25 04 2011

Üniversite adaylarına son dakika uyarısı

Üniversite adaylarına son dakika uyarısı

ÖSYM Başkanlığı, 25 Nisan 2011 günü başlaması planlanan 2011-LYS başvurularının, YGS sonuçlarının açıklandığı andan itibaren başlayacağını ve adayların başvurmalarını sağlayacak kadar süre uzatılacağını bildirdi. Öğrenciler ve eğitim sendikaları tepkili... Adaylara konuyla ilgili elektronik posta gönderildi.

AA

 

Ankara- ÖSYM'den yapılan yazılı açıklamada, 27 Mart 2011'de yapılan Yükseköğretim  Geçiş Sınavı (2011-YGS) değerlendirme çalışmalarının tamamlandığı ifade edilirken, YGS sınav sonuç değerlendirmeleriyle ilgili olarak kamuoyunda  “şifreli soru/cevap” şeklinde yer alan konunun ÖSYM ve adli kurumlar tarafından  araştırıldığı ve çalışmaların devam ettiği kaydedildi.

ÖSYM açıklaması şöyle:

“27 Mart 2011 tarihinde yapılan Yükseköğretime Geçiş Sınavının  (2011-YGS) değerlendirme çalışmaları tamamlanmıştır.

Sınav sonrası kamuoyunda süregelen iddialar Ankara Cumhuriyet  Başsavcılığı tarafından tüm boyutları ile araştırılmaktadır. Başsavcılığın  araştırmaları tamamlandığında 2011-YGS sonuçları açıklanacaktır.

25 Nisan 2011 günü başlaması planlanan 2011-LYS Başvuruları da YGS  sonuçlarının açıklandığı andan itibaren başlayacak ve adayların başvurmalarını  sağlayacak kadar süre uzatılacaktır.”

 

Adaylara elektronik posta gönderildi

İzmir'de, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (ALES) Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde giren adayların soru kitapçıklarındaki basım hatası nedeniyle ÖSYM'nin adaylara elektronik posta gönderdiği öğrenildi.

Adaylardan Olcay Polat, ÖSYM'den kendilerine elektronik postayla açıklama gönderildiğini, metinde kitapçıkların değerlendirileceğinin belirtildiğini ifade ederek, ancak kendilerinin sınavın iptal edilmesini istediğini söyledi. Sınavdan boş cevap kağıdı vererek çıktığını aktaran Polat, sınavın tekrarlanmaması halinde hukuki yola başvuracağını ifade etti.

ÖSYM'nin adaylara gönderdiği elektronik posta metni şöyle:
''Sevgili 2011-ALES İlkbahar Dönemi Adayı, 24 Nisan 2011 günü yapılan sınavda size verilen soru kitapçığında basım hatası olduğu tespit edilerek, bilgisi bana iletildi.
Size verilmiş olan soru kitapçığı ÖSYM'ye eriştiğinde kitapçıklarınız incelenecek ve sizlerin mağdur olmaması için ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilerek gereken işlem yapılacaktır. Başarı dileklerimle, Prof. Dr. Ali Demir''

 

Sosyal paylaşım sitesinde grup kuruldu

Sınava girenlerden Yasemin Erkan, doktora yapmak için sınava başvurduğunu, sınavda soru kitapçığının eksik ve hatalı olduğunu, yedek kitapçığın sayısı yetmediği için kendisine verilmediğini, emeklerinin ''boşa gittiğini'' söyledi.

ÖSYM'nin 'sınava kitapçıkları yüzünden katılamayanların sınavlarının gerekiyorsa yönetim kurulu kararı ile yenilenebileceği'' açıklamasını hatırlatan Erkan, açıklamadaki ''gerekiyorsa'' sözüne anlam veremediklerini, mağduriyetlerinin ortada olduğunu, açıklamanın tatmin edici olmadığını belirtti. Erkan, ''Ben Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Öğretmeniyim. YGS'ye giren öğrencilerimin moralini, motivasyonunu artırmaya çalışırken kendim mağdur oldum'' dedi.

Kaç adayın soru kitapçığında benzer durumun yaşandığını bilmediklerini kaydeden Erkan, ''Eğer sayımız çok büyük değilse sınavın iptal edilmesi yanlış olur. Ama sadece bizim sınavımızı yenilemeleri de yanlış. Nasıl adaletli bir çözüm bulacaklarını merak ediyorum'' diye konuştu.

