ŞİİRLE DOLU, ŞİİR GİBİ 3 GÜNÜN ARDINDAN / ALİ ŞAHİN
24/3/2009 · Kategori: A. Ali SAHİN (A.Alsah) Yazilari
ŞİİRLE DOLU, ŞİİR GİBİ 3 GÜNÜN ARDINDAN / ALİ ŞAHİN
“Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şiir’in adıyla…”diye başlanan buluşmada “Başlangıçta daima şairler vardı, başlangıçta daime şairler olacak…” diyen Attila İlhan’ın dediği gibi yine şairler vardı alanda. Düzyazı ustası Aziz Nesin’in deyişiyle, “her 3 kişiden 4 ünün şair olduğu” ülkemizde “şiirin başkenti” Güzel İzmir’de yine bir şiir etkinliğiyle başbaşayız.
Evet, İzmirli bir etkinlik ama şairlerin doğum ve yaşadıkları yerlere şöyle bir göz atıldığında Arnavutluktan ülkenin en doğusuna geniş bir coğrafyaya yayıldığını hemen görmek olası etkinliğin kapsama alanının… Emeklilik işe yaradı doğrusu. 10 yıllardır taşrada çeşitli kültür sanat etkinliklerden uzak yaşamanın acısını çıkarmaya çalışırcasına etkinlik izliyorum. Bu alanda Konak Belediyesi imdadıma yetişiyor sağ olsun. Gün geçmiyor ki dolu dolu bir etkinlik olmasın.
Bu yıl ağırlığını Balkan ülkelerinden gelen şairlerin oluşturduğu etkinlik Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Beyhan Özdemir'in “Balkanlar” konulu fotoğraf sergisiyle başladı.
Konak Belediyesi, PEN Yazarlar Derneği ile Uluslararası 5. İzmir Şiir Buluşması’nı Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi Avni Anıl sahnesinde gerçekleştirdi 20–22 Mart 2009’da. 3gün 3 gece şiirle yatıp şiirle kalktık. Balkan ülkelerinin katılımı 40’dan fazla şairin buluştuğu etkinliğin açılış konuşmasını yapan Uluslararası PEN Türkiye Merkezi Başkanı Tarık Günersel, ”Konak Belediyesi’nin beş yıldır düzenlediği şiir buluşmaları sayesinde iyi anılar edindik Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ kültür ve edebiyat alanındaki katkıları nedeniyle dünyaya örnek bir belediye başkanı oldu, Ondan olumlu enerjiler alıyoruz. Bu enerji büyüyerek devam edecektir” dedi. Ardından Uluslararası PEN Hırvatistan Merkezi Başkanı Zvonko Makovic kısa bir konuşma yaptı.
Etkinliğe Kültür eski bakanlarından Suat Çağlayan, Konak Kaymakamı Ali Muhsin Nakiboğlu, Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, Karşıyaka eski Belediye Başkanı Kemal Baysak, CHP Konak Belediye Başkan adayı Dr.Hakan Tartan, Uluslararası PEN Hırvatistan Merkezi Başkanı Zvonko Makovic, Gazeteci yazar Doğan Hızlan, şiir ve edebiyat dünyasının isimleri ile şiir severler katıldı.
Konuşmasında İzmir’i şiirin başkenti yaptıklarını hatırlatan Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, Öykü Günleri, Türkçe Günleri ve tiyatro etkinliklerinin ardın beşe yıldır Şiir Buluşmalarını uluslararası boyutta gerçekleştirdiklerini anlattı. Başkan Tunçağ,” Uluslararası etkinlik olarak şiir buluşmaları tüm bunları kucakladı. Katılan şairleri gördük ki, resim, müze, sinema ve diğer sanat dalları ile çok ilgililer. Geçen yıl Latin Amerika ülkelerinden gelen şairler ile birlikte olduk. Bu yıl da Balkan ülkelerinden gelen şairleri konuk ediyoruz. Gelecek yıl ise Afrika, Filistin veya Orta Doğu ülkelerinden şairlerin ağırlanması düşünülüyor. Sıcak ilişkilerimiz şimdiden doğdu. Barış için şiiri araç olarak kullanıp daha ileri bir noktaya geldik, her yere yaymaya çalıştık. Artık okullarda öğrenciler bizim yaptıklarımızı örnek alarak şiir ve edebiyat günleri düzenliyor” dedi.
