25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 426-435)

"Ölürsem gözüm açık gitmez," dedi. "Ali Saip Bey yalan söylemez. Dediği mutlaka çıkacak. İsmet Paşanın has adamı."
İşte bu sıralar kasabada gene kıyametler kopuyordu. Ali Safa Bey, İnce Memedin yakalanmamasından dolayı Kaymakama, Candarma Kumandanına yapmadığını bırakmıyordu. Onları, eşkıyaları himayeyle itham ediyordu. Ankaraya tel üstüne tel yağdırıyordu. Ankara, Kaymakama eşkıyaları yakalaması için şiddetli emirler veriyordu.
Yüzbaşı bizzat candarmalarm başındaydı. Toros köylüklerine gma gelmişti artık. Eşkıyadan değil candarmadan.
İnce Memed hiçbir köyde barınamıyor, günlerce aç susuz, bir de çocukla dağlarda kalıyordu. Birkaç kere Yüzbaşı Faru-kun pususuna düşmüşler kurtulmuşlardı. Bugünlerde eğer Ke-rimoğlu olmamış olsaydı, İnce Memedin hali dumandı. Nerede olursa olsun mermi, ekmek, para yetiştiriyordu. Vayvay köyünden gelen paralar da Kerimoğlu yoluyla ulaşıyordu.
Bayramı Koca Osman kadar Kerimoğlu da dört gözle bekliyordu. Şunun şurasında ne kaldı.
Değirmenoluk, cümle Dikenlidüzü köylüleri af haberinden memnun değildiler. Memed dağdan inince Abdi Ağa köye geri gelecekti. Ödleri kopuyordu.
"Af dediğin de neymiş yani. Eşkıya eşkıyaysa dağda gezer. Memedin yerinde olsam inmem. Bizim gibi köylü olup da ne sürünecek. Alem ondan korkuyor."
427
Topal Ali:
"Duydun mu İnce Memed," dedi.
Memed gözleri apaydınlık güldü.
"Yoook."
"Ne yok? Sen de..."
"Vallahi yok."
Ali:
"Dur öyleyse..."
"Söyle."
"Demedim miydi sana Çiçeklideresinde Koca Osmanı? Ali Saip Bey Ankaradan gelmiş, büyük bayramda af çıkacakmış. Bunun üstüne Koca Osman köylüyü toplamış başına, böyle böyle demiş. İnce Memed bizim şahinimiz. Gelsin köye yerleşsin. Köylüler, başımız üstünde yeri var demişler. Sana yüz dönümlük bir tarla satın almışlar. Koca Osman kendisi seçmiş. Bir de ev yapıyorlar. Koca Osman dedi ki Ali Saip Bey yalan söylemez. Aman kendisini iyi korusun. Böyle söyle dedi. Af haberini ben ulaştıracağım şahinime dedi. Eeee, işler nasıl?"
Memed:
"Şu yüzbaşıdan dur durak yok. Öteki eşkıyaları bırakmış, kanlı katilleri, hep benim peşimde. Belki on kezdir çarpışıyoruz. Ne olursa olsun bir daha karşılaşırsam vuracağım."
Topal:
"Af var, boş ver," dedi.
Memed:
428
"Çok geliyor üstüme. Vuracağım."
"Etme. Bekle az daha. Oyala."
Topal gitti.
Affı duydu duyalı Hatçenin gözüne uyku girmiyordu, sevinçten.
Alayarın kan gibi kırmızı toprağı vardır. Hani çok kırmızı bir karpuzu ortadan yarar, güneşe korsun. İşte öyle kırmızı.
Üç günden beri Alayarın kırmızı topraklarına sığınmışlardı. Yüzbaşı Faruk başlarında alıcı kuş gibi dönüyordu ya, gene de mutluydular.
Hatçe, Iraz türküler söylüyorlardı. Oğullarının adı Memed kalmıştı. Memed tombul tombul büyümüştü. Bugünlerde de en güzel ninniyi dinledi. Hatçe Memedini havaya atıp atıp tutuyordu.
"Iraz teyze," diyordu, "bak hele şu Allahm işine. Biz otuz dönüm diyorduk. Allah bize yüz dönüm verdi. Bir de ev üstelik."
Öyle şakalar, öyle çocukluklar, öyle aptallıklar yapıyordu ki, on iki yaşında kız çocuğu yapmaz.