Erkan, bir sosyal paylaşım sitesinde ''2011 ALES İlkbahar Skandalı'' adıyla grup oluşturduklarını ifade ederek, ''sınav mağdurlarını burada toplamak, ortak karar alıp, ortak hareket etmek istediklerini'' söyledi. Erkan, ÖSYM'ye maddi ve manevi tazminat davası açmayı düşündüğünü sözlerine ekledi.
 

Eğitim sendikaları tepkili

Eğitim-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Abdullah Tunalı, Eğitim-Sen şubeleri adına yaptığı açıklamada, uzun süredir sınava dayalı eğitim sistemini çöktüğünü belirttiklerini, ALES'te yaşanan eksik ve hatalı kitapçık ile yedek kitapçıkların yetersizliği olayının da bunu bir kez daha gösterdiğini savundu.

Daha önce KPSS ve YGS sınavlarıyla ilgili de sıkıntılı şeylerin yaşandığını kaydeden Tunalı, sorumluların adalet önüne çıkarılması ve hesap vermeleri gerektiğini ifade etti. Tunalı, sınav sisteminin SBS'den YGS'ye, KPSS'den ALES'e her aşamasındaki sınavların sınava girenlerin ruh sağlığını olumsuz etkilediğini aktararak, ''Sınav sistemi ticari hayata döndü. Dershaneler, kurslar. Sınavların kendisine güven kalmadı. Ayrıca sınavlarda başarılı olan adaylar da güven bunalımı yaşıyor. Hem bireyin ruh sağlığı, hem de toplumun güveni sınavlar nedeniyle olumsuzluklar yaşıyor'' diye konuştu.

Türk Eğitim-Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Adnan Sarısayın da ''iktidarın ÖSYM'yi temize çıkartmaktan vazgeçmesi gerektiğini'' belirterek, ''(Tatmin oldum) açıklamaları öğrenci ve velileri tatmin etmiyor, milletin tatmin olması gerek'' dedi. KPSS ve YGS'den sonra ALES'e girenlerin de mağdur olduğunu kaydeden Sarısayın, sınavlara olan güvenin ortadan kalktığını iddia etti. Sarısayın, ÖSYM yönetiminin istifa etmesi gerektiğini ifade etti.

25 Nisan 2011 
 
Yüce Mahkeme'de küskünlük gölgesi

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Devlet içinde küslük olmamalı, Yargıtay ve Danıştay'a tören davetimizi gönderdik. Takdir onlarındır" dedi. Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Şahin ve Başbakan Erdoğan törende hazır bulunurken, muhalefet liderlerinin törene katılmaması da dikkat çekti.

AA

Ankara- Heyet, Aslanlı yoldan yürüyerek Atatürk'ün mozolesine geldi. Kırmızı ve beyaz karanfillerden oluşan çelengi mozoleye bırakan Haşim Kılıç ve beraberindeki heyet, daha sonra Misak-ı Milli kulesine geçti. Anıtkabir özel defterini imzalayan Kılıç, deftere şunları yazdı: ''Yüce Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş bir hukuk devleti olması için gösterdiğiniz ilkeler ışığında çalışmalarını sürdüren Anayasa Mahkemesinin 49. kuruluş yıl dönümünde, mahkemeye üye ve raportörleri olarak huzurundayız. İnsan onurunun üstünlüğünü esas alan bir anlayışla her türlü etkiden uzak, tarafsız yapısıyla sürdürdüğü temel hak ve özgürlüklerin koruyucusu demokratik, laik Türkiye'nin güvencesi olma görevini büyük bir onurla sürdürmeye devam edeceğimizi yineliyoruz. Ruhun şad olsun.''

 

Anayasa Mahkemesi binasında tören düzenlendi

Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 49. yıl dönümü dolayısıyla Anayasa Mahkemesi binasında tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı bakanlar, Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Yükseköğretim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Özcan ve bazı yüksek yargı üyeleri katıldı. Konukları Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Serruh Kaleli kapıda karşıladı.

