17 09 2008

"GURBET YAVRUM"DAN "KANAL BOYU"NA AYSEL ÖZAKIN / iNCELEME

"GURBET YAVRUM"DAN "KANAL BOYU"NA AYSEL ÖZAKIN / iNCELEMEAli ŞAHİN ______________________________________________(O şimdi nerde, ne yapıyor acaba... Şunu biliyoruz ki 12 eylüllerin yurdundan olmasa da yerinden ettiklerinden yalnızca biri... Öykü-roman yazıyor mu? 13 yıla 4 roman, 2 öykü kitabı sığdıran yazar; ununu eleyip eleğini asmış olamaz diye düşünüyorum. Bu roman furyasında yurdunda yapıtları da bulunmuyor, bulunan tek romanının 2004 Martındaki baskısı da tükenmedi sanırım.) YAŞAMI: Urfa'da doğdu (1942). Öykü ve roman yazarı. İlk ve ortaöğrenimini İzmir'de, yükseköğrenimini Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünde tamamladı(1963). Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. "Gerçeküstücü Akımda Aşk ve Mizah" konulu bir tez hazırladı. Bir süre Fransa'da çalışmalarını ve öğrenimini sürdürdü. Daha sonra İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nde Öğretim görevlisi olarak çalıştı. Öğretmenlikten iki kez ayrılmak zorunda bırakıldı.Bu dönemlerde yazın çalışmalarını artırdı. Açığa alınarak Çanakkale'ye atanınca istifa etti (1976-1977). Bir süre yazarlığı ve çeviriyi uğraş edindi. İstanbul Devlet Konservatuarına Fransızca öğretmeni olarak atandı(1979). Çağrılı olarak gittiği(1980) Almanya'dan dönmeyince görevine son verildi.Yaşamını Almanya'da sürdürerek geçimini ve kaleminin özgür ürünlerini aradı. Yeni Adımlar dergisinin düzenlediği Sabahattin Ali Öykü Yarışmasında(1974)"Küçük Şehrin Soğuk Geceleri"(KŞSG) adlı öyküsü "En Başarılı Öykü" seçilince ilgiyi çekti. (Yarışmaya "KŞSG" ve "Kazaya Uğrayan Mutluluk" adlı iki öyküsüyle kat... Devamı

17 09 2008

GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİ

GİDE GİDE CİDE 2005 / GEZİAli ŞAHİN______________________________________________ Şair Rıfat Ilgaz'ın: "Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mesçitin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları..." dediği kasabada, Cide'deyiz. "Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü" diye kendini tanıtan "mimli şair ve ünlü yazarımız" Koca Çınar Rıfat Ilgaz ölümünün 12. yılında, memleketi olan Kastamonu'nun Cide ilçesinde 8-9-10 Temmuz tarihlerinde düzenlenen ''10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali'' nde anıldı. "Cide, eski adı Agillius. Kraliçe Amastrist'in ölümünden sonra Kaytros, Sesamos ve Cramna şehirleri bilinmez bir nedenle 'yer ile yeksan 'ediliyor. Bu kentlerin köleleri kaçıp kurtuluyor. Şimdiki Cide düzlüğüne yerleşip Agillius'u kuruyorlar. ( MÖ 3. yy. ) Cide halkının çoğunluğu dışarda, ekmek parası peşinde. Cide, aynı zamanda Rıfat Ilgaz'ın da kasabası. Ölümünden önce gelip, doğduğu bu kasabaya yerleşti. Bir süre de burada yaşadı. Romanlar yazdı Cide ve Cideliler üzerine. Şimdi doğduğu ev yıkılmak üzere , umarız yıkılıp yokolmadan birileri sahip çıkar da unutturmazlar tarihlerini. Cide kocaman bir sahil şeridiyle başlıyor. Ilgaz ,Uzunkum koymuş adını. Cide 'sarıyazma'sını da ondan öğrendi Türkiye. Sarıyazma almak isterseniz limandan epey içerdeki şehir merkezinde bulabilirsiniz. Korunaklı bir limanı var. Karadeniz'de çok az yerde bulunan düzlük arazi üzerine kurulmuş şehir." (http://www.geziturkiye.com) "Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket... Ne iyi etmiş de anam beni bu ca... Devamı