Memede ikide birde:
"Aman Memed," diyordu, "af çıkıyor. Evimiz, tarlamız var. Neden yüzün gülmüyor? Gülsene azıcık."
Memed buna acı acı gülümsüyordu.
Gün doğmadan Alayarda Yüzbaşı Faruk tarafından sarıldılar.
Yüzbaşı:
"İnce Memed, ben Asım Çavuş değilim. Hizaya gel," diye bağırıyordu. Memed karşılık vermiyordu. Candarmanın elinden nasıl kurtulunur, öğrenmişti. Aldırmıyordu bu yüzden.
Oyalama kurşunlan sıkıyordu. Gece olsun, aralarından süzülüp çıkacaklardı. Iraz en namlı eşkıyadan daha atik, daha nişancı, daha yürekliydi. Tek başına üç gün bu candarmaları oyalayabilirdi. Yüzbaşı Faruk deli divane oluyordu. Bir tek adam, bir tek kadm! Üstelik de çocuk!
"İnce Memed, kurtulamazsın elimden."
İnce Memed niyeti arıtmıştı. Yüzbaşıyı öldürmeye sıkıyordu. Onun için ta içlerine sokulmuştu. Böyle bir ihtiyatsızlığı ilk kez yapıyordu.
429
Arkadan:
"Yandım," diye Hatçenin sesi geldi. Memed olduğu yerde donakaldı, ama geri dönmedi. Yüzbaşının bulunduğu yeri ateş çemberine aldı. Bunu da içi götürmedi, oraya bomba üstüne bomba attı. Hışımla geride döndü, geldi Hatçenin yanma. Hat-çe upuzun uzanmış cansızdı. Çocuk da yanındaydı. Hatçe güler gibi yatıyordu.
Memed deliye dönmüştü, makinalı gibi taratıyor, ha bire el bombalarını savuruyordu. Iraz da bir taraftan.
Yüzbaşı yara içinde kaldı. Candarmalar dayanamadılar.
Iraz Hatçenin ölüsüne kapanmış ağlıyordu. Yüzü hapisa-neye ilk geldiği günkü gibi olmuştu.
Memed tüfeğini kucağına çekip oturmuş, başını eğmiş ağlıyordu.
Iraz ölüden başını kaldırdı. Göğe baktı. Ta yücelerden bir katar turna geçiyordu.
Hatçenin kanı, Alayarm kırmızı toprağına karışmıştı.
Sonra çocuk bir ağlama tutturdu. Memed, çocuğu kucağına aldı. Bağrına bastırdı. Avutmak için dolanarak ninni söylemeye başladı.
"Şu köye haber verelim de," dedi Iraz, "gömsünler Hatçeyi."
Iraz haber vermeye gitti. Memed, kucağında çocuk, yüz etleri korkunçlaşmış, gerilmiş, ölüye gözlerini dikmiş, taş gibi kıpırtısız kaldı.
Haberi alan köylüler, kadın erkek, çoluk çocuk ölünün yanına geldiler.
"Vaaay," dediler, "vaaay İnce Memedin talihsiz Hatçesi."
Memed muhtarı çağırdı. Eline para verdi:
"Şanlı şöhretli defnedin Hatçemi," dedi. Hatçeye uzun uzun baktı. Hatçe gülümsüyordu. Çocuğu kucağına aldı.
"Yürü Iraz teyze," dedi.
Iraz arkada, o önde dağa yukarı çıktılar.
Dorukta bir mağara buldular. Kapısının taşına oturdular. Yandaki ağaçlardan yapraklar dökülüyordu. Bir kuş ötüyordu. Karşıki kayadan bir top ak güvercin kalktı. Bir kertenkele bir kütüğün üstüne çıktı. Bu sırada Memedin kucağında uyumuş kalmış çocuk uyandı. Sonra da bastı çığlığı...
430
Iraz geldi. Memedin sırça parmağından tuttu, gözlerinin içine baktı:
"Kardaş!" dedi. "Kardaş! Sana bir şey diyeceğim İnce Me-medim."
Memed kımıldamadan bekliyordu.
"Kardaş, şu çocuğu ver bana da başımı alıp Antep köylüklerine gideyim. Ölecek bu dağlarda. Açlıktan ölecek... Rızamın kanından vazgeçtim. Rızamın yerine işte bu! Ver de gideyim. Büyütüyüm sabiyi."