Kılıç, törende yaptığı konuşmada, 12 Eylül 2010'da yapılan referandum sonucu kabul edilen anayasa değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesinde de yapısal ve fonksiyonel anlamda çok önemli değişiklikler yapıldığını söyledi. Kılıç, dünyada hak ve özgürlüklere ilişkin yeni bakışların, demokratik gelişmelerin, dayatmacı anlayışlardan bunalan halkın bundan kurtulma arayışlarının ve tüm bu gelişmelere kayıtsız kalan yargısal direncin anayasa değişikliklerinin zorunlu sebepleri arasında sayılabileceğini ifade etti. Yargıda yaşanan olumsuzluklara çözüm bulunması için yapılan değişikliklerin yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmamasını dileyen Kılıç, şöyle konuştu: ''Her sorunu yasal düzenlemelerle çözme anlayışı dünyada en çok kanuna sahip olan ülkeler arasına girmemiz sonucunu doğurmuştur. Demokratik hukuk devleti inancı ve geleneği kimi ülkelerde yazılı anayasa yapılmasına dahi ihtiyaç göstermemiştir. Türk hukuk dünyasında ortaya çıkan yasa enflasyonunun temelinde yasama organı ile yargı organları arasındaki güvensizliğe dayalı bir mücadelenin etkileri vardır. Bu organların egemenlik anlayışında ortaya çıkan farklı yaklaşımlar güvensizliğin ana kaynağını oluşturmaktadır. Hukuksal metinlerle uygulama arasındaki kopukluklar, bilinçli veya bilinçsiz yapılan yorumlar sonunda ortaya çıkan sapmalar sorunları yasayla çözme anlayışını tetikleyen diğer bir faktördür. Çok ciddi bilimsel araştırmalara konu olmuş parlamento-yargı ilişkisinden doğan sorunları bir kuruluş yıl dönümü konuşmasında geniş bir şekilde dile getirmenin yersizliği ve yetersizliği karşısında fazla konuşmak istemiyorum.''

Kılıç, anayasa değişiklikleri ile mahkemenin yeniden yapılandırılması sonucu yeni görev ve yetki çerçevesinde TBMM'de görüşülerek kabul edilen Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Anayasa değişikliğinden sonra uygulamada ciddi sorunlar yaşayan Anayasa Mahkemesine çözüm getirenlere yasa hakkında olumlu veya olumsuz değerlendirme yapmadan önce teşekkür eden Kılıç, şunları kaydetti: ''Ancak bu yasanın komisyonlarda ve TBMM'de görüşülmesi aşamasında bazı milletvekillerinin mahkememiz ve üyeleri hakkında yaptığı değerlendirmeler şaşkınlık ve büyük üzüntüyle karşılanmıştır. Mahkememizle ilgili değişiklikler veya öngörülen imkanlar tamamen parlamentonun takdiriyle şekillenmiştir. Söz konusu takdirin bazı milletvekillerinin burada tekrarlamaktan utanç duyduğum sözcüklerle yaptıkları değerlendirmeleri şiddetle reddediyoruz. Kürsü dokunulmazlığının imkanlarından faydalanarak ahlaki ve hukuki temelden yoksun ithamlarla mahkemeyi kirletmeye kimsenin hakkı yoktur. Mahkeme üyelerinin onur ve şerefle yürüttüğü görev sırasında verdiği kararların kimi sevindirdiğini veya üzdüğünü düşünmediğimizi ve ilgilenmediğimizi herkesin bilmesini isteriz. Dostluk ve husumet duyguları mahkeme kararlarının yönlendiricisi olamaz. Hakaret ve suç içermeyen her türlü eleştiriyi saygıyla karşılıyor ve korumak durumunda olduğumuz temel hak ve özgürlükler kapsamında görüyoruz.''

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, toplumun son yıllarda siyasi, ekonomik, sosyal ve demokratik alanlarda kaydettiği gelişmelerin ülkeyi koruma ve kollama konusunda olağanüstü kurtarıcılara yönelik çağrı dönemini kapattığını söyledi. Sorunların artık demokratik yol ve yöntemlerle çözüldüğü bir sürecin yaşanmak zorunda olunduğunu vurgulayan Kılıç, Türkiye Cumhuriyeti'nin kimlik belgesi olarak da tanımlanan Anayasa'da devletin insan haklarına dayalı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlandığını belirtti. Kılıç, ''Bu ilkelerin evrensel anlamlarının yapısı değiştirilerek 'bize özgü modeller' yaratılması sorunlarımızı çoğaltmaktan başka sonuç doğurmamıştır. Bu değerlerin evrensel orijinallığı bozulmadan hayata geçirilebilmesi için gerekli olan toplumsal kültür oluşmuştur. Artık bu evrensel gerçekler üzerinde uzlaşma sağlama imkan ve iradesini ortaya koyabilmeliyiz'' dedi.