17 09 2008

ABANA VE ÇATALZEYTİN'DE FESTİVAL 2005 / GEZİ

ABANA VE ÇATALZEYTİN'DE FESTİVAL 2005 / GEZİALİ ŞAHİN ______________________________________________22 Temmuz/ 03 Ağustos 2005 Sahillerde Şenlikler Birbirini Kovalıyor "Deniz havasıyla orman havası harman olmuş/ Nikah kıymış yeşille mavi, Çatalzeytin doğmuş" diyor Tahsin ŞENTÜRK bu küçük sahil ilçesi için. İster Sinop- Ayancık- Türkeli istikametinde, ister Kastamonu istikametinden girin ilçeye sizi gazinolar karşılıyor sağ yanında caddenin.... Taşköprü'den bir kez daha yola çıkıyoruz. Bu yıl leyleği havada gördük. Cide festivalinden sonra bu kez de Kastamonu'nun Karadeniz sahillerinin en doğusuna Çatalzeytin'e gideceğiz. 15-17 Temmuzda "33. Bozkurt Yakaören (İlişi) Kültür ve Deniz Şenlikleri'nde Lerzan MUTLU ile coşan Karadeniz sahilleri bu kez, 29'ncusu gerçekleştirilecek olan Çatalzeytin Ginolu Gümüş Balık Festivali'yle şenleniyor. 22 Temmuz Cuma günü saat 14.30'da Atatürk Anıtına çelenk koyma ile başlıyor. Bugün ilçede Pazar da kuruluyor, sabahtan çıkıyoruz yola... Kastamonu'ya girmeden İnebolu yoluna dönüyoruz, Gelin Dağı'nda yapıyoruz sabah kahvaltımızı. Çatalzeytin'e 10 kilometre kala yolun hemen sağında bir anıt ve onu çevreleyen yapı topluluğu ile karşılaşınca şaşırıyor, inip inceliyoruz. Güneş ışınları tersten vurduğu için fotoğraf almayı dönüşe bırakıyoruz. 5 gün sürecek festival 26 Temmuz Salı günü sona erecek. Festival çerçevesinde ilk gece havai fişek eşliğinde Abidin, Firdevs, Eser ve Tuğba Özerk konseri ile açılıyor festival, İkinci günü saat 10.00'da işadamlarıyla toplantıdan sonra Ginolu'da yüzme yarışmaları, Ginolu koylarına gezi, futbol turnuvaları ile devam eden festivale gece yine konser damgasını vuruyor saat 21.00'den itibaren ünlü pop star Gökhan &Ou... Devamı

17 09 2008

ŞİİR YAZMANIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE / DENEME

ŞİİR YAZMANIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE / DENEMEALİ ŞAHİN______________________________________________ "Heykel" demiş, Başkan Melih Ulus'taki "büst"üne. / Güvercinler yiyip- içip "konuyorlar" üstüne" 13- 18 Kasım 2005 arası Ankara'dayım..."ve Ankara'da ilk şiirimi de yazdım..." diyorum bir dosta... "Çok iyi ama bence şiire fazla dalma..." diyor. "Ulus'taki Atatürk Anıtı'nın orda, birilerinin deyişiyle "Heykel"in orda güvercin yemleme yeri yapmışlar, yem satıcıları ve atıcıları var, ben yeni gördüm ve de yadırgadım. ", "Yok hocam, ilk ve son belki de... Gördüğüm manzara karşısında esin geldi aslında; yalnızca "konmuyorlar" başka işler de yapıyorlar güvercinler..." diyorum."Şiir yazanı oyalıyor ve fazla da önemsenmiyor gibi gelir bana... çok gençken tutturursan ne ala... Melih Gökçek inadına Ali Şahin şair oldu derim sonra... diye takılıyor. 13 Kasım 2005 Pazar günü uzunca sayılabilecek bir otobüs yolculuğundan sonra Aşti'de inip Ankara'da okuyan kızım ve bir arkadaşı ile birlikte bir pastanede biraz nefes alıp bir-iki çaydan ve azıcık bir şeyler atıştırdıktan sonra kendimize geliyoruz...Onlar fazla kalmıyorlar dershaneye gitmek üzere ayrılıyorlar, eşimle ben bizi karşılayanları uğurlayıp biraz daha soluklanıyor ve Ankaray'a doğru yola çıkıyoruz az sonra.Taşralılığı belli ediyoruz, biraz ağır davranmadan mı, nedense 2 kişi 3 biletle ancak geçiyoruz, bariyerleri... Neyse bir önceki gelişimizde olduğu gibi Metro'ya Ulus yönünde aktarma işinde olsun yanlış yöne gitmeden biletsiz geçişi gerçekleştiriyoruz bu kez... Kalabalıkta bir genç yer veriyor eşime, "oh!... diyorum, bana yer veren olmadı bu kez, kızların "emmi" demesine alışamadım henüz... Ulus'a geliyoruz, sırtımızda küçük de olsa birer çanta olduğundan İLKSAN Öğretmenevi'ne g... Devamı