Memed kucağındaki çocuğu ağır ağır uzattı. Iraz aldı, bağrında sıktı.
"Rızam!" dedi. "Benim Rızam."
Bir eliyle de üstündeki fişeklikleri soyuyordu. Soydu. Hepsini bir yere yığdı.
"Sağlıcakla kal İnce Memed," dedi.
Memed vardı Irazı kolundan tuttu. Çocuk ağlamasını kesmişti. Uzun uzun çocuğun yüzüne gözlerini dikti baktı:
"Uğurola."
431
37 ¦
Sağrısı toparlak değil, uzun olacak. Yumurta gibi. Kulakları kalem, alnı akıtma sakar, bacakları belinin uzunluğuna bakarak kısa, rengi ne al, ne doru, ne kula, ne de kır olacak, rengi pare pare benekli demirkır olacak.
At, Koca Osmanın evinin önünde bekliyordu. Kişniyor, eşiniyordu. Beli incecikti. Gözleri kız gözleri gibiydi. Işıltılı, kederli. Kuyruğu topuklarına kadar sarkıyordu. Süzülüyordu. Yalısı sağa yatmıştı. Koştuğu zaman dürülür, kaval gibi olurdu.
Büyük bayramla birlikte af da çıkmıştı. Dağdaki eşkıyaların çoğu, birkaçı hariç, hemen hepsi inip tüfeklerini teslim etmişlerdi. Candarma dairesinin avlusunda türlü türlü eşkıya... Bekleşip duruyorlardı.
Koca Osman atın yalısını okşayıp:
"İnce Memedime, şahinime de layık," dedi. "Oğluma da layık bu at."
Köylüler:
"Layık," dediler.
Koca Osman atın sırtına atladı:
"Ben şahinimle iki güne kalmaz gelirim. Gidin Endelin köy yerinden davulcuları çağırın. Çifte, davullar dövülsün. Kasabada, Vayvay köyü İnce Memedi böyle karşılamalı. Herkesin eşkıyaları yaya gelir, bizim İnce Memedimiz Arap atlan..."
Koca Osman atın dizginlerine asıldı, doldurdu. Toroslar tüm maviye batmıştı. Morarıyordu.
432
Af haberini İnce Memede Cabbar getirdi. İki eski arkadaş uzun uzun kucaklaşıp konuşmadan yan yana oturdular.
Cabbar ayrılırken:
"Ben gidip teslim oluyorum," dedi.
Memed ağzını açmadı.
Değirmenoluğa bir öğleüstü girdi. Yüzü kararmış, gözleri çukura kaçmış, alnı kırış kırış olmuştu. Bir kaya parçası gibiydi. Küçücük kalmış gözleri bir inatçı pırıltıydı. Böyle dal-gündüz ilk kezdir ki köye giriyordu. Sarhoşlar gibi yalpa vuruyordu. Kendinden geçmiş gibiydi. Kapılardan kadınlar başlarını uzatmışlar şaşkınlıkla, korkuyla bakıyorlardı. Çocuklar, arkasında, uzağından sessiz, korka korka onunla birlikte yürüyorlardı.
İnce Memedin köye girdiğini Hürüye haber verdiler. Hürü koşa koşa geldi onu alanda karşıladı.
Hışımla yakasından tuttu:
"Memed! Memed!" diye bağırdı bütün sesiyle. "Hatçeyi yedirdin onlara da şimdi teslim olmaya mı gidiyorsun? Abdi Ağa gelecek gene köyde paşa gibi oturacak. Sen teslim olmaya mı gidiyorsun? Avrat yürekli. Dikenlidüzü bir bu yıl aç kalmadı. Bir bu yıl, bol bolamadı ekmek yedi. Gene Abdi Ağayı başımıza bela mı edeceksin? Nereye avrat yürekli İnce Memed? Teslim olmaya mı gideceksin?"
Bu sırada bütün köy halkı alana toplanmış, ölü gibi, sessiz, kımıldamadan öylecene duruyorlardı.
"Avrat yürekli Memed! Bak şu kadar köylü, bak şu kadar insan senin gözüyün içine bakıyor. Teslim mi olacaksın? Abdiyi gene başımıza mı getirteceksin? Güzel Dönemin kemikleri sızlar mezarda. Güzel Hatçemin kemikleri..."