Siyasi Partiler Kanunu'nun demokratik devlet sürecini doğrudan etkileyen siyasi partilerin işleyişine ilişkin konulardaki mevcut olumsuzlukların ilgililer tarafından her vesile ile dile getirildiğini söyleyen Kılıç, şöyle devam etti: ''Ancak, son günlerde siyasi hayatta meydana gelen olaylar, anayasa ile siyasi hayatı düzenleyen yasaların içeriğinin ne zaman patlayacağı belli olmayan mayınlarla dolu olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Sorunlar daha ortaya çıkmadan anayasa ve yasalardaki siyasi hakları etkileyen antidemokratik kuralların acilen ortadan kaldırılması, yasama organının ülke barışına yapacağı en hayırlı hizmet olacaktır. Zira uyuşmazlıkların doğması ile ortaya çıkan çözüm gayretlerinin bedeli ağır olmaktadır. Uygulamalardan ya da yasal düzenlemelerden kaynaklanan olumsuz gelişmeler bahane edilerek toplumun terörize edilmesi, sokakların ve meydanların yaşanmaz hale getirilmesi tarihin hiçbir döneminde sorunları çözmemiştir. Hak ihlallerine karşı terör ve şiddet bağı kurulmadan demokratik tepkilerin gösterilmesi anayasal bir hak olduğu kadar bireylerin ya da örgütlerin görev ve sorumlulukları kapsamındadır. Dileğimiz sorunlar çözülürken demokrasi ile bağın koparılmamasıdır. Hiçbir özgürlük terör ve şiddetin teminatı olamaz. Hak ve özgürlüklerini kullanırken terörle ortaklık kuranların hiç kimseden demokratik tavır ya da sabır beklemeye hakkı yoktur.''

 

Bireysel başvuru hakkı

Kılıç, mahkemenin yeni kuruluş yasasında, anayasa değişikliği nedeniyle yapılması gereken zorunlu düzenlemeler dışında idari ve teknik konularda da bazı yeniliklerin getirildiğini anımsattı. Yasanın en önemli bölümünün anayasada öngörülen bireysel başvuruya ilişkin düzenlemeler olduğunu dile getiren Kılıç, Anayasa Mahkemesinin bu tarihi süreçte kendisinden beklenen ''özgürlüklerin mahkemesi'' işlevini yerine getirebilmesi ve Avrupa İnsan Hakları mahkemesine yapılan çok sayıda başvuru ve bunun sonunda verilen ihlal kararlarının azaltılabilmesi için bireysel başvuru hakkının tanınmasının kaçınılmaz hale geldiğini söyledi.

''Yargı sistemimizde birikmiş sorunları çözecek yasal düzenlemeler yapılmadığı takdirde bireysel başvurunun başarı şansının çok düşük olduğunu bir kez daha yineliyorum'' diyen Kılıç, bunun yapılmaması halinde bireysel başvuru yolunun adil yargılanma konusundaki sorunları daha da büyüteceğini ifade etti. Kılıç, ''Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruyu etkin bir denetim yolu olarak uygulayamadığı sürece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular azalmayacaktır. Kuruluş yasasıyla düzenlenen bireysel başvuruya ilişkin sistemin etkin bir denetim sağlayıp sağlayamayacağı 2012 yılının Eylül ayında başlayacak çalışma süreci içerisinde görülecektir. Temennimiz etkin bir denetimin gerçekleştirilmesidir'' diye konuştu.

12 Haziran'da yapılacak genel seçimlerin hazırlık aşamasında siyasi partilerin projeleri hakkında yaptıkları açıklamalardan, sivil toplum örgütlerinin çalışmalarından seçim sonrasında Anayasa'da yapılacak değişikliklerin siyasi hayatta önemli bir gündem oluşturacağını dile getiren Kılıç, ''Toplumun ortak sorunlarını dile getiren siyasi partilerimizin özgürleşme, sivilleşme ve demokratikleşme konularında ortaya çıkan iradeyi görmezlikten gelmesi düşünülemez. Halkın iradesine emanet etmediği odakların hazırladığı, bu nedenle de evrensel değerlerin, ilkelerin, ölçülerin esas alınması sonucunda ortaya çıkan sorunları çözebilmek için Anayasamızı sıkça değiştirme ihtiyacı ile karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir'' dedi. Kılıç, bu nedenle yoğun bir şekilde dillendirilen, toplumsal sorunlara kayıtsız kalamayan siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin yeni bir Anayasa yapımına ilişkin projelerini açıkladıklarını hatırlattı.
 

'Yapılan doğru da olsa kaynak sorunludur'

Türkiye'nin anayasacılık tarihinin 1876 tarihli Kanuni Esasi'den başlayarak bugüne kadar 1924, 1961 ve 1982 anayasaları ile oluşturulduğunu anımsatan Kılıç, ''Bu tarihi gelişimde de görüldüğü gibi milletin iradesinin egemen olduğu bir anlayışa dayalı anayasal süreçlerini devlet kurumlarınca hazırlanan ve bu kurumların vesayetini tahkim eden bir anlayışın uygulandığı açıktır. Yapılan doğru da olsa kaynak sorunludur. Bu sorun ancak bireyin onurunu, temel hak ve özgürlüklerini etkin biçimde koruyan, daha demokratik, katılımcı, çoğulcu yeni bir anayasa düzeninin oluşturulması ve devlet-birey ilişkisini daha güvenceli bir yapıya kavuşturulması ile çözülebilir'' diye konuştu.