Beşinci Uluslararası İzmir Şiir Buluşması’na şair ve edebiyatçı kimliği ile de bilinen CHP Konak Belediye Başkan adayı Dr.Hakan Tartan da konuk olarak katıldı Dr. Tartan yaptığı konuşmada “Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ’ın Konak’ı sanatın edebiyatın merkezi yapma yolundaki çabalarını biliyorum. İzmir’de göreve geldiği günden itibaren yakışan katkılar koydu. Gelecek yıllarda Şiir Buluşmaları’nı başkanımızın çizdiği yolda devam ettireceğiz. Tunçağ’ı taçlandıracak bir düşüncemiz de var; bütün Türkiye’den sevgi yansımaları bulan Şiir Müzesi projesini gerçekleştirmektir” dedi.
2009 PEN Şiir Büyük Ödülü’nü kazanan Kemal Özer’in Dünya Şiir Günü bildirisi Hidayet Karakuş tarafından okundu: “Bir yüzleşme günündeyiz yine./ Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek./ Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir? Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk... / Şöyle diyebiliriz örneğin:“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir./ Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür./ Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır./ Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır./ (…) / Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir./ Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.” (Kemal Özer)
Ardından, Sezai Sarıoğlu’nun şiir dinletisi, Zvonko Makovic, A.Nevzar Karahan, Gülsüm Cengiz ve İvan Gadjanski’nin şiir okumalarının yanı sıra; Suat Çelebi, Fahri Özdemir, Raşit Çavaş, Biba İsmail ve Namık Kuyumcu şiir yayımlama ve şiir yayıncılığının sorunlarını tartışarak çözümlerini konuştular.
Bu yıl şiir buluşmasının onur konuğu şair Ahmet Oktay seçildi, Oktay’ın yaptığı kısa konuşmanın ardından, ‘Ahmet Oktay Şiirleri’ başlıklı söyleşiye Doğan Hızlan ve Ahmet Bozkurt konuşmacı olarak katıldı.
Şiir buluşmalarının birinci günü öğleden sonraki bölümünde Ayten Mutlu, Çoşkun Şimşekli, Anton Baev, Mazhar Alphan ve Sezai Sarıoğlu şiirlerini okudu.
Akşam bölümünde ise dillerin kültürlerin şiir kardeşliği konulu söyleşiye Argon Tufa, Hacı Sabanı (Rahatsızlığı nedeniyle katılamamıştı), Lal Laleş, Selim Temo ve Goran Djrodevic katıldı Buluşmanın birinci günü, Ünal Ersözlü, Biba İsmail, Halim Yazıcı, Ahmet Günbaş ve Uluer Aydoğdu’nun şiir okumalarıyla tamamlandı.
***
2. Gün Üçyol’da bulunan 322. sokağa İzmirli şair “Mevlut Kaplan” adının verilmesinden sonra İZDOB’un katkısıyla gerçekleeşen Mini Konser/Şan Resitali (Soprano: Filiz Güneş, Bariton: Ercan Uğur, Bas: Umut Tarık Akça, Piyano: Tuğçe Özay Tekin) ile başladı. Lal Laleş, Namık Kuyumcu, Hasan Öztoprak, Hacı Sabani (Karadag ) , Derya Önder’in Şiir Okumalarının ardından Hayri K. Yetik, Doç. Dr. Hüseyin Yaltırık, Tevfik Taş, Anton Baev (Bulgaristan)!in konuşmacı olarak katıldığı ”Anadolu‘dan Balkanlara Bedrettini Bellek ve Şiirleri” Söyleşisi büyük ilgi gördü.