Memed sapsarı olmuş titriyor, toprağa bakıyordu.
Hürü yakasını hızla bıraktı:
"Git de teslim ol avrat yürekli herif," dedi. "Af çıkmış."
Bu sırada, Koca Osman doludizgin kalabalığa girdi.
"İnce Memed, şahinim," dedi. Kalabalığı yararak, Memedin yanma geldi boynuna atıldı:
"Şahinim," dedi. "Evin yapıldı bitti. Tarlanı da ektirdim. Bu atı da köylü senin için aldı. Öteki eşkıyalar gibi değil. Vay-
433
vay köyü şahinimi davul zurnayla karşılayacak. Çatlasın Ali Safa, Abdi Ağa... Bin ata, yürü!"
Alandaki kalabalık tepeden tırnağa homurdandı. Ortalık homurtuya kesti:
"Kör olası ihtiyar. Kör olası... Kör olası..."
Memed Koca Osmanın elinden atın dizginini aldı. Üstüne atladı. Kalabalığın öteki ucunda Topal Ali duruyordu, ona doğru sürdü. Bütün başlar o tarafa doğru çevrildi. Memed Topala başıyla, "düş önüme," diye bir işaret yaptı. Topal yürüdü. Memed atı doldurdu, bir top toz içinde köyden çıktı. Homurtulu kalabalık arkasından bakakaldı. Donup kaldı. Tutup kesseydi-niz, hiçbirisinden bir damla kan akmazdı.
Atın başını Şahininkayasmda çekti. Attan indi. Atı götürdü bir çınara bağladı. Çınar yaprağını dökmüş, yarı beline kadar altın sarısı, kırmızı damarlı yaprak içinde kalmıştı.
Şahininkayası pınarının dört bir yanı yemyeşil olmuştu. Billur yeşili... Bir taşın üstüne oturdu. Başını da elleri arasına aldı.
Neden sonradır ki Topal Ali gelebildi. Soluk soluğaydı. Telaşlıydı. Yanına oturdu. Alnının terini şahadet parmağıyla aldı, silkti:
"Ah kardaş yorgunluktan öldüm. Soluğum çıkmıyor."
Soluğunu toplamak için bir süre sustu.
Memed başını ağır ağır kaldırdı. Gözleri gene öyle ışığa kesmişti. Kafasından sarı parıltı aktı, kaynadı.
"Ali kardaş! Gece yarısı evinde olur mola? Bulabilir miyim?"
"Bulursun. Elinle koymuş gibi. Korkusundan dışarı bir adım atamaz gece."
"Evi bir daha, iyice söyle hele."
"Hapisane var ya, var. Sen orayı bilirsin. Haa, işte onun sağında Candarma Dayırası var. Candarma Dayırasmı az geçince, sokağın öteki ucunda çivit boyalı bir tek ev var. Sen gece gideceğine göre, boyası gözükmez. Yalnız, bir tek ev. Uzun, minare gibi bir bacası var. Oradan doğrultursun. Belli olur. Gözüne hemen çarpar. Uzun. İki katlı. Oradaki evler hep bir katlı. Abdi Ağa günbatıdaki odada yatar, tek başına. Alttaki büyük kapı
434
arkadan sürgülüdür. Bir yarık vardır. O yarıktan hançerini sokar, yukarı kaldırırsın. Açılır."
Memed, hiçbir şey söylemeden kalktı, ata doğru gitti çözdü, atladı. Doludizgin... Rüzgar gibi süzülüyordu at. Yalısı kaval gibi duruluyordu.