Gerek ekonomik gelişme gerekse bu gelişmelerin tetiklediği kültürel ve bireysel özgürlük taleplerinin kaçınılmaz olarak bastırılan farklılıkların, kültürel, etnik ve inanç kimliklerinin gün yüzüne çıkmasına neden olduğunu belirten Kılıç, şunları kaydetti: ''Bilgi çağının imkanlarıyla bu gerçekler daha da netleşti. Geleneksel tarihle siyasal kabuller sorgulanmaya başlandı. Artık Türkiye farklılıklarının bilincinde olarak geleceği öz güvenle kucaklayacak bir anlayışla kendini yeniden tanımlama aşamasına geldi. Toplum, ulaştığı seviyede insanı merkeze alan bir anlayışla kültürlere, inançlara, dillere ve dünya görüşlerine saygı ekseninde kendi ortak paydasını üretmeye başladı. Bu gelişim de her şeyden önce toplumun ve bireyin ergin olmayışı ve güvensizlik üzerine kurulu bir Anayasal düzenin ayakta kalmasını imkansız kılıyor.''

Tüm toplumsal farklılıkların siyasal etkinlikleri ve güçleri ne olursa olsun anayasa yapım sürecinde kurucu ve değerli olarak görülmesi onların talep ve beklentilerinin anayasa yapımında temel meşruiyet olarak kabul edilmesinin şart olduğunu ifade eden Kılıç, şöyle devam etti: ''Toplumun merkeze alındığı Meclis'in toplumsal talep ve beklentiler ekseninde, anayasa metninin kaleme aldığı ve nihai kararın yine toplum tarafından verildiği bir anayasa yapım süreci barışımızı sağlamanın yolu olarak görülmektedir. Yeni anayasanın barış ve dinamiklerin önünü açması, etkin ve hızlı bir siyasal yapılanmayı esas alması, siyasal yapının karar süreçlerinin yabancılaşmayı ortadan kaldıracak şekilde topluma ve bireylere yakınlaştırması ve Türkiye'yi uluslararası hukukun saygın ve etkin bir üyesi haline getirecek şekilde yapılandırması gerekir. Dışlayıcı hiçbir referans anayasal düzen ilkelerine dönüşmemelidir. Yüzde 10 seçim barajı nedeniyle temsil oranı sorunlu olan bir Meclis'in tüm kesimleri yeni Anayasa yapım sürecine dahil edebilmesinin yolunun, parlamento dışında bulunan siyasi partilerle sıcak bir diyaloğun kurulmasına bağlı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Anayasa'nın 175. maddesinde Anayasa değişikliği için öngörülen nitelikli çoğunluk anlayışının içinde, uzlaşmaya dönük örtülü bir yaklaşım olduğu düşünülebilirse de bu çoğunluğu elde edenlerin azınlıkta kalan diğer görüşleri ve farklılıkları yok sayma, dışlama ya da dayatma yolunu haklı kılamaz. Ancak, nitelikli çoğunluk dışındaki görüş sahiplerinin de bu gücü bloke etme etkisizleştirme gibi davranış sergilemelerine de asla izin verilemez. Siyaset kurumları geçmişte yaşanan fahiş hatalarla hesaplaşarak sorunlara çözüm önerilerini samimiyetle sunabilmelidirler. Ümit ediyorum ki bu gayret Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır.''

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, Türkiye'de demokratikleşmeyi engelleyen en önemli sebeplerden birisinin de Siyasi Partiler Kanunu'nun çağı yakalayan, çoğulculuk ve temsil esasına uygun bir yapıya kavuşturulamaması olduğunu vurguladı. Kılıç, ''Anayasa'da yapılan değişikliklere paralel olarak Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikler yapılmadığından dolayı Anayasa Mahkemesinin siyasi ve mali denetim görevi güçlükte yürütülmektedir. Anayasa'da belirtilen siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin sebeplerin, Siyasi Partiler Kanunu'nda yeterli ve anlaşılabilir şekilde açılımlarının yapılmamış olması suçların yasallığı ilkesiyle de çelişmektedir'' diye konuştu. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na göre partilere bütçeden ödenen devlet yardımının genel seçim barajını aşmış olan partilerle milletvekili seçimlerinde en az yüzde 7 ve yukarı oy almış olan partilere yapıldığını anımsatan Kılıç, ''Adil olmayan bu dağılım Anayasa'nın 69. maddesinde öngörülen 'devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakma' yaptırımını devlet yardımı almayan partiler yönünden uygulanamaz hale getirmiştir'' dedi.