Kısa bir aradan sonra gerçekleşen günün iknci oturumunun ilk bölümünde Selim Temo, Nahit Kayabaşı, Gülsüm Cengiz, Biba İsmail, Agron Tufa, Goran Djordevic ( Sırbistan) Şiir Okumalarından sonra İsmail Mert Başat, Hasan Öztoprak, Yücel Kayıran, İvan Gadjanski’nin katıldığı “Küresel Kriz ve Muhalif Şiir” konulu söyleşi yapıldı. İzleyicilerden muhalif şiir kavramı tepki gördü, şiirin muhalifi olmaz “başkaldıran şiir” denmesi gerekirdi denildi.
Akşam bölümünde ise Ataol Behramoğlu’nun “Çankaya Belediyesi ve Ankara Aydınlığı Girişimi 2009 Oğuz Tansel Şiir Ödülü” törenine gitmesi; Hacı Sabani’nin rahatsızlığı nedenleriyle katılamadığı oturum, Zvonko Makovic, Anton Baev, Agron Tufa, Goran Djordevic, İvan Gadjansk, Biba İsmail “Atilla Jozef’ten Nazım Hikmet’e Balkanlarda Şiir” Söyleşi ve Şiir Okumaları ile tamamlandı. Hem anadilinde hem Türkçe ile şiirler yazan Biba İsmail, tüm oturumlarda şiirlerini Türkçe olarak okuması ile dikkati çekti.
***
İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin katkılarıyla gerçekleştirilen mini konserle Bir “Mini Konser” inin ardından başlayan 3. Gün etkinlikleri; Nahit Kayabaşı, Anton Baev, Ataol Behramoğlu, İvan Gadjanski, Tevfik Taş, Goran Djordevic (Ataol Behramoğlunun daveti ile oturuma katıldı)’in Şiir Okumaları ile sürdü. Şadan Gökovalı, Erdal Alova, Halim Yazıcı, Zvonko Makovic katıldığı “Ege‘nin Antik Şiiri” konulu Söyleşi ile kısa bir aranın ardından Hüseyin Peker, Agron Tufa, Hacı Sabani (Katılamadı), Mansur Balcı, Goran Djordevic ( Sırbistan), Lidia Cherieliuc Paçalı’nın Şiir Okumaları ile devam etti. (1992de bir Türk ile evlenen Lidia, hiçbir Türkçe kelime bilmeden, hiçbir eğitim almadan tamamen kendi çabalarıyla öğrenmiş. Türkçe olarak şiirler yazarak iki Türkçe, bir Romence kitap yayınlamış. Halen İzmir’de yaşamını sürdüren şairin Türkçe olarak okuduğu şiirler, izleyenlere Romence’sini merak ettirdi ve Lidya, istek üzerine kendi anadilinde bir şiirini daha seslendirdi.)