Kulağına aşağıdaki değirmenin şakırtısı gelince kendine geldi. Atın başını çekti. Azıak bir süre durdu. Kulak verdi. Sonra, atı ağır ağır sürdü. Tüfeğinin ağzına kurşun verdi. Tabancasına da... Tekereklerin evinin orada at ürker gibi yaptı. Burada atı mah-muzladı. Çarşının ortasından geçti. Kahvelerin lüks lambaları daha yanıyordu. Birkaç adam ona tuhaf tuhaf baktı. Bugünlerde silahlı adamlara o kadar şaşmıyorlardı. Olağandı. Boş verdiler. O, adamları görmedi bile. Caminin yanındaki sokaktan yukarı sürdü. Uzun bacalı ev sola düşüyordu. Evin önünde attan indi. Atı avludaki büyük, karanlık dut ağacının yatık bir dalma bağladı. Hançerini soktu, evin kapısını açtı. Yukarda ışık yanıyordu. Merdivenleri üçer üçer çıkü. Kadınlar, çocuklar Memedi görünce bir kıyamettir kopardılar. Doğru günbatıdaki odaya gitti. Abdi Ağa, uykulu uykulu kollarını açmış geriniyordu. "Ne var? Noluyor?" diye soruyor, geriniyordu. Vardı, kolundan tuttu, salladı:
"Ağa Ağa! Ben geldim Ağa!" dedi.
Abdi Ağa gözlerini açtı. Önce inanamadı. Sonra gözleri açık öyle kalakaldı. Gözlerinin karası bile apak kesildi.
Dışarda bir kıyamettir kopuyordu.
Memed elindeki tüfeği doğrulttu. Abdi Ağanın göğsüne üç el ateş etti. Kurşunların rüzgarından odadaki lamba söndü.
Yıldırım gibi merdivenlerden aşağı indi, ata bindi. Bu sırada candarmalann haberi olmuş, evi boyuna kurşunluyorlardı. Atı doludizgin Torosa sürdü. Arkasından kum gibi kurşun kaynıyordu. O hızla kasabayı çıktı.
Gün doğuyordu ki köye girdi. Orta yerde atın başını çekti. At terden kapkara olmuş, göğsü körük gibi inip inip kalkıyordu. Boynu, sağrısı köpüğe batmıştı. Memed de çok terlemişti. Ter, kulunçlarmdan fışkırmıştı. Yüzü, perçemi ıpıslaktı.
Gün bir adam boyu yekindi. Gölgeler uçsuz bucaksız batıya doğru uzadı. Islak at tepeden tırnağa ışığa boğuldu. Her yanı pırıl pırıl. Öyle dimdik.
435
Köylüler, onu öyle orta yerde, at üstünde dimdik, kaya gibi gördüler. Yavaş yavaş, sessizce, çoluk çocuk, genç yaşlı dört bir yanını aldılar. Kocaman bir halka oldular. Ortalıkta çıt yoktu. Soluk alışları bile duyuluyordu. Gözlerini ona dikmişlerdi. Yüzlerce göz üstündeydi. Susmakta inat ediyorlardı.
Orta yerdeki dimdik, kaya kesilmiş atlı azıcık kımıldadı. At bir iki adım attı sonra durdu. Atlı başını kaldırdı. Gözlerini kalabalığın üstünde gezdirdi. Hürü Ana sapsarı kesilmiş, kurumuş, kanı çekilmiş, gözlerini kocaman kocaman açıp üstüne dikmiş ondan bir söz, bir devinme bekliyordu.
Sonra at gene kımıldadı. Memed atı Hürü Anaya doğru sürdü. Önüne gelince atın başını çekti.
"Hürü Ana! Hürü Ana!" dedi. "Oldu. Hakkınızı helal edin."
Alidağı tarafına doğruldu. Bir kara bulut gibi köyün içinden süzüldü, çıktı. Gözden yitti.
Çift koşma zamanıydı. Dikenlidüzünün beş köyü bir araya geldi. Genç kızlar en güzel giyitlerini giydiler. Yaşlı kadınlar sütbeyaz, sakız gibi beyaz başörtü bağladılar. Davullar çalındı... Büyük bir toy düğün oldu. Durmuş Ali bile hasta haline bakmadan oyun oynadı. Sonra bir sabah erkenden toptan ça-kırdikenliğe gidip ateş verdiler.
İnce Memedden bir daha haber alınmadı. İmi timi bellisiz oldu.
O gün bu. gündür, Dikenlidüzü köylüleri her yıl çift koşmazdan önce, çakırdikenliğe büyük bir toy düğünle ateş verirler. Ateş, üç gün üç gece düzde, doludizgin yuvarlanır. Çakırdi-kenliği delicesine yalar. Yanan dikenlikten çığlıklar gelir. Bu ateşle birlikte de Alidağın doruğunda bir top ışık patlar. Dağın başı üç gece ağarır, gündüz gibi olur. 

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 426-435) 

35
0
0
Yorum Yaz