Anayasa Mahkemesinin son yıllardaki parti kapatma davalarında siyasi özgürlükler lehine uygulamalar ortaya koyduğunu ifade eden Kılıç, 1990-2000 yılları arasında 19 siyasi parti hakkında kapatma davası açıldığını, 17 partinin kapatılmasına 2'si hakkında da kapatma isteminin reddine karar verildiğini anlattı. Kılıç, 2001-2010 yılları arasında ise 15 siyasal parti hakkında kapatma davası açıldığını bunlardan biri hakkında kapatma kararı, 10'ü hakkında ret kararı, 4'ü hakkında ise davanın düşürülmesine karar verildiğini ifade etti. Bu sayılardan da görüleceği gibi 2001 yılından sonra Anayasa Mahkemesinin parti kapatma davalarında önemli bir tavır değişikliği sergilediğinin söylenebileceğini kaydeden Kılıç, Anayasa Mahkemesinin başlattığı bu önemli değişikliğin sebebinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Anayasa Mahkemesinin kararlarında belirtilen kriterleri esas alan bir yaklaşım göstermeye başlaması olduğunu söyledi. Kılıç, ''Başka bir anlatımla terör, şiddet ve baskı bağlantılı parti çalışmaları dışında kalan faaliyetler ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek kapatma kararına dayanak teşkil eden delil olarak kabul edilmemektedir'' diye konuştu. Kılıç, parti kapatma davalarında ortaya çıkan bu sonucun özgürlükler bağlamında olduğu kadar demokrasi adına da sevindirici bir gelişme olduğunu kaydetti.

Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da siyasi partilerin mali denetimlerinin Sayıştay tarafından yapılabileceğinin, denetim sonuçlarının ise Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanacağının öngörüldüğünü anımsatarak, ''Ancak, bireysel başvuru ile oluşacak iş yükü gözetildiğinde muhtemel anayasa değişikliğinde bu görevin Anayasa Mahkemesinden tümüyle alınmasının yerinde olacağı düşünülmektedir'' dedi. Törenin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve diğer protokol üyeleri Kılıç'ın odasına geçerek, bir süre sohbet ettiler.

 

Kılıç, gazetecilerin sorularını yanıtladı

Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 49. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törenin ardından konukları kapıya kadar uğurladı. Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıç, bir gazetecinin Danıştay ve Yargıtay başkanlarının törene katılmadığını hatırlatması üzerine, ''Gerekli davetleri yaptık ama takdir kendilerinindir ama şunu söylüyorum, devlette hiçbir zaman küslük olmaz, dargınlık olmaz. Tabii ki eleştireceğiz, tabii ki konuşacağız ama sonuçta doğruyu bulacağız. Bu ülkenin hukuk devleti olması için ne gerekiyorsa hiçbir şeye kapılmadan bütün gerçekleri ortaya koyacağız. Onun için bunlardan alınmak, gücenmek bence devlet gelenekleriyle çok da uyuşmuyor ama tabii ki Danıştay ve diğer yargı organlarımızın üyelerinin bu tercihlerini de saygıyla karşılıyorum'' diye konuştu.

Bir gazetecinin ''Yeni anayasa için toplumsal mutabakat çağrısı yaptınız. Bir önceki anayasa çalışmasında bunu göremediğiniz için mi?'' sorusu üzerine Kılıç, şunları söyledi: ''Demokrasinin uzlaşma ve diyalog kurma niteliklerini ve özelliklerini hayata geçirebilmemiz gerekiyor. Bunu hayata geçiremediğimizden dolayı maalesef toplumun bir bölümü anayasa yapımında bunun dışında kalıyor. Bu da tabii ki 'toplumsal sözleşme' olarak nitelendirdiğimiz bir belge için ciddi bir eksikliktir. O nedenle herkesi uzlaşmaya çekmeye çalışıyorum ama bu uzlaşmadan kasıt da tabii çok küçük bir azınlık gruba sahip olan bir siyasi partimizin, ona ihtiyaç duyuyorsa, büyük bir bölümü büyük bir siyasi grubu bloke etme, onu etkisiz, çalışamaz hale getirme gibi bir anlayışı da asla kabul etmiyorum. Benim söylediğim tamamen siyasilerimizin bir araya gelerek bu işi müzakere etme imkanının sağlamalarıdır. Biz bu konuda umutluyuz. Son gelişmeler bunun sinyallerini de veriyor. Anayasa konusunda seçimden sonra yeni bir süreç başlayacaksa bu konuda önceki dönemlere göre daha olumlu ve daha şanslı bir davranış içerisine girecekleri sinyallerini de alıyoruz.''
 

Seçim barajı

Kılıç, bir gazetecinin ''Yüzde 10 barajını eleştiriyor musunuz?'' sorusuna ise şu yanıtı verdi: ''Yüzde 10 barajı nedeniyle çok büyük bir kitlenin meclisin dışında kaldığını görüyoruz. 2007 yılındaki rakamlara bakacak olursanız çok büyük bir kitlenin mecliste temsil edilmediğini görüyorsunuz. Anayasa bir toplumsal mutabakat, sözleşmeyse bunların da bu sürece dahil edilmesi gerekir. O nedenle de hiç olmazsa yüzde 10 barajı kalkmıyorsa veya azaltılmıyorsa en azından meclis dışında kalan siyasi partilerimizle de iyi bir diyalog kurularak onların da düşünceleri ve önerileri dikkate alınmalıdır diye düşünüyorum.''

Parti kapatmayla ilgili bazı değerlendirmeler olduğu hatırlatılarak, ''Yeni anayasa çalışmalarında parti kapatmanın zorlaştırılması görüşünde misiniz yoksa aynı kriterler devam etmeli mi?'' sorusu üzerine de Kılıç, şunları kaydetti: ''Son yapılan anayasa değişikliklerinde de gördüğünüz gibi siyasi parti kapatma oldukça zorlaştırıldı. Ancak benim üzerinde durduğum siyasi partilerin kapatılma sebepleriyle ilgili özellikle 68. maddenin yanlış hatırlamıyorsam 4. fıkrasında sayılan kapatma süreçlerinin çok daha net, anlaşılabilir ve yargı organlarının yorumuna da çok fazla ihtiyaç duyulmayacak şekilde bir netlikte ve açıklıkta açılımlar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu yönüyle anayasada belki bu konu düşünülebilir. Seçimde hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan sınırlamalarla ilgili çok muğlak, açık olmayan ve her tarafa çekilebilecek nitelikte hükümler var. Bunların da açıklığa kavuşturulması lazım. Bu sebeple her zaman arkadaşlarımızın ifade ettiği çok açık, net, anlaşılabilir bir anayasa yerine belki bu önemli konuları çok daha ayrıntılı açıklayacak bir anayasanın uygun olacağını kanaatindeyim.''

Kılıç, yeni anayasayla ilgili umudu olup olmadığının sorulması üzerine, yeni anayasa konusundaki siyasi girişimleri dikkatle izlediğini, bundan çok mutlu olduğunu söyledi. Haşim Kılıç, siyasi partilerin anayasa değişim sürecinde bir araya gelerek müzakere imkanını sağlayacakları kanaatinde olduğunu kaydetti.
 

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 49. yıl dönümü dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün mesajı yayımlandı. Mesajında, ''kanunların anayasal ilkelere uygunluğun sağlanması ve bu suretle temel hak ve hürriyetlerin teminat altına alınması düşüncesinin, anayasal demokrasilerde anayasaya uygunluk denetimini ve anayasa mahkemelerinin varlığını gerekli kıldığını'' belirten Gül, şunları kaydetti: ''Bu itibarla, Anayasa Mahkememizin de asıl varlık sebebi, anayasa ile teminat altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunmasıdır. Anayasa Mahkememiz bu özelliği ile hukuk devleti ilkesi yönünden çok önemli bir fonksiyonu yerine getirmektedir.''