17 09 2008

EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNCE

EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNCEALİ ŞAHİN______________________________________________ -Abdi İpekçi ve diğer faili meçhullerin anısına!-Ankara'dayız. Hacettepe'de eşimin rutin kontrollerini yaptırırken ben de bir çekaptan geçeyim, dedim, ne de olsa yaş kemale eriyor artık, ikinci bahara girdik... Kan verip bir kenarda oturarak eşimin laboratuardan dönmesini bekleyebileceğim bir yer bulmaya çalışıyorum hastane koridorunda. -Dışarısı oldukça sert, dışarıda beklesem hem bir sigara da içerim ama diye düşünerek- Bir yer buluyorum sonunda...Yanımda bir yaşlı teyze oturuyor, eşim kanı laboratuara götürmede nazlanınca: "Hayatı öğren" diyorum, "Benim Arap seninkinden önce gelirse bocalama sonra!..."Yanımda oturan yaşlı teyze: "Doğru" diyor, "bak ben yalnız kaldım işte." Biraz nazlanmadan sonra elindeki ve üzerindeki fazlalıkları bana bırakıp gidiyor eşim. Çileli bir yaşamın işlerini yüzünden anlamak mümkün teyzenin. "Sen kimi bekliyorsun, anne? Hayırdır, geçmiş olsun!..." Diyorum... "Ah evladım, diyor, -sen benim evladım sayılırsın- ben beş yıl bekledim, eşimin beş yıllık ömrü bu hastanede geçti, geldim gittim buralara, beş yıl yattı beyim bu hastanede dile kolay... Nefes darlığı, böbrek yetmezliği, narkozdan kalkmaz dediler, morfin yiye yiye öldü; tam bir yıl oluyor... kurtaramadık, gitti, şimdi tek başıma kaldım." diyor. "Yaş kaç Teyzeciğim, diyorum. 78'miş. "Nerelisin, Ankaralı mısın?" diye soruyorum, yalnız geldiğine göre... "Evimiz Ankara'da gide-gele buraların müdavimi olduk gayrı", diyor. "Aslen Ankaralı mısın?" diye soruyorum yeniden. "Yok, aslında Sivaslıyık... da yıllardır burada oturuyoruz, çoluk çocuk, evlendi, barklandı, yerleştik buraya. " Pir Sultanların, Aşık Veysellerin, Hasan Hüseyinlerin diyarı... Bir de acı çöküyor şurama, 37 kar... Devamı

17 09 2008

"KIRLANGIÇ YILDIZI" VE LEYLA ŞAHİN / İNCELEME

"KIRLANGIÇ YILDIZI" VE LEYLA ŞAHİN / İNCELEMEALİ ŞAHİN _______________________________________________ -Nazan Melal Türkmen'e-"sonunda bir güzel insan savaşa savaşa düşürdü güzel tenini toprağa 'ölüm adın kalleş olsun'! ("Enver Gökçe" adlı şiir, Kırlangıç Yıldızı, Leylâ Şahin, s.62) "..her biri ayrı bir ses ve renk olan; ve barış,kardeşlik, eşitlik hürriyet;ve bu yüksek değerler için direnişi gündeme getiren..." (L. Şahin) 40 Kuşağı toplumcu şairlerinden Enver Gökçe için yazılmış yukarıdaki dörtlüğün de yer aldığı Kırlangıç Yıldızı'nı ben de 2001 yılı nisanında bir rastlantı ile ele geçirmiş ve okumuştum: "Can Arkadaşım Melal'e, şiirin, dostluğun sonsuzluğunda... 89, 4 Kasım" diye imzalanmış kitabı geri almadan İstanbul'a dönen sahibi unutunca bende kalmış kitap. Kitaplıkta gözüme çarpınca alıp yeniden okudum sindire sindire...10.12.1954 Şavşat doğumlu şairimize yolun yarısında Enver Gökçe Şiir ödülü ikinciliği kazandırmış, yapıtı oluşturan dosya. Bu da şiiri değişik şekilde yeniden irdelememi sağladı, adına düzenlenen ödüle değer görülen yapıt, o çizgiye ne denli bağlı, daha doğrusu şairin kendi deyişiyle O "yüksek değerlere" yaklaşımı da irdelememe yol açtı ve hak ediyor dedim kendi kendime. İlk kitap için oldukça geç kalınmış diye düşündürüyor insanı, ancak Kitabın kapağında hazır olan 3 kitabından daha söz edilmesi, ödüllerin değerini bir kez daha gündeme getiriyor bence; hiç değilse bu tür çalışmaların kitaplaşmasına vesile oluşturuyor, o bile az şey değil bence...Çıkacağı duyurulan "Ateşte Parmak Uçları", "Mayıs Şarkıları", "Lirika" adlı yapıtlar aradan geçen 15 yılı aşkın süre içinde ya çıkamamış ya da değişik ... Devamı

17 09 2008

SABAH OLUR GÜNEŞ DOĞAR BACADAN / ANI

SABAH OLUR GÜNEŞ DOĞAR BACADAN / ANIALİ ŞAHİN______________________________________________ Sabah olur güneş doğar bacadan/ Öğlen olur çocuk gelir hocadan/ İlahi çocuk sensin beni gocadan// Anam beni niye verdin çocuğa/ Oynar oynar daş doldurur goynuma// Sabah olur çaruğunu giyemez/ Öğlen olur yemeğini yiyemez/ Akşam olur gel gezelim diyemez// Anam beni niye verdin çocuğa/ Oynar oynar daş doldurur goynuma// Ben giderken ekinleri göğüdü/ Açıldı mı yaylaların söğüdü/ Emmimgilde delikanlı yok muydu// Anam beni niye verdin çocuğa/ Oynar oynar daş doldurur goynuma// (Kaynak Kişi: Adı soyadı: Emine Bekdemir. Doğum yeri ve tarihi: Beyköyü, (1937). Mesleği: Ev hanımı. Tahsili: Okuma-yazması yok. Derleyen: Ahmet Bekdemir.) Bu türküyü ilk kez dedemin annesinden Elif ninemden dinledim. O 1958-59 gibi öldüğüne göre demek ki olsam olsam 5-6 yaşlarımdaymışımdır; yılını bilemediğime göre daha küçük de olabilirim... Evin önünde taş toprakla oynadımı anımsıyorum, o sıra bir esin gelmiş olacak nineme bu türküye başladı ama bana söylüyor, anlıyorum... Söz tam nakarat kısmına geldi: "Anam beni niye verdin çocuğa Oynar oynar daş doldurur goynuma" Çocukluk işte o zaman uzun entari vardı üztümüzde demek ki daha da küçüğüm... Tabii koynumda da taşlar... Buraya kadar iyi de bir dize daha eklemişti o, belki de aslında var: "... Günahları anasının boynuna..." der demez taşı yapıştırıyorum kadıncağıza, alnına geliyor tam, bir kan , bir kan.. Çocukluk işte ne olduğunu anlayamıyorum ama o zaman evin gözdesiyim, babamın önceki eşinden olan çocuklar ve 2. Dünya Savaşı yıllarında Erzurum'da askerliğini yaparken ölen rahmetli amcamın çocuğu durmamış küçükken ölmüşler... Kimin hadd... Devamı