Yrd. Dr. Şerife Yalçınkaya, Asuman Susam, Gülsüm Cengiz, Derya Önder, Ayten Mutlu ”Şiir ve Dilin Cinsiyeti” Söyleşisi oldukça büyük ilgi konusu oldu. Yalçınkaya, “Osmanlı Klâsik Edebiyatında Dilin Cinsiyeti” konulu konuşmasında, kadınların ayrı bir tarihi olmadığını; resmî tarihte kadının ve kadın bakışının eksikliğinin görüldüğünü vurguladı. Kadının tarihte skandallar, entrikalar dışında pek yer almadığını,kuş tüyü yastıklar üzerinde, ipek tüller içinde, yarı çıplak, kendisini her türlü cinsel arzuya hedef etmiş bir et parçası olarak; böylesi bir haremin hem erotik hem egzotik olduğunu, hayali bir doğu, hayali bir harem yaratıldığını slayt gösterileri eşliğinde belirtti. Ayrımcılığın dilde değil zihinde olduğunu, Türkçenin cinsiyetli bir dil olmadığını, metnin tarzı ile cinsiyetin belirlendiğini belirtti. Dilin hangi gönderme ile okunduğunun önemine değinen Yalçınkaya, farklılaşmamış cinsiyet kimliği taşıyan metinlerin anlam ifade etmediğini söyledi. Kadının harem hikâyelerinde yer aldığı Osmanlı edebiyat tarihinin yeniden okunması gerekliliğine değindi. Konuşmasında Osmanlı kadın şairlerden bahsederken, 16. yüzyılda, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınan Mihri Hatun’a, şiirlerinde kadın dilinin hissedilmesi nedeniyle ağırlıklı olarak yer verdi. Konuşmasında, Osmanlı edebiyat tarihinde, toplumsal ve kültürel hayatın içinde üreten, erkeklerle başa baş giden hatta önde olan kadın şairler konu edilerek ve erkekler gibi yazdıkları ileri sürülen kadınların şiir dillerindeki cinsiyeti incelemeye çalıştı.
Bir diğer konuşmacı Gülsüm Cengiz, şiir ve dilin cinsiyetinin, şiirdeki kadının dile getirilmesinin dünya görüşlerine ve şiir anlayışlarına göre değiştiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Divan ve halk şiirinde kadının özne değil nesne olarak dikkati çektiğini belirtse de mücadele eden kadını anlatan dizelerin de var olduğunu söyledi. Tanzimat’la birlikte başlayan yeniliklerde kadın yine de korunup kollanan bir kişi olarak kalmıştır dedi. Yaşanılan dönemin ve çevrenin de ozanların dünya görüşünü, kadına bakış açısını yansıttığını, örneğin 80 sonrasında doğudaki kadınların şiirimizde daha çok yer aldığını, 12 Eylül sonrasında şiirlerde kadın tiplemeleri ağırlıkta olduğunu söyledi. Ve şairlerin şiirlerindeki kadınları örnekleyerek kimisinin kadını duygularını dile getirdiği bir şiir nesnesi, bir eğlence unsuru olarak görürken; kiminin de dizeleriyle kadının acılı tarihine ve özgürleşme savaşımına tanıklık ettiğini vurguladı. Nâzım, özellikle “…soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen…” dizesiyle kadının toplumdaki yerini saptamıştır dedi. Cengiz, kadını özne olarak gören bir başka şairin, Tevfik Fikret’in ‘Bir Kız Mektebi İçin’ adlı şiirini örnek verdi. Ve Gülsüm Cengiz’in ‘kadın’ı farklı şekilde şiirlerine yansıtan şairlerden verdiği örnekler ve şiirleri: Şükûfe Nihal Başar’ın duyarsız kadını eleştirdiği ‘Duymayan Kadına’ , Fahri Erdinç’in üretken, emekçi kadını işlediği ‘Halıcı Kızlar’ , Hasan Hüseyin’in mahkûm eşini anlattığı “Gözlerinin Halleri” , Kemal Özer’in ‘Oğulları Öldürülen Analar’ , Hilmi Yavuz’un ‘Doğunun Kadınları” , Yaşar Miraç, Kemal Özer, Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinden örnekler vererek sunumunda şirin dili ve cinsiyeti konusunu ülkemiz şairlerinin şiirlerindeki kadınları incelemeye çalıştı.