Gül, başlangıçta özellikle temel hak ve hürriyetleri korumak için kanunların anayasaya uygunluk denetimini yapan anayasa mahkemelerinin, son yıllarda aynı amaçla bireysel başvuruları da inceleyip karar bağlayan anayasal kurumlara dönüştüğünü ifade ederek, şöyle devam etti: ''Anayasa Mahkememiz de 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla yürürlüğe giren anayasa değişikliği ve bu değişikliklere uyum için çıkarılan kanunu ile düzenlenen yeni yapısı ve ve görevleriyle yeni bir döneme başlamaktadır. Bu düzenlemelerle üye kaynakları genişletilen Anayasa Mahkememiz, bireysel başvuruları da inceleyebilecek bir yapıya kavuşmuştur. Halen birçok ülkede uygulanmakta olan bireysel başvuru müessesesinin kabulü ile ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapılmasına gerek kalmadan, temel hak ve hürriyet ihlali iddialarının iç hukukumuzda karara bağlanabilmesi için yeni bir imkan öngörülerek, Anayasa Mahkemesinin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasını hedefleyen esas varlık sebebinin güçlenmesi mümkün kılınmaktadır. Yeniden yapılandırılarak görev ve yetkileri genişletilen Anayasa Mahkememizin anayasa yargısı alanındaki önemli birikimi ile önümüzdeki yıllarda da hukukun üstünlüğünü sağlama yönünde büyük hizmetlerde bulunacağına yürekten inanıyorum. Bu vesile ile Anayasa Mahkememizin 49. kuruluş yıl dönümünü kutluyor, Anayasa Mahkememizin değerli başkan ve üyeleri ile raportörlerine ve bütün çalışanlarına başarılar diliyorum.''
 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıl dönümü nedeniyle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'a kutlama mesajı gönderdi. Başbakan Erdoğan'ın mesajı şöyle: ''Devletimizin en temel kurumlarından biri olan Anayasa Mahkemesi, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin işleyişinde çok esaslı bir görev üstlenmektedir. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması neticesindeki Anayasa değişiklikleriyle birlikte, Anayasa Mahkemesinin görev alanında da önemli düzenlemeler yapılmıştır. Böylece, gelişmiş hukuk devletlerinde uygulanmakta olan bireysel başvuru gibi önemli bir hak arama yolu, tarihte ilk defa Türk hukuk sistemimizde de yerini almış, vatandaşlarımız için yeni bir hak arama imkanı doğmuştur. İnanıyorum ki yapılan değişiklerle birlikte Anayasa Mahkemesi, çok daha itibarlı konum elde etmiş, evrensel ölçütlere her zamankinden daha da yaklaşmıştır. Bu itibarla kanunların Anayasa'ya uygunluğunu denetleyen; evrensel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıl dönümünü kutluyor, değerli üyelerine ve tüm çalışanlarına başarılar diliyorum.''

Haberle ilgili diğer fotoğraflar için tıklayınız!

25 Nisan 2011 
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, ALES'te mağdur olan adaylara elektronik posta gönderdi

Kaynak : http://www.internethaber.com/osymden-mektuplu-ales-itirafi-342946h.htm#ixzz1KXmYA3Jc

ÖSYM tarafından düzenlenen Akademik Personel ve Lisanüstü Eğitimi Giriş Sınavı'nda (ALES) İzmir'de yaşanan soru kitapçığı krizinin ardından, mağdur olan adaylara e-posta gönderen ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, "Kitapçıklarınız incelenecek ve sizlerin mağdur olmaması için ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilerek gereken işlem yapılacaktır" dedi.

Demir, bazı kitapçıklarda hata yapıldığını da kabul etti.              

Arınç'tan ilk yorum!
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın ALES'teki kitapçık kriziyle ilgili ilk yorumu sert oldu.
HABERİ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

ALES'teki kitapçık krizinin yazılı ve görsel basına yansıyıp, YGS'deki şifre iddialarının ardından yeni bir "skandal" olanarak değerlendirilmesinin ardından ÖSYM'den yapılan açıklamada çok az sayıdaki kitapçıkta, matbaadan kaynaklanan hata olduğu belirtildi. Bu arada soru kitapçıklarının, YGS'de olduğu gibi yine Meteksan firması tarafından basıldığı anlaşıldı. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir yaşananların ardından mağdur olduklarını belirten adaylara e-posta göndermeye başladı.

İKİNCİ MEKTUP

Ali Demir, YGS'de yaşanan şifre skandalının ardından yükselen tepkileri düşürmek için de YGS adaylarına mektup göndermişti. YGS adaylarına 'ikinci sınava gönül rahatlığıyla hazırlanın' mesajı veren Demir, ALES adaylara gönderdiği e-postada şunları dile getirdi:

"Sevgili 2011-ALES İlkbahar Dönemi Adayı, 24 Nisan 2011 günü yapılan sınavda size verilen soru kitapçığında basım hatası olduğu tespit edilerek bilgisi bana iletildi. Size verilmiş olan soru kitapçığı ÖSYM'ye eriştiğinde kitapçıklarınız incelenecek ve sizlerin mağdur olmaması için ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından değerlendirilerek gereken işlem yapılacaktır. Başarı dileklerimle."



Kaynak : http://www.internethaber.com/osymden-mektuplu-ales-itirafi-342946h.htm#ixzz1KXmKLCiD 

1
0
0
Yorum Yaz