinde Gülen’in ve cemaatinin hep devletin yanında yer aldığını gösteriyor, kanıtlıyor. Yani 12 Mart’ın utangaç faşizminde, 12 Eylül’ün faşizminde, 28 Şubat’ın örtülü darbesinde hep devletin yanında... 

Ardından Gülen hareketinin devlet içindeki örgütlenmesinde en kilit alanına geçiliyor. Emniyet (polis, kolluk kuvveti) içindeki örgütlenmenin sergilenmesine...

Bu bölümlerde emniyet içinde yürütülen birbirinden farklı, kimileri birbiri ile çelişen “iç soruşturma” raporları, yani resmi raporlar ana kaynağı oluşturuyor. Ayrıca Emniyet içindeki Gülenci kadroların kendilerini etkisizleştirdiğine, yükselmelerinin önüne geçtiğine, polis örgütü içindeki iktidarlarını kırdığına inanan ve bu bağlamda Gülencilere hasım olan polis şefleriyle yapılmış söyleşiler ve söyleşiyi kabul etmeyenlere gönderilmiş yazılı sorulara verilen yazılı cevaplar da aynı önem ve ağırlıkta birer kaynak.

Buraya kadar yazılanların özeti çok yalın: Kitapta bilinmeyen, gizli saklı hiç bir şey yok. Ama bu bilinenleri derleyip toparlamak, sistematize etmek, ayıklamak, doğruluk denetiminden geçirmek için harcanan alkışlanası bir emek ürünü var.

Kitabı okuyanlarda iki yargı uyanacağını sanıyorum:

Bir:
Bu kitapta aktarılanların bir çoğunu duymuştum, okumuştum ama böyle derli toplu görememiş ve hele birbirleriyle ilintilerini kuramamıştım, denecektir.

İki:
Polis örgütü içinde ne kadar amansız, ne kadar acımasız bir iktidar savaşı sürdüğü ayan beyan olacaktır. “Polis dediğin devletin memurudur, savcıların ve İçişleri Bakanlığı’nın emrindeki görevlilerdir. Bunun iktidarı ne olur” diye soracak saf yurttaşlara bir gazete yazısı içinde söylenecek sözüm yok. Ama gizli dinleme, devlet adına (bazen da kendi adına) zor kullanma yetkisine sahip bir örgütlenmenin devlet içinde nasıl güçlü bir iktidar odağı olduğunu, olabildiğini bilen kulağı kesikler (yani en azından darbe dönemlerinde işkence tezgâhına yatırılmış ya da hapishanede volta atmışlar) bunu iyi anlayacaklardır.

Keza hasımlarını yenmek için temiz siyasetin demokratik araçları yerine, hasımların gizli kapaklı etkinliklerini, özel yaşamlarının sırlarını içeren kaset, dinleme kaydı, dosya, bilgi, itiraf gibi malzemenin kullanılmasının artık olağanlaştığı Türkiye’de, polis örgütünün elinde tuttuğu iktidar gücünü anlatmaya gerek var mı?

İşte Ahmet Şık’ın kitabı bu iktidar mücadelesine küçük ama güçlü bir ışık tutuyor; her yanını değil ama pek ilginç bazı yanlarını gün ışığına taşıyor. 

Bu kadar gürültü kopmasının ana sebebinin de bu olduğunu sanıyorum. Ergenekon davası ise kitabın önlenmesinin kılıfı oldu. Olan da bu yüzden Türkiye’nin Ergenekon’da ifadesini bulan karanlık güçlerle hesaplaşmasına oluyor. Haftalardır İmamın Ordusu kitabı konuşuluyor; darbeci zihniyet, darbeciler, darbe ortamı yaratmak için işlenen cinayetler, kurulan tuzaklar, yapılan planlar değil.

Yazık...


*    *    *


Kitap üstüne benden bu kadar.

Doyurucu
oldu mu bilemem. Bu yazdıklarımla yetinmeyip ille de “doymak” isteyenlerin yurttaşın bilgi edinme hakkını savunmaları, bunun için kolları sıvamaları, engelleri ve engelleyenleri aşacak demokratik ve yasal ve anayasal eylem yöntemleri geliştirmeleri ve “armut piş, ağzıma düş”  demeden ellerini taşın altına sokmaları gerek.

Yani İmamın Ordusu kitabı üstüne “daha, daha, daha”  diyenler bu dileklerini bana, benim gibilere değil, kendilerine yöneltsinler.

Boşuna mı denmiş: Yurttaşlık zor zenaat!.. 


http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?author=13&article=3445

13
0
0
Yorum Yaz