Derya Önder, ‘Şiir ve Dilin Cinsiyeti’ üzerine olan konuşmasını bir eleştiri ile başlattı. Bu söyleşi düzenlenirken ‘hangi kadın şairleri ve yazarları çağıralım?’ sorusu yerine ‘hangi şairleri ve yazarları çağıralım?” sorusu sorulmalıydı dedi. Dilin cinsiyeti var mıdır? Şiirin cinsyeti? Cinsiyet inşa edilen bir şey midir? Dil cinsiyet inşasında kullanılıyor olabilir mi yoksa şairin cinsiyetinden mi söz etmeliyiz sadece? Şairinin kadın yada erkek olup olmadığını bilmediğimiz bir şiire bakarak şairin cinsiyetini kestirebilir miyiz? Dil bu yolda bir takım işaret levhaları bırakır mı önümüze? Peki ya şiir? Ele verir mi şairini? Sorularını peş peşe sıraladı. Dilin, şiirin, şairin cinsiyeti üzerine sorduğu sorularla sürdürdüğü konuşmasında iki şaire değindi; Gülten Akın ve Sennur Sezer. Sıkıntılı dönemler geçiren Gülten Akın ve Sennur Sezer gibi şairler sayesinde bugün rahat şiir yazılabildiğini belirtti. Konuşmasını Ingeborg Bachmann’ın bir sözü ile bitirdi: “Dil yalnızca yeniymiş gibi görülsün diyeonunla oynandığında, öcünü zaman yitirmeksizin alır ve bu davranışın gerçek yüzünü ortaya vurur”
Son konuşmacı Asuman Susam, ‘Dil, Varlık Evimiz’ başlığını koyduğu konuşmasında dilin sınırlarla, cinsiyetle, cinsiyetsizlikle, iktidarla olan ilişkilerine değindi. Erk olma söyleminin erkeği araçsallaştırdığını belirten Önder, bu durumun özneleri mahkûm ettiğini söyledi. Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında kültürel boyutun ortaya çıktığını dile getirdi. Sanat sayesinde yeniden inşa ile öznenin kurtulabileceğini ama sanatın da aydınlık ve barış ile var olabileceğini belirterek tamamladı konuşmasını. [Bu oturumun özetlenmesinde 5. Şiir Buluşması Kitabı (s.102–108; İzmir, 2009)Ve Neslihan Perşembe’nin “DENEMELER: Dün, Bugün, Yarın-ŞİİR VE DİLİN CİNSİYETİ” yazısından yararlanılmıştır. ]
Oturumda neden sadece 5 kadın şair, ya da şair kadının yer aldığı (biri araştırmacı-yazar) tartışıldı. Her zaman olduğu gibi yine neden erkek şair için “erkek şair” denmiyor da tıkanıldı. O an zihnimden geçen bizdeki “Şaire” kavramı gibi Şairin dişiline bir ad verilip verilmediğini sormak istedim ama hafif kalacağı düşüncesiyle vazgeçtim. Dikkatimi çeken yukarıda zikrettiğim tamlamalar üzerine yoğunlaşan konuşmacılar ve söz alan izleyiciler “Şaire” sözüne teğet bile geçmediler… ” Evet… Arzu edilen, özlenen yarın sanatla var edilebilir ama bu sanatı var edecek kişilerin doğumlarından itibaren kendilerini rahatça ifade ettikleri, duyu organlarını özgürce kullanabildikleri, yaratıcılıklarının keşfedildiği koşulların da var olması önemli değil mi? Kadın veya erkek… Ne önemi var? Biri tutsak olduğunda diğeri özgür kalabiliyor mu? Tutsaklığa yol açan her kişi mahkûm değil midir aynı zamanda?” (Neslihan Perşembe; http://yazarbozar.blogcu.com/ )
Günün son oturumu Erdal Alova, Can Ceylan, Tahsin Şmşek, H.İbrahim Özbay, Ataol Behramoğlu’nun katıldığı Şiir Okuma etkinliğiydi. Behramoğlu bir önceki gün katılamadığı konuyu da telafi etti dolaylı yoldan. Şiir ve okumaları ile izleyicinin dikkat ve ilgisini sıcak tutmayı başardı konuşmacılar.. Günün yorgunluğunu attırdılar desek yeriydi. Ama her güzel şey gibi bu da bitmişti ve şiir kitaplarımızla baş başa kalmıştık yine. Bu arada sunucu "Dile duyarlı, insana duyarlı, yaşamanın anlamını dilin gücünde bulan Arı Türkçeye bel bağlamış kişilerin yolunu her zaman ışıklayan bir Eğitimci, Yazar, Gazeteci" Dil derneğinin İzmir Temsilcisi Yunus Bekir Yurdakul’un da Türkçe ve İngilizcesi ile yaptığı işin hakkını vermesi nedeniyle kutlanması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.
e-posta: bariscanogul@gmail.com
Akşam bölümünde ise Ataol Behramoğlu’nun “Çankaya Belediyesi ve Ankara Aydınlığı Girişimi 2009 Oğuz Tansel Şiir Ödülü” törenine gitmesi; Hacı Sabani’nin rahatsızlığı nedenleriyle katılamadığı oturum, Zvonko Makovic, Anton Baev, Agron Tufa, Goran Djordevic, İvan Gadjansk, Biba İsmail “Atilla Jozef’ten Nazım Hikmet’e Balkanlarda Şiir” Söyleşi ve Şiir Okumaları ile tamamlandı. Hem anadilinde hem Türkçe ile şiirler yazan Biba İsmail, tüm oturumlarda şiirlerini Türkçe olarak okuması ile dikkati çekti.
İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin katkılarıyla gerçekleştirilen mini konserle Bir “Mini Konser” inin ardından başlayan 3. Gün etkinlikleri; Nahit Kayabaşı, Anton Baev, Ataol Behramoğlu, İvan Gadjanski, Tevfik Taş, Goran Djordevic (Ataol Behramoğlunun daveti ile oturuma katıldı)’in Şiir Okumaları ile sürdü. Şadan Gökovalı, Erdal Alova, Halim Yazıcı, Zvonko Makovic katıldığı “Ege‘nin Antik Şiiri” konulu Söyleşi ile kısa bir aranın ardından Hüseyin Peker, Agron Tufa, Hacı Sabani (Katılamadı), Mansur Balcı, Goran Djordevic ( Sırbistan), Lidia Cherieliuc Paçalı’nın Şiir Okumaları ile devam etti. (1992de bir Türk ile evlenen Lidia, hiçbir Türkçe kelime bilmeden, hiçbir eğitim almadan tamamen kendi çabalarıyla öğrenmiş. Türkçe olarak şiirler yazarak iki Türkçe, bir Romence kitap yayınlamış. Halen İzmir’de yaşamını sürdüren şairin Türkçe olarak okuduğu şiirler, izleyenlere Romence’sini merak ettirdi ve Lidya, istek üzerine kendi anadilinde bir şiirini daha seslendirdi.)
Günün son oturumu Erdal Alova, Can Ceylan, Tahsin Şmşek, H.İbrahim Özbay, Ataol Behramoğlu’nun katıldığı Şiir Okuma etkinliğiydi. Behramoğlu bir önceki gün katılamadığı konuyu da telafi etti dolaylı yoldan. Şiir ve okumaları ile izleyicinin dikkat ve ilgisini sıcak tutmayı başardı konuşmacılar.. Günün yorgunluğunu attırdılar desek yeriydi. Ama her güzel şey gibi bu da bitmişti ve şiir kitaplarımızla baş başa kalmıştık yine. Bu arada sunucu "Dile duyarlı, insana duyarlı, yaşamanın anlamını dilin gücünde bulan Arı Türkçeye bel bağlamış kişilerin yolunu her zaman ışıklayan bir Eğitimci, Yazar, Gazeteci" Dil derneğinin İzmir Temsilcisi Yunus Bekir Yurdakul’un da Türkçe ve İngilizcesi ile yaptığı işin hakkını vermesi nedeniyle kutlanması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.
e-posta: bariscanogul@gmail